Nazlı Ilıcak, Akit TV Kırmızı Masa’da neler anlattı/anlatmadı
Nazlı Ilıcak, Akit TV Kırmızı Masa’da neler anlattı/anlatmadı
ALİ KARAHASANOĞLU
Gazeteci Nazlı Ilıcak, cumartesi akşamı, Akit TV’de Kımızı Masa programında, Muharrem Çoşkun’un konuğu idi..
17-25 Aralık emniyet-yargı darbesinden, 15 Temmuz hain darbe girişimine kadarki süreçte, ben “FETÖ” diyeyim, o “cemaat” demeye devam etsin..
O grubun yanında yer aldı..
15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra tutuklandı, yıllarca cezaevinde kaldı..
Tahliye olduktan sonra da, medyanın önüne pek çıkmadı..
Akit TV’deki açıklamalarını, bu sebeple dikkatle izledim..
Egemenlere hep karşı çıkmış bir gazeteci..
CIA kuklası olmuş bir yapıya, belki de arka planda yaşanılanların farkında olmaksızın verdiği desteğinin izahını, kendisinden öğrenmek istedim..
Kendi tanımlaması ile “Dindar insanların hep yanında oldum” duruşunun istismar edilmesinden kaynaklı mıdır.. İşin içinde başka bir iş mi vardır bilmiyorum..
Olaylara çok mantıklı, serinkanlı, dürüstçe yaklaşan bir gazetecinin, olay ABD uşaklığına gönüllü koşan FETÖ’nün hain işlerine yorum getirmeye gelince, bundan kaçınması, örgütün tehditi altında mı, sorusunu bende oluşturdu..
Başörtülülere 28 Şubat sürecinde verdiği desteği unutursam, unutturursam, nankörlük etmiş olurum..
O desteği, bugünlerde CHP’nin bile dillendirmeye başladığı, “Başörtü milletvekilimiz de olabilir” açıklamaları ile yanyana getirmek, çok net söylüyorum akılsızlık olur.. Bugün herkes başörtüsü için özgürlük istiyor.
Ya 28 Şubat’ta?
Yasaklamak için sonuna kadar çırpındıkları başörtüye, şimdi halktan başka türlü oy alamadıklarını gördükleri için kısmen “olur” veren CHP’nin bakış açısı ile, 28 şubat sürecinde hiçbir menfaati olmadığı halde, başörtülü öğrencilere destek veren Nazlı Ilıcak’ı yanyana koymak bile, onun yiğitçe duruşuna haksızlık olur..
Doğruya doğru..
Hatta.. Merve Kavakçı’nın milletvekili seçilmesi sonrasında, başörtü ile yemin ettirilmeyeceği tehditleri karşısında, “Herkesten sonra yemin ettirilmesi konusunda anlaşma yapılmıştı. Nazlı Ilıcak bozdu” şeklindeki FP cenahından yapılan değerlendirmeleri de haksız ve vicdansız buluyorum..
Merve Kavakçı milletvekili seçilmiş. Sanki suçlu birisi imiş gibi, herkesten sonra yemin etmesi diye bir sıralama yapmak, en baştan mücadeleye bir adım geriden başlamaktır..
Kaldı ki, kendi sırası geldiğinde, o sert tepkiyi verenlerin, gece geç saatlerde daha serserice tepkiler vermeyeceğinden, kim emin olabilirdi?
Bunların hepsini geçtik..
Nazlı IIıcak’ın, o süreçteki dik duruşunu saygı ile karşıladık.. Övdük.
“İnançlı bir insanım. Ama ibadetler konusunda eksiğim olabilir” açıklamasından da cesaretle, Allah rızası için başını örten gençlere verdiği destek sebebi ile, hepimizle birlikte kendisine de duam odur ki: Allah hepimize merhameti ile muamele etsin.. Eksiklerimizi, affetsin..
Nazlı hanım kusura bakmasın. Doğruya doğru, yanlışa da yanlış diyeceğiz..
Kendisini yetiştirmiş, olayları derinden koklayan bir gazeteci olarak.
MİT tırlarında yaşanılanlar, FETÖ’nün gerçek yüzünü göstermesi açısından, Nazlı hanıma bir pusula olmamış mıdır. Niye olmamıştır?
Bu ülkenin istihbarat teşkilatının elemanlarının bulunduğu tırlar, hemen her gün yüzlerce silah takviyesi yapılarak, Türkiye’ye karşı da kışkırtılan PKK’ya ABD yardımı yapılırken..
Varsayalım ki, bizim tırların içinde tümü ile ilaç yoktu da. Türkmenlerin kendilerini savunabilmeleri için, ayrıca bir de silah vardı..
Bunu, jandarma erlerini kullanarak engellemeye çalışmak, arkasından “Türkiye uluslararası mahkemelerde yargılanabilir” başlığı ile vermeye kalkışmak, hatta bunu ilk kendi gazetelerinde değil, Aydınlık ve Cumhuriyet gazetelerinde haber yaptırarak takıyyesini ispat eden FETÖ’nün kirli emelini anlamak için, daha hangi derin araştırmaya gerek vardı?
Haydi bir olayla, çok derin bir yapının niyetini anlamak mümkün olmayabilir..
15 Temmuz sürecine gidene kadar..
CHP’li milletvekillerinin, yıllarca düşmanlık yaptıkları FETÖ’ye, şimdi sahip çıkmaya kalkışmaları da mı, Nazlı hanımı uyandırmamıştır?
