--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

2018 Türkiye’sinde ihtişam ve sefalet

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın

Satın aldıklarımla birlikte marketin kasasına doğru yaklaşırken genç kasiyerin altında koltuk olmadığını görüyorum.

“Buyrun!” diyor kasiyer…

Merakla soruyorum: “Neden ayaktasın?”

Bitkin gözlerini aldıklarımdan ayırmadan cevap veriyor: “Şenlik var abi…”

Kolumdaki saat akşam dokuz’u gösterirken, karşımdaki tükenmişlikten şenliğin onunla hiç bir ilgisi olmadığını anlıyorum…

Daha sonra, amirleri duymasın diye kısık sesle anlattıklarından şunları çıkarıyorum…

Önemsiz ürünlerde yüzde kırklara varan indirimi bahane ederek, bütün ürünlerde indirim varmış havası estirilen günlere marketçi dilinde, “Alışveriş Şenliği” deniyormuş…

Yani deterjanın fiyatı değişmiyor ama kalem açacağında indirim yapılıyormuş…

Ayrıca alışveriş şenliklerinde, normalde yarım saat olan ve eli yüzü düzgün bir yerde değil, kolilerin üzerinde geçirilen yemek molası, her zamankinden on beş dakika daha az olmak zorundaymış.

Son olarak, kasiyerlerin şenlik günlerinde sabah 10’dan akşam 10’a kadar kısaltılmış molalar haricinde oturmaları yasakmış…

Önemli ölçüde kurumsallaşmış şirketlerinin bu konuda hiç ama hiç affı yokmuş…

Böyle bir şey olması halinde, üniversite mezunu olduğunu umursamadan kapının önüne koymaları an meselesi olabilirmiş…

Şartlar ağır ve ücret asgari olduğu için çekilir bir iş değilmiş ama dört yıllık nişanlısıyla kurdukları evlilik hayalleri için bunlara katlanması gerekiyormuş…

O anlatırken yüzünde, yüzlerce müşteriden arta kalan yorgunlukla birlikte, evlilik hayallerini bile gölgede bırakan derin bir umutsuzluk görüyorum…

Yirmili yaşlarda birine, asla yakışmayacak kadar kirli ve ezici bir umutsuzluk…

Sokakta, metrobüste, park köşelerinde rastladığım hayta akranlarından onu ayırmayan bir mutsuzluk…

Sanki “biri sorsa da içimi döksem” dercesine oldukça kötü geçen upuzun gününü saniyeler içinde, dinleyip dinlemediğime dahi bakmadan, hınçla ve hızla anlatıyor, ben de dinliyorum…

Çenesi ne kadar hızlıysa işleyen elleri de o kadar bitkin…

“Öyle işte abi” diyor zoraki bir gülümsemeyle…

Benim işim bitiyor ve çıkıyorum…

Umutsuz kasiyer, aynı yorgun gözlerle sıradaki müşteriye bakarak, “buyrun! “diyor…

UZUN, DAR VE KARANLIK SOKAKTA KAYBOLAN O BABANIN HİKAYESİ

Tenha bir yolda rastlıyorum kendisine…

Antalya’ya giden otobüse binmeden önce acilen eve gitmesi gerekiyormuş… Onu arabama aldığım karanlık yolda yürümeye başlamadan yarım saat önce, yakındaki terminalden son parasıyla bir Antalya bileti satın almış. Bütün telaşı bir an önce eve gidip iki küçük kızıyla son akşam yemeğini yedikten sonra tekrar tesise dönmekmiş… Çünkü Antalya’ya gidip dekorasyon işinde çalışmazsa, kızlarının okul masraflarını, evinin kirasını, karısının beğenerek aldığı oturma odası takımının ödemelerini yapamazmış… İstanbul’a altı aydan önce dönmesine, firma prensiplerine uygun olmadığı için izin verilmiyormuş… Bu arada, üniversiteyi de boşa okumuş…  

Alnında biriken terden, gözlerindeki çaresizlikten, stresli ses tonundan omuzlarındaki yükün ne kadar ağır olduğunu anlamak hiç zor olmuyor. Konuştuğumuz şeylerden dolayı iyice kararıp sessizleşen yolculuğumuzu, yolcunun telefonundan çıkan “Diriliş Ertuğrul”un keskin ve eğlenceli müziği bölüyor.

Telefonda isteklerini sıralayan eşine “Hayır dert etme, param var, gelirken alırım” cevabı verdiğinde geride hangi manzarayı bırakarak Antalya’ya gitmek zorunda olduğu daha net anlaşılıyor…

Az sonra bir sokak başında duruyoruz.

İniyor…

Zihni dolu insanlara özgü dalgınlıkla “Allah razı olsun” diyor...

“Getirdiğin için…”

“Allah razı olsun…”

“Hayırlısıyla git gel inşallah” diyorum…

Kapı kapanıyor.

Çökük omuzları ve hızlı adımlarıyla, onu çocuklarının hüzünlü gülücüklerine

götürecek uzun, karanlık ve dar sokağın içinde kayboluveriyor…

****

Türkiye, görkemli vaatlerin havalarda uçuştuğu yeni bir seçim sürecinde…

Adaylıklar için, simsiyah ve upuzun konvoylar için, bayrak ve miting giderleri için devasa meblağlar sarf edilecek bu süreçte…

Yükselip durdukça halkı ezen döviz için ultra paketler, makro çözümler öne sürülecek…

Bir teknik direktöre milyonlarca lira tazminat ödenecek…

Yerel yönetimler milyonluk sempozyumlar, yaz etkinlikleri, gençlik şölenleri, keşkek festivalleri düzenleyecek…

Daha büyük, daha ışıklı, daha şaşırtıcı, daha uyuşturucu ve daha küstah AVM’ler dikilecek…

Tanesi 7-8 bin lira olan cep telefonunu piyasaya sürüldüğü gün almak için ilişilen kuyruklar, daha da uzayacak…

Köpeklerin bile, bir bölüm için dört bin lira aldığı dizilerde, takım elbise ve abiyeyle dolaşan boş ruhlara bölüm başına on binlerce lira ödenecek…

Mega starların, pop ikonlarının yüzbinlerce liralık konser ücretleri ana haber bültenlerinde köpürtüle, köpürtüle konuşulacak…

Magazin programları, ünlü oyuncunun milyonluk yeni “oyuncağından” veya kapılarını ilk kez o kanal için açtığı güzelim malikanesinden iştahla bahsedecek…

Ve genç tezgahtarın dört yıllık nişanlısı yorgunca söylenen “buyurun”ların gölgesinde evlilik hayallerini yinelemeye…

Özlem dolu o iki küçük kız da, babalarının bir Antalya dönüşü, çökmüş omuzlarıyla belireceği, uzun, karanlık ve dar sokağı gözlemeye devam edecekler…

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle