--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Altını Çizdiğim Satırlar

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
2

Üzerinize afiyet bir kaç gündür biraz keyifsizim. Böyle zamanlarda aldığım notlarımı gözden geçiririm. Çok faydalı olur. Neleri okumuşum, okuduklarımdan üzerinde düşünmek için nerelerin altını çizmişim diye bakarım. Onlardan bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.    

“Hikayemi saati saatine yazmam gerekiyor. Az sonra değişebilirim. Yalnız halim değil, amacım da değişebilir.

Nice insanlar kendilerinin olmayan inanışlar için başkalarından aldıkları, ne olduğunu bilmedikleri fikirler için ses çıkarmadan diri diri yanmışlardır.”

Denemeler- Montaigne

“İmdi, Batı Medeniyeti, yeryüzünde bugüne kadar insanlığın hayatına en derinlemesine nüfuz etmiş, en büyük etkiyi yapmış olan bir medeniyettir ve yine o, kendi özgüllükleri yanında, bütün insanlık için ortak olabilen, evrensel unsurlar ve değerler icat ve/veya keşfetmiştir. Onun bu niteliklerini ve özellikle derin etkisini sağlayan gücünün gerçek kaynağını anlamadan girişilecek her teşebbüs, akamete uğrayacaktır. Unutmayalım:Bilgi kudrettir.” 

Durmuş Hocaoğlu- Laisizim’den Mili Sekülerizm’e

“İnsan önce kendisinden başka hiç kimseye güvenmemesi gerektiğini dünyada sonsuz sorumluluklarının orta yerinde terkedilmiş ve yalnız olduğunu, bu dünyada kendi önüne koyduğundan başka hiçbir amaç, kendisi için oluşturduğundan başka hiçbir kader ve hiçbir yardım olmadığını anlamadıkça, kendi iradesiyle hiçbir şey gerçekleştiremez.”

Jean Paul Sartre - Varoluşçuluk

“Jön Türklerin Osmanlı, Şura-ı Ümmet, Meşveret ve İctihat Dergileri’ni ve Ziya Gökalp’in Küçük Mecmuası’nı bir kenara koyun, Mustafa Kemal’in programından geriye hiçbir şey kalmaz.”

Yalçın Küçük- Bilim ve Edebiyat

“Zaten Waterloo tarihteki en ilginç karşılaşmaya tanıklık etti. Napoléon ve Wellington iki düşman değil, iki zıt karak- terdi. Antitezleri seven Tanrı hiçbir zaman bu kadar etkileyici bir kontrasti, bu kadar olağanüstü bir yüzleştirmeyi ortaya koymamıştı. Bir yanda yalınlık, öngörü, geometri, temkinlilik, hazır tutulan yedek kuvvet, sarsılmaz bir soğukkanlılık, muhteşem bir yöntem, araziyi dikkate alıp bundan yararlanmasını bilen bir strateji, taburları dengeleyen bir taktik, eksiksiz bir kıyam, dakikası dakikasına hesaplanmış, hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmadığı bir savaş, eski klasik cesaret, mutlak kusursuzluk; diğer yanda önsezi, kehanet, garip bir askerî yetenek, insanüstü bir içgüdü, alev saçan kartal gibi bakan, yıldırım gibi vuran gözler, küçümseyici bir taşkınlığın olağanüstü sanatı, derin bir ruhun tüm gizemleri, kaderle iş birliği; uyarılan ve bir şekilde itaat etmeye zorlanan nehir, ova, orman, tepe, savaş alanının üzerinde bile tahakküm kurmaya çalışan bir despot, onu yüceltse de, bazen kafasını karıştıran strateji bilimine karışmış bir inanç vardı. Wellington savaşın Barreme’i, Napoleon Michelangelo’suydu ve bu kez deha matematiğe yenilmişti.”

Victor Hugo Sefiller-1

“Dolayısıyla bizi yaratılmışlara bağlanmaya iten her şey kötüdür, çünkü bu bizi, Tanrı'yı biliyorsak ona hizmet etmekten ya da bilmiyorsak da onu aramaktan alıkoyar. Ve dünya hevesleriyle dopdoluyuz, yani kötülükle dopdoluyuz, dolayısıyla benliğimizden ve bizi Tanrı'dan başka bir şeye bağlanmaya sürükleyen her şeyden nefret etmemiz gerekir.”

