Ataerkilliği Yüceltmek, Erkekliği Kutsamak
Oral Çalışlar, Posta gazetesindeki köşesinde RTÜK’ün verdiği klip cezasını eleştiriyor. Verilen cezayı klibin erotizmine değil, erkek popçulara iltimas geçtiği düşünülen, RTÜK’teki erkek egemen statükoya bağlıyor.
Hatta, “Merak edip baktım: RTÜK'ün 9 üst kurul üyesinin tamamı erkek...” diyor. Dolayısıyla erkek egemen bir kuruldan ceza/yasak dışında bir karar çıkamaz demeye getiriyor. Kadınların RTÜK üyeliğine seçilmesi halinde durumun kadınlar lehine değişeceğini ima ediyor.
Ekranda yer alan bazı işleri düşünüyorum da galiba Çalışlar haklı…
Mesela, son yılların en çok ilgi çeken televizyon işlerine bakalım….
Aşk-ı Memnu, Kuzey Güney, Kara Sevda, Med Cezir, Fatma Gül’ün Suçu Ne?, Bir Bulut Olsam, Muhteşem Yüzyıl, Yer Gök Aşk, Şeref Meselesi, Lale Devri, Kara Para Aşk, Kara Ekmek, Güllerin Savaşı, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Siyah Beyaz Aşk, Yaprak Dökümü, Cesur ve Güzel vb.
Çoğu kent erotizmi olarak adlandırılabilecek, iki kadın bir adam ya da bir adam iki kadınlı, bol gayri meşru çocuklu, haremli, tecavüzlü, aldatmalı, şantajlı, aile içi şiddetli, zorla evlendirmeli, küçük gelinli birbirinden sansasyonel, kışkırtıcı, albenisi yüksek işler bunlar değil mi? Bir çoğu, erkeklerin açık ara ön planda olduğu hatta bir kısmı erkeklerin açıkça yüceltildiği ve kadınların ikinci sınıf olarak görüldüğü yapımlar bunlar…
Şurası çok enteresan ki bu dizilerin büyük kısmının mutfağında modern kadınlar var. Bazen yapımcı, yönetmen, drama koordinatörü ve senarist olarak. Bazen de bu saydıklarımızdan sadece birkaçında görev alarak…
Mesela fenomen dizilerin senaristleri olarak bir arada çalışan Melek Gençoğlu, Ece Yörenç ikilisiyle; Eylem Canpolat ve Sema Ergenekon çifti…
Bu dizilerin bir başka önemli özelliğiyse yayımlandıkları dönemde cüretkar konseptleri ve ahlaki tartışmalarıyla toplum gündemini işgal etmeleri… 6112 sayılı Kanunun 8. Maddesindeki “müstehcenlik” sınırını defalarca ihlal etmeleri…
Dizi piyasasının önemli bir kısmının Türk milletinin kültürel değerleriyle başı hoş olmayan bir takım kadınların kontrolünde olduğu bir gerçek.
Bu kadınların erkek egemen söylemin ve kutsanan ataerkil kültürün bir numaralı sözcüleri olarak ekran başındaki kadın kitleyi büyüledikleri aşikar…
Ahlaki kaygıları olmayan bu tip kadınların RTÜK’te yer almaları halinde söz konusu cezaların verilebilmesi hayal elbette.
Türk modernleşmesini kadın üzerinden kurgulayanların iyi yere dükkan açtıklarını bu örneklerden anlamak mümkün.
Çalışlar gibilerin toplumun geleceği adına umut bağladıkları kadın tipi bu!