Nazlı hanım, kendisinde adeta bir refleks haline geldiğini belirttiği, “egemenlerin despotlukları”na karşı uyanması için, CHP’lilerin FETÖ yanında konum alması da mı yetmemiştir?
“Dindar insanlara her daim saygım olmuştur” derken.
Bunu somutlaştırırken, gerçekten dindar grupları zikrederken.
CIA kuklası oldukları ortaya çıkan FETÖ’ye de saygısının, bu bağlamda olduğunu anlatırken..
Akılcı bir gazetecinin, “Ama bu FETÖ’nün karşısındakiler de dindar insanlar..” diyerek bir tereddüt yaşadıktan sonra..
“İki grup karşı karşıya.. Dindar görünen, ama CIA ile iş tuttuğu ileri sürülenler. Ve karşılarında yine dindar ama bu ülkenin halkının seçtiği insanlar.. Bunlar karşı karşıya gelmişlerse.. İkisi arasında tam bir değerlendirme ve tercihde bulunamıyorsam.. Bari bunlara kimlerin destek verdiğini gözlemleyerek, saf tutayım. FETÖ’ye CHP destek veriyorsa. Avrupa’dakiler, Amerika’dakiler destek veriyorsa..” sorgulaması ile saf tutması gerekirken..
Nazlı hanım ne yaptı?
Maalesef, “dindar insanlara hep saygılı olmuşumdur” refleksini, dindar Tayyip Erdoğan’dan yana değil, dindar kılıklı FETÖ’den yana kullandı..
Ve şimdi, bunu izah edemiyor..
Samimiyetini sorgulamam, başörtüye verdiği desteğe nankörlük olur..
Ama samimiyetsiz olmasa da, tercihlerindeki hatayı açıkca itiraf etmemesi, kendisinin yanlışıdır.
Tabii ki olay sadece MİT tırlarında FETÖ’nün ihanetinin ortaya çıkmış olması ile sınırlı değil..
Kırmızı Masa’da Nazlı hanım şu ifadeleri kullandı:, “Ben mahkemede yargılanırken savcı şu iddiayı dile getirdi. ‘Zekeriya Öz’le kartopu oynamak suretiyle onu akladı’ dedi.”
Bunu, kendisini çok basit şeylerle suçlandığını, cezaevinde yattığını ispat sadedinde aktarıyor, Nazlı hanım..
Oysa, kimse kimsenin aklı ile, zekası ile alay etmemeli..
Siz, seçilmiş hükümete darbe yapmak için, emniyetteki kirli bir yapılanma aracılığı ile soruşturmalar yaparsanız.. Yargıdaki uzantılarınızla da, bu darbeyi nihayetlendirmeye çalışırsanız..
Sonrasında, bu kirli yapı ile ilgili iddialara cevap vereceğinize.
“Baskın, basanındır” mantığı ile..
Bir gazeteciye “Biz yolsuzlukla mücadele ettik. Biz soruşturmaya başlamasaydık, görevimizi yapmamış olurduk. Biz gecikseydik, emniyetteki polislerin her biri dağıtılacaktı. Dağıtıldığında da bu soruşturmalar asla yapılamazdı. Suçların üstü örtülürdü” türünden, yaptığınız darbe girişiminin üstünü örtücü açıklamaları yaparsanız, o gazeteci de bunları hiç sorgulamadan yayınlarsa..
Sonra da bahçede birbirinize kartopu atarsanız.. İşte bunun tamamı, “Zekeriya Öz’ü aklamak” olur.
Nazlı Ilıcak’ı Kırmızı Masa’da dikkatle izledim.. Zekeriya Öz ile ilgili somut bir olumsuz ifadesi var mı?
Ben duyamadım.. Oysa bu adam, 10 yıldır kaçak yaşıyor..
Hem de bir fotoğraf karesi vermeden, kaçak yaşıyor..
Bugün olsun, bizim bunu dürüstçe sorgulamamız gerekmez mi?
Ve Nazlı hanımın asla hoş göremeyeceğim 15 Temmuz yorumu..
“FETÖ’nün de ilişkisi olduğu görünüyor” dese de..
“Hulusi Akar’ın açıklaması lazım, MİT Müsteşarı’nın açıklaması gerekir” şeklinde sözler..
“Bir garip darbe” ifadeleri..
Bilmiyorum farkında mı?
Tam da Fetullah Gülen’in sözlerine benziyor..
O da, “Akşam saatinde darbe mi olur. Tiyatro. ” diyordu..
FETÖ’cüler de zaten, hala “Şu şu isimler konuşmalı” demiyorlar mı?..
Affedersiniz arkadaşlar..
150’ye yakın general tutuklandı. Büyük kısmı halen cezaevinde..
Birçok general yurtdışında kaçak yaşıyor..
Bir açıklama yapması gereken var ise, önce bunlar değil mi?
Çıksınlar açıklasınlar, “Bizim FETÖ ile, CIA ile, şunla bunla alakamız yok.”
Yapıyorlar mı?
Hayır..
Karşıdakinin açıklama yapmasını isteyip, üzerinde tamtam dansı yapmak için kolları sıvıyorlar..
Her şeye rağmen, Nazlı hanıma geçmiş olsun diyelim..
Dindara saygısının, Allah nezdinde hatalarına keffaret olmasını, samimiyetle dileyelim..
Kendimiz için de, “Keşke bizim de yanlışlarımıza keffaret olabilecek, bu kadar güçlü iyiliklerimiz/dik duruşlarımız olsa” diyelim..