Af Meselesi ve Kayan Yıldızların Sırrı
Affetmenin kelime karşılığı, bağışlamak.
Bir diğer anlamıysa, yapılan işi hoşgörü ile karşılamak…
Siyaset bir süredir, suçluların suçlarını resmi olarak “hoş görmenin” yollarını arıyor.
Suç işleyenler, neden affedilmek istenir ki?
Suç, neden hoş görülür?
İnsanlar kendilerine karşı işlenen suçları bağışlayabilirler ama ya bir başkası, yani devlet bunu yapabilir mi?
Toplumun suçluların affedilmesine yönelik bir talebi olduğunu sanmıyorum.
Üstelik toplumda suçlar alıp başını gitmişken bunun yararlı olacağını da düşünmüyorum.
Hatta bunun çok zararlı olacağına, hırpalanmış adalet duygusunu temelden dinamitleyeceğine ve kentlerin tekinsiz sokaklarını iyice güvensiz hale getireceğine inanıyorum.
***
Bu ülkede hayret verici bir şekilde, inanılmayacak bir biçimde suç ve suçlu himaye görüyor.
Adamın biri arabanızı soyuyor. Birikiminizi elinizden alıyor. Polisin tek yaptığı tutanak tutmak… Siz malınızın gittiğiyle kalıyorsunuz. Farz-ı misal, hırsız yakalandı mı? Bir bakıyorsunuz, savcılığın ön kapısından size gülümsemeyi de unutmayarak çıkıp gidiyor.
Hırsızların alenen işlettikleri çağrı merkezinden aranıp telefon yoluyla dolandırıldınız mı? Önce karakolda başlıyorsunuz hesap vermeye, savcılıkta devam ediyorsunuz. Size “Neden dolandırıldın?” diye çıkışıyorlar. Hırsız, çağrı merkezi operatörleriyle insanları soyabilir ama siz dolandırılamazsınız! Hırsıza, dolandırıcıya hesap sormak; “vatandaşı soyamazsın” demek yasak(!) çünkü. Bu yüzden tuttuğunuz tutanaklarla, aşındırdığınız adliye koridorlarıyla kalırsınız.
Kazara o hırsız ya da dolandırıcı hapse mi girdi?
Sizin elinizden giden mal için kılını kıpırdatmayan siyaset; hırsızın, dolandırıcının imdadına yetişir ve bu kader kurbanlarını(!) affetmek için bin türlü yolu dener.
İşte, “imar barışı” denilen düzenleme meclisten geçeli çok olmadı…
Yasalara göre işini yapan insanlar yine aptal yerine kondu ve şark kurnazlarının edindikleri haksız kazanç devlet eliyle meşru hale getirildi.
Periyodik vergi afları mesela…
Vergisini zamanında ödeyen insanlara ne oldu?
Şimdi de suçluların affı!
Düşünün, MHP’nin hazırladığı bu yasa taslağı meclisten geçtiği takdirde yüz altmış bin suçlu, kalan huzurunuzu da çalmak için sokaklara geri dönecek.
İşlenen suçlar ve o suçlarla yaptıkları servet yanlarına kar kalacak.
Çünkü bu ülkede yasalara uygun yaşamak bağışlanmayacak bir suç ki suçluların periyodik bir şekilde affedilmesi bunun bir kanıtı…
Unutmadan, affetmenin bir diğer anlamı olduğunu söylemeden geçmeyelim, o da affedersiniz…
Yani bir çeşit, özür dileme ifadesi…
Siyasiler suçlulara “affedersiniz” diyerek kendilerini affettirmek mi istiyorlar acaba?
Bilemem…
Ama şundan eminim…
Güvenilir bir toplumun yolu, suçu hoş görmekle kesişemez.
Dinin aziz kıldığı, insanın en temel hak ve özgürlüğü olan canın, mülkiyetin ve namusun güvenliği, suçlunun affedilmesiyle birlikte tehdit altına girer.
Kimsenin bunu yapmaya hakkı yoktur.
Şayet siyaset oy istediği insanların can, mal ve namus güvenliğine saygı duyuyor ve kendini bu hakların teminatı sayıyorsa- ki aksi düşünülemez- suçlunun affedilmesi gibi bir cinayetten uzak durmalıdır.
Sokaklarda suç patlaması yaşanırken ve siyaset kurumunun bu duruma çözüm bulması gerekirken, kalkıp suçluları affetmek için yollar aramak, en hafif tabirle suçsuz insanlara saygısızlıktır…
FALLİNG STARS/KAYAN YILDIZ AKIMINA NASIL BAKACAĞIZ?
İnsanların kendilerini düşmüş olarak fotoğraflayarak sosyal medyada paylaştıkları “falling stars” akımı Rusya’da ortaya çıktı. Sonrasında sosyal medya ile dünyanın her yerine sıçradı.
Dünya popüler kültür ikonlarının kötü kopyaları olan Türk ünlüler arasında da yaygınlaştı bu akım.
Şimdilerde türbanlısı, türbansızı, muhafazakarı, moderniyle toplumda büyük ilgi görmeye başladı. Sosyal medyada sürünen sürünene…
Bu akım, üzerinde uzunca durmamız gereken iki şeyi gözlerimizin önüne seriyor.
Birincisi şudur… Popüler kültürün beyin yıkamasından geçen insanlar bireysel düşünme, sorgulama gibi en temel insani yeteneklerini tamamen kaybederek birer robota dönüşüyorlar. Bu da popüler kültür ürünleriyle beslenen insanları tamamen bir “sürü”ye dönüştürüyor. Popüler kültürün kendi dışındaki tüm değerleri bu “sürü” yoluyla bütünüyle yıkabileceği artık kehanet değil, gerçek…
İkincisi şudur… Türbanlılar falling stars’la gündeme geldikleri için onlardan örnek vermek gerekirse… İnsanları “türbanlı” ya da “türbansız” olarak değil, “ahlaklı” ya da “ahlaksız” olarak ayırmak durumundayız. Meseleyi böyle ele aldığımızda baba parasıyla alınmış son model arabasının önünde, saçılmış çantalarının arasına boylu boyunca uzanmış başörtülü hanımefendinin hali garibimize gitmeyecektir. Çünkü biliriz ki başörtülü veya başörtüsüz olmak başka, ahlaklı olmak başka şeydir… Aynı kıstas erkekler için de geçerlidir.
Dolayısıyla popüler kültür dediğimiz şey, hem akli hem de ahlaki bir düşüşü, hafifliği temsil ediyor. Falling Stars da bu “düşüşün” en iyi göstergelerinden biri. Popüler kültür kasırgasını dikkate almayanlar umarım bütün ülke yahut en yakınları “yerlerde sürünmeden” acı gerçeğe uyanırlar.