Bizim içinse cemiyetin kılcallarına nüfuz eden zararlı dünya görüşleriyle bu kadınlar tam anlamıyla toplum düşmanları…
Ancak Oral Bey dikkatli olmuş olsaydı “Sadece kadın şarkıcıların kliplerine ceza veriliyor.” çığırtkanlığının çarpıtmadan ibaret olduğunu görürdü. Çünkü RTÜK benzer cezaları Teoman, Murat Boz, Murat Dalkılıç gibi şarkıcıların klipleri için de kesmişti. Dolayısıyla “Yalnızca kadınlar cezalandırılıyor.” söyleminin arkasında meseleyi politikleştirip iktidar karşıtlığına dönüştürmeye çalışan bir eğilim var. Bu yaygaralara taviz vermeyeceğiz ve hak edene hak ettiği cezanın verilmesini RTÜK’ten talep edeceğiz.
BEBEKTEN EĞLENCE ÇIKARMANIN GADDARLIĞI ÜZERİNE
Samsun’da hemşirelerin yeni doğmuş bir bebeğin yüzüyle oynadığı video bazı kesimlerin dikkatini çekti.
Bazı kesimler diyorum, çünkü zamanını Youtube videoları, diziler, cinayet içerikli kadın programları, internetin felaket haberleriyle izleyerek harcayan geniş yığınlar görüntüleri fazla dikkate değer bulmadılar.
Çünkü videoda herhangi bir rahatsız edicilik göremediler.
Bir Youtube bağımlısını neyle şaşırtabilirsiniz ki!
Meselenin özü de bu zaten!
Türkiye’de insanların artık hiçbir şeye şaşırmıyor oluşu…
Bir felaketi tasvir eder gibi “Eğlence toplumu” diye tekrar tekrar feveran edişimizin altında bu gerçek yatıyor.
Eğlence toplumunda bir bebeğin ağlamasına rağmen yüzüne baskı uygulamak da,
bir köpeği bağlayıp kahkahalarla dövmek de,
7 yaşındaki çocukları dans ettirip keyiflenmek de,
yanındaki kadın bıçaklanırken durup izlemek de aynı oranda normal kabul ediliyor…
Eğlence toplumunda hiçbir şey felaket değil…
Aksine her felaket kutsal eğlencenin sıradan bir nesnesi gibi görülüyor…
Tıpkı yeni doğmuş bir bebeğe şiddet uygulamak gibi…
ÜNİVERSİTELERİN İÇLER ACISI DURUMU
İşte bilimin mabedi olarak gördüğünüz üniversiteleriniz…
İşte geleceğin teminatı laik, modern ve çağdaş gençliğiniz…
Anlı şanlı yüksek öğretim kurumlarından Yıldız Teknik Üniversitesi, yılın en önemli kadın oyuncusunu seçmiş. Ödül, Puhu TV’de yayımlanan Fİ ve Çİ dizilerinin bir bayan oyuncusuna verilmiş.
Gençliğin ödüle layık gördüğü kişi acaba iyi oyunculuğuyla mı bunu hak etti dersiniz? Sanmıyorum.
Bunu anlamak için kendisinin bu yıl magazin basınında neyle gündem olduğuna bakmak yeterli. Yalnızca oynadığı müstehcen sahneleriyle haber olmuş bu kişi üniversite tarafından ödüle layık görülmüş.
Bazı üniversitelerimiz Türk örf ananelerine düşman kültürlerin ileri karakol merkezleri gibi çalışıyor.
Sonuç: Bedenini sermayeleştirmiş, olumsuz karakterleri canlandırarak toplumda yaygınlaşmasını sağlamış kadınların taltif edilmeleri olarak yansıyor topluma.
Popüler kültürün kölesi haline gelmiş üniversitelerin içler acısı sefaleti bu işte…
Maalesef cehalet ve sefahat yuvasına dönüşmüş kurumlar bunlar.
Güya genç ve özgür(!) üniversiteliler tüketim kültürünün kendilerine beğen diye emrettiğini beğenip, nefret et dediğinden de nefret etmeyi bir mertebe sayıyorlar…
Böyle rollerde boy göstermiş bir kadını övgüye, saygıya değer bulacak kadar popüler kültüre teslim olmuş bir eğitim kurumundan ve o kurumun öğrencisinden kime ne hayır gelir?