Pascal- Düşünceler

“Gerçek şu ki, İslam dünyası yarım asırdan beri bu şartları hakkıyla değerlendirmemiş; Batı'dan hiç bir ayrım, ayıklama yapmaksızın bazen ihtiyacı olduğu için, bazen de taklitçilik aşkıyla ne bulduysa almış- tır. İslam dünyasında; düşünce, ahlak ve siyaset sahalarında egemen olan bu başıbozukluk ve kao- sun nedeni, sözünü ettiğimiz ölü düşünceler yığını- dır. Bu ayıklanmamış kalıntılar ve devşirilmiş un- surlar tarihsel çerçevesinden ve Avrupa'daki akli temellerinden uzaklaştıkça tehlike daha da büyümektedir.”

Malik Bin Nebi- İslam Davası

“Lord Bryce'in American Commonwealth (Amerikan Ulusu) adlı eserinde yazdığı gibi şehir, Amerikan demokrasisinin açık ça başarısızlığa uğradığı bir alandı. Burada zenginlik ve yoksulluğun son aşamaları, birbiriyle açıkça tezat halindeydi. Yoksulların pis mahalleleri, zenginlerin mermer saraylarını çeviriyor, dilenciler lüks lokantaların eşiklerinden eksik olmuyorlardı. Şehirde ahlâksızlık hâkimdi, ring denilen çeteler ve hall'lar eyalet ayrıcalıklarını ve izinlerini satarak, suç ve günahı istismar ederek bir parazit gibi eyalet hazinesi üzerinden besleniyorlardı.

Şehirde barlar ve kötü evler, siyasetçiler ve onlar vasıtasıyla menfaat sağlayan firmalar tarafından himâye ediliyor ve diğer taraftan New York'ta Mulberry Sokağının Salakları veya Cleveland'da Lake Shore Push gibi cani çeteleri polisin müdahalesiyle rahatsız edilmeksizin kendi haydutluklarına devam ediyorlardı. Şehirde, çocuklara özen gösterileceği sözü unutularak, istismarcı dükkânların çocukları gazete satıcılığı, ayakkabı boyacılığı gibi işlerde kullandıkları ve kadınların istismar edildiği görülüyordu. Yine şehirde genel sağlık, konut, eğitim ve yönetim sorunları tırmanarak artıyordu.”

 Alan Nevins, H. Steele Commager – ABD Tarihi

Kitaplarda Ölmek

Adı, soyadı

Açılır parantez

Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti

Kapanır, parantez.

 

O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı

Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.

 

Ya sayfa altında, ya da az ilerde

Eserleri, ne zaman basıldıkları

Kısa, uzun bir liste.

Kitap adları

Can çekişen kuşlar gibi elinizde.

 

Parantezin içindeki çizgi

Ne varsa orda

Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci

Ne varsa orda.

 

O şimdi kitaplarda

Bir çizgilik yerde hapis,

Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki,

Öldürebilirsiniz.

Behçet Necatigil

Yorumlar

(2)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

ersan

14 Mart 2023 20:59

ali bos yazı yazma devam et

suskun dünya

14 Mart 2023 10:43

hocaoğlunun sözleri çok düşündürücü teknolojinin dili hız duygusu ve ezberciliğe akademik birikimle not düşmek gibi şoförlüğe yeteneğim az diyemi nedir çok duydugum söz şu oldu motoru boğmayacaksın halende duyarım öyle ezber veridirki niye ya niye diyememek hep içimde ukde olmuştur kırmızı ışıkta geçmek serbest ters yola girince el kol hareketiyle izah serbest gereksiz kornayla adamı sıçratmak serbest hız serbest fakat motoru boğmayacan hatta bi defasında bi arkadaşa şamrel var ya boğulmaz diye şaka yapacak oldum şevket altuğun tokatcı filminde kemal sunala tokatcılık öğretirken ciddi bir ifadeyle bırak gırgırı demesi gibi onun gibi öyle ciddi baktıki utandım şaka bir yana teknolojinin kendine has dili hız duygusu üzerinden bizleri öyle esir alıyorki farkında olamıyoruz mesele birde dilbilgisinden öte insan eşya ve hız ilişkisine dair olunca şimdi hiç değilse motoru boğmak yerine deviri ezmek kullansak desen ne çıkar ne dil kutumundan ses gelir ne kültür politikaları kurulundan neyse motor falan dedik diye şevket altuğ gibi bırak gırgırı notuyla sanayide kaportacı salim ustaya yollamasınlarda bizede arasıra lütfücüm ben gözlerimden ateş çıkaramıyorum demek kalıyor

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle