Tuncay Yılmaz her şeyi anlattı, ama pişkinlikten taviz yok
Tuncay Yılmaz her şeyi anlattı, ama pişkinlikten taviz yok
ALİ KARAHASANOĞLU
İBB yolsuzluk davasında, İmamoğlu A.Ş. Şirket Müdürü Tuncay Yılmaz’a geldi ifade sırası..
Savunması çok komik. Komedyen olduğunu iddia eden Deniz Göktaş’ı dinleyeceğinize, Tuncay Yılmaz’ı dinleyin, çok daha fazla gülersiniz.
Diyor ki, şirket müdürü Tuncay Yılmaz, “CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasında, binanın alım sürecinde yer almadım. Yalnızca Fatih Keleş’in talebi üzerine içinde para bulunan bir çantayı, belirtilen adrese götürdüm.”
Mahkeme başkanı, mahkemedeki savcı nezaketen sormuyor..
Fatih Keleş senin neyin oluyor?
Tuncay da meydanı bulmuş, sallıyor da sallıyor..
Hani “Fatih” yerine “Ekrem” dese, “Keleş” yerine “İmamoğlu” dese, tutturacak da..
Boş atıp, dolu tutturmaya çalışıyor..
Fatih Keleş, Ekrem İmamoğlu’nun, Spor A.Ş.’ye genel müdür yaptığı belediye görevlisi..
Tuncay Yılmaz, Ekrem İmamoğlu’nun aile şirketinin müdürü.
Satın alınacak bina ise, CHP’ye il merkezi olacak..
Haydi bakalım, Murat Ağırel mi bu yolsuzluğu izah eder, yoksa diğer CHP etkinliklerine bol bol giden gazeteciler mi?
Haydi arkadaşlar, bir gayret..
Anlatın, öğrenelim..
Ama Deniz Göktaş’ın gerisinde kalırsanız, olmaz..
Haydi görelim sizi..
Tuncay Yılmaz devam ediyor:
“Paranın kaynağına ilişkin herhangi bir bilgi sahibi değilim. Benim o iş yerinde bulunmamın tek sebebi para transferidir.”
Ne anlıyorsunuz bu açıklamadan?
Türkiye’de para transferlerinden sorumlu devlet bakanı Tuncay Yılmaz imiş!
Nerede bir para transferi var ise, Tuncay Yılmaz orada imiş.
Başka bir izahı var mı bunun..
Götürdüğün paranın kime ait olduğunu bilmiyorsun..
Para öyle 3 bin tl, 10 bin tl değil. Milyonlarca lira..
“Abi, bu parayı üzerimde yakalatırsam, izah edemem., Siz kaynağını söyleyin, sonra taşıyayım”’ demiyor.
“Para transferi” deyince, hakimin; “Aaaa. Tuncay bey demek ki para transferi ile görevli imiş. Bak sen. Yanlış adamı sorguluyoruz galiba” diyeceğini sanıp..
Kendinden emin bir şekilde, “Benim kurultay ile de ilgim yok” diyor..
Tamam Tuncay, kurultay ile ilgin yok.
Ama, şu koca valiz içindeki paranın nereden gelip, nereye gittiğini bir açıklayıver..
Sen özel şirkette müdürsün.
O şirketin bir alımı sözkonusu değil..
Kendi ailene bir taşınmaz alıyor değilsin..
Ama parayı alıp, gidiyorsun..
“Sonrasına da ben bakmam” diyor, “bilmiyorum” ile konuyu kapatacağını sanıyorsun..
Heey..
“CHP’nin fonladığı” diye isimlerini saydığımız için, 500 bin TL’lik manevi tazminat davası açan Murat Ağırel’ler..
Heyyy. ‘Amerika’nın sesi’nde çalışıp, “Beni kimse fonlayamaz” diyen Yıldız hanımlar..
Haydi bir gayret..
Tuncay bey anlatamadı olayları..
Şöyle Tuncay Yılmaz’ı, sakallı bir işadamı diye gözünüzde canlandırın.
Saydırın şuna..
Biz de sizden kopya çekip, çok daha naziğini, çok daha terbiyelisini alalım köşemize..
Ne yaptık şimdi?
Tuncay Yılmaz, kendisi ile şirketi ile hiç alakası olmayan bir taşınmaz alımında, kimin verdiği belli olmayan milyonlarca lirayı, Beylikdüzü’nde, kim olduğunu bilmediği birisinden alıp, kimin yeri olmadığını bilmediği Mecidiyeköy’deki bir adresi götürdü..
Yanlış anlamayın..
Azıcık oturdu ve ordan ayrıldı..
Şimdi bunun için, Tuncay Yılmaz’ı 16 ay cezaevinde tutmak hak mıdır?
Söyle Saadet Partisi eski Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu. Sen söyle, avukat kimliğinle SP Milletvekili Bülent Kaya..
Ve Tuncay Yılmaz, asrın davasında, asrın savunmasını yapıyor:
“İddianameyi hazırlayan savcılar benim her iki belediyeyle de bir irtibatımı kuramadıklarından bana doğrudan İmamoğlu’na bağlı bir üyelik uydurmuşlar.”
Buraya kadar işi gırgıra alıyorduk ama.
Sabrım artık tükendi.
Be utanmaz adam! İki belediye ile de ilgin yok ise, kaynağı belirsiz bir valiz dolusu parayı, ne diye Beylikdüzü’nden aldın, Mecidiyeköy’e götürdün?
Sen ne hokkabaz adamsın?
Fatih Keleş senin amirin mi ki, o istedi diye para taşımacılığı yapıyorsun?
Sana ne CHP’ye alınacak il binasından?
Senin İmamoğlu A.Ş.’ni ne ilgilendiriyor ki, valiz dolusu parayı taşıyorsun?
Ama adamda utanma yok.
Daha doğrusu avukatları, “Bilmiyorum diye söyle. Seni sıkıştırmazlar. Sen de kurtulursun” diye kendisini yanıltmış olmalılar ki..
O da “Bilmiyorum” diyerek, kurtulacağını sanıyor..
“İddianameyi hazırlayan sayın savcılar benim her iki belediyeyle de bir irtibatımı kuramadıklarından belediye çerçevesindeki örgüt yapılanmasına beni dahil edememişler, doğrudan Sayın Ekrem İmamoğlu’na bağlı bir üyelik uydurmuşlardır.” diye savunmasına devam ediyor.
Hiç demiyor ki, valiz dolusu parayı taşıyorum. Ne kimden aldığımı, ne kime götürdüğümü, ne de niye götürdüğümü açıklayamıyorum. Bundan daha kesin, nasıl bir örgüt üyeliği ispatı olsun..
Sonrasında Murat Ongun’u taklit ediyor, Tunca bey.
Murat bey de diyordu ya, “Kiracı olduğum için dava açıldı..”
Tuncay bey de diyor ki, “İddianamede yer almamın tek sebebi İmamoğlu İnşaat’ın genel müdürü olmam.”
Eeee.
Yetmiyor mu Tuncay..
Binlerce yıl hapis cezası istenen bir örgüt elebaşısının şirketinde çalışıyor olman. Milyonlarca lira dolu valizi kimden aldığını açıklayamadan taşıman, kime verdiğini bilmediğini söyleyerek teslim etmen. Suçun için yetmiyor mu?
Ve açık açık, Bodrum’daki yolsuzluğu da, her gün tekrarlayan pişkin bir sabıkalı gibi anlatıyor, Tuncay Yılmaz:
“Ekrem Bey bana Bodrum’da üzerinde bir ev bulunan arsa ilanını verdi. Burayla ilgilenmemi, araştırma yapmamı istedi. .. (Satıcı) Şirketin sahibi paranın bir kısmını elden almak istediğini söyledi. Yeri çok beğendiğimiz için satıcının bu teklifini kabul ettik. (..)Paranın bir kısmını, şahsın muhasebecisi ofisinde elden kendisine teslim ettik. Bir kısmını da banka havalesi yoluyla şahsın hesabına havale yaptık.”
Haricen ödenen miktar da ne kadar, biliyor musunuz.
1 milyon avro..
Tapuda 500 bin avro.. Hariçten 1 milyon avro..
Çüüş derler adama..
Ama adamlarda utanma yok..
Pişkin pişkin, hem vergi kaçırdıklarını anlatıyorlar.. Hem kaynağı belirsiz bir para ile ödeme yaptıklarını söylüyorlar.. Örgüt üyeliğini, her şeyi itiraf ediyorlar ama.
“Ben suçsuzum” diyebiliyorlar..
Avukatını da dinleyelim, biraz daha gülelim:
“Müvekkilim hakkında hiçbir delil yok, gizli tanık ifadeleriyle tutuklandı.”
Üstad, adam kendisi bas bas bağırarak anlatıyor işte. Daha ne gizli tanığı.. Ne delili..