• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI
12 Ağustos 2020

Hay senden, Allah razı olsun Selva hanım!

Lütfiye Selva Çam hanım, AK Parti Kadın Kolları Başkanı..

Abdurrahman Dilipak ile ilgili açıklamalar öncesinde hiçbir ihtilafımız yoktu. Aslına bakarsanız yine yok..

Ama görüntüde bir ihtilaf varmış gibi sataşmalar, laf atmalar, gönderme yapmalar sözkonusu..

Her ne kadar İstanbul Sözleşmesi; “toplumsal cinsiyet eşitliği” söyleminin gereği olarak, kadınların duygusal oldukları gerçeğini dillendirmeye kalktığım an, ağzımı kapatıp, “Sus.. Kadın ve erkeklere yaratılıştan da gelse roller biçme. Toplumsal roller hiç biçme..” dese de..

Ben yine kadınların, annelerimizin, eşimizin, kızlarımızın, kız kardeşlerimizin, ablalarımızın erkeklere kıyasla duygusal olduklarını hatırlatıp, Abdurrahman abiye, akit’e ve hatta bu çizgideki gazetecilere yönelik Selva hanımın hakaret içerikli sözcüklerine, kısır tartışma içinde cevap vermeyeyim..

Ne yapayım?

Selva hanımın, Dilipak’a karşı savunma refleksi gösterdiği İstanbul Sözleşmesi’nin ilkeleri çerçevesinde, dünkü konuşmasını bir değerlendirmeye tabi tutalım..

Ne diyor Selva hanım:

“Partimizin kadınlarının iffetine ve namusuna yönelik hiçbir hakareti kabul etmemiz mümkün değildir”.. 

Biz de aynı kanaatteyiz.. Kadınlar önemli.. Kadınların iffetleri önemli.. Kadınların namusları önemli..

Ama Selva hanımın belki de farkında olmaksızın savunduğu İstanbul Sözleşmesi öyle demiyor..

İstanbul Sözleşmesi’nin “Giriş” bölümünden aktarıyorum:

“sözde ‘namus’ adına”

Ben demiyorum..

İstanbul Sözleşmesi, Selva hanımın bir Müslüman hanım olarak önemsediği “namus” kavramı için, “sözde” diyor..

“Laiklik” için demiyor, “demokrasi” için demiyor. “Parti” için demiyor.. “Ticaret” için "sözde" demiyor..

Ama, “Namus” için “sözde” diyor..

Sözleşmenin 12. Maddesine geliyorum.

“Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde ‘namus’ gibi kavramların bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.”

Selva hanımın dillendirdiği sadece “namus” kavramı üzerinden değil.. Yine Selva hanımın, dünkü konuşmasında kutsayarak zikrettiği, “kültür, töre, din, gelenek” kavramları da İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesinde itibarsızlaştırılıyor..

Birileri diyecek ki: “Bu kavramların şiddet eylemine gerekçe yapılmasına karşı çıkılıyor.”

Güzel.

Dert gerçekten öyle ise..

Niye sadece “namus”, sadece “din”, sadece “gelenek” burada yazılı..

Mesela..

Kadına karşı şiddetin bir gerekçesi de ve çok daha sıklıkla, “Alkollüydüm abi.. Ne yaptığımı bilmiyorum” bahanesi değil mi?

Yazsanıza şuraya; “Alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkların etkisi altında kalma bahanesi ile de olsa” diye..

Yok.. Sözleşmede, “Alkol” yazmıyor. “Uyuşturucu” yazmıyor.. Ne bileyim, kadın vücudu üzerinden para kazanan ahlaksızların cirit attığı sektörlerin ismi yazmıyor. Mesela, “ruhsatlı da olsa, genelevde çalıştırılan kadınlara karşı işverenlerin şiddet fiilleri” denilmiyor..

Fuhuştan para kazananların, kadınlara yönelik mafyavari şiddetlerinden sözleşmede bahsedilmiyor..

Neden bahsediliyor:

“Din”den.. “Namus”tan.. “Örf”ten..

Bu kavramlar kötüleniyor… Çaktırmadan, “Kadına şiddetin sebebi dindir, namus anlayışıdır, örflerdir” denilmek isteniyor.. 

“Kadına karşı şiddet gelse gelse, dinden gelir” denilmek isteniyor. “Gelenekten gelir” denilmek isteniyor..

Şunu diyebilirsiniz..

“Bizde dini gerekçe göstererek kadına şiddet gösterilmiyorsa, zaten sorun da olmaz..”

Bizler iyiniyetli insanlarız. Saf insanlarız. AK Partili kadınlar, Selva hanım iyiniyetli insanlar..

Biz bu batılı çakalların, neyin peşinde olduklarını, öyle kolayca sezinleyemeyiz..

Sözleşmeyi diğer maddeleri ile birlikte değerlendirdiğinizde, hedef açık.. 

Şöyle açıklayayım..

Kız erkek ayrımı yapmadan söylüyorum..

Kızımızın veya oğlumuzun, evlilik dışı ilişkisini bizler takdirle karşılayabilir miyiz?

Doğrudur, bu sebeble çocuğumuzu vurup, öldürme yetkimiz yok..

Dinimizde, bize yönelik “vurup öldürme” emri de yok, bazı yanlış gelenekleri kenarda tutarsak, örfümüzde de babaya, abiye böyle bir yetki verilmiş değil..

Kızımızın, oğlumuzun evlilik dışı bir ilişkisinin cezası, varsa kanunlardaki cezadır. Devletin vereceği cezadır..

Ama..

Bir baba veya bir anne.. Kızı veya oğlu, evlilik dışı ilişkiye girmiş ise..

Kızı veya oğluna, “Yanlış yaptın” dese.. Yüzünü assa. O güne kadar paraya boğmuş ise, o günden sonra “Kusura bakma.. Sen beni dinlemiyorsan, ben de seninle ilişkimi eskisi gibi yakın yürütemem” dese.. Mesela, “Evinin kirasını ödüyordum ama, gayri ahlaki yaşantın sebebi ile bunu kesiyorum” dese..

Yine İstanbul Sözleşmesi’nin 3. Maddesindeki tanımlar başlığı altındaki “kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır” anlatımından yola çıkarak, bir çocuk, “Bana psikolojik ve ekonomik şiddet uyguluyor” şikayeti yaparsa. Selva hanım o babayı veya anneyi nasıl kurtaracak?

Soru zor olabilir.

Selva hanımın branşı hukuk olmayabilir.

O zaman, 81 vilayetin başsavcılığından ayrı ayrı suç duyurusu yapma aklını veren hukukçumuz kim ise, ona sorsun..

Bu anne veya babayı, biz nasıl İstanbul Sözleşmesi’nin elinden kurtarabiliriz?

Devam edelim mi, Selva hanımın konuşmasına: “Ahlaksız küfürler ile kadınlarımızın namusuna dil uzatamaz”..

Aman Selva hanım.. Cııızzz. 

“Ahlaksız” ne demek?

“Kadınların namusu” ne demek? 

Bak İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesi ne diyor:

“ … ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.”

Ne diyor sözleşme?

“Törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması” diyor..

Selva hanım ne diyor?

“Kadınların namusu” diyor. “Kadınların iffeti” diyor.

“Ahlak” diyor..

Haydi Selva hanım..

AK Partili olmayıp da İstanbul Sözleşmesi taraftarı olanları alın karşınıza, bu konuşmanızı onların huzurunda bir yapın. Bakın, sizi “gerici, İstanbul Sözleşmesi’ne aykırı kavramları kutsallaştıran cahil” diye nasıl tanımlıyorlar, görün.. 

Birileri yine, “maddenin önünü de yazsana” diyebilir. 

Buyrun maddenin önünü de size aktarayım:

“Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ..”

“Kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesi”ni hadi es geçelim.. Her somut olayda sebebi farklı görebiliriz, “kadın aşağı düzeyde olduğu” varsayımından mı, yoksa “onun konumundan kaynaklı mı” tartışması yaşayabiliriz. 

Peki, “kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rolleri”ne dayalı konulardaki “kök kazıma”yı ne yapacağız?

Selva hanıma soruyorum, dünkü konuşmasında şöyle diyordu:

“Her bir üyemiz parti disiplini içinde teşkilat eğitimleri ve siyasi duruşuyla görev yaparken, eş, çocuk veya ebeveynlerini ihmal etmemek üzere bir yaşam modeli benimsemiştir.”

Aman Selva hanım, aman!. İstanbul Sözleşmesi tam da bunları yasaklıyor işte..

Ne demek, “eş, çocuk ve ebeveynleri ihmal etmemek”?

Yok böyle şeyler..

Kadın, toplumsal olarak klişeleşmiş rollerdeki istekleri kabul edemez.

Böyle diyor İstanbul Sözleşmesi. Bu rolleri sildik attık diyor..

“Unutun onları.. Yeni bir defter açtık. Aklınızdaki tüm önyargıları çöpe atın” diyor.

“Çocuğu ihmal etmemek”miş..

Bu ne? Bu; dinin, örf ve adetlerin kadına yüklediği bir rol..

Unut bunu.. Çocuğu ihmal etmemek diye bir şey yok.. 

Eşi ihmal etmemek ne demek?

Yok böyle bir kavram.. Bunları unut..

İstanbul Sözleşmesi tam da bunları unutmanız için zaten maddelerini çaktırmadan dizayn etmiş..

Selva hanım, devam ediyor, “Kadın kimliği ile siyasi hayatımıza katkı vermeye ..”

“Kadın kimliği” mi? Affedersin Selva hanım, sen İstanbul Sözleşmesi’ni okumadın galiba. Kadın kimliği de ne? Kadın kimliği, “toplumsal cinsiyet eşitliği”ne aykırı.. Yok öyle bir şey. "Kadın kimliği", "erkek kimliği", bunların hepsi hurafe.. Öyle diyor, İstanbul Sözleşmesi..

Selva hanımın konuşmasında, İstanbul Sözleşmesi’ni ihlal zirve yapmış.

Şu cümle de sözleşmeye aykırı:

“... erkekleşmeden kadın olarak siyaset yapmaya özen göstermiştir.”

Aaaa.

İstanbul Sözleşmesi tam da, “kadın olarak siyaset”i yasaklıyor zaten.. "Erkekleşmeme gayretleri"nin boş bir çaba olduğunu söylüyor..

“Erkekleşme” idi, “kadın” idi, bunlar toplumun biçtiği roller, geçin bunları diyor..

Kazıyın bunların kökünü diyor.

Siz hâlâ ne anlatıyorsunuz Selva hanım..

Ve son noktayı koyuyor Selva hanım;

“Diğer taraftan ise aileyi yıkan, nesilleri kirleten tüm sapkınlıklara, ahlaksızlıklara karşı her türlü mücadeleyi vermiştir ve vermeye devam edecektir. Kültürümüz, değerlerimiz, aile bilincimiz ve geçmişten geleceğe aktarılması gereken öğretilerimizle ak kadınlar olarak bizler yurdumuzun dört bir köşesinde mücadele etmekteyiz.”

Ben bu cümleye imzamı atıyorum..

Haydi Selva hanım..

Bir oylama yapalım..

Son tartışmada size destek veren, AK Parti içindeki akepeliler dahil olmak üzere, İstanbul Sözleşmesini savunan herkese bir çağrı yapın.. 

Bu cümlenize bakalım kaç kişi imza atacak.

Atamazlar..

Onların amacı, tam da bu cümlede sizin özetlediğiniz “aileyi yıkma”, “nesilleri kirletme”, “sapkınlar”, “ahlaksızlara karşı mücadele”“Kültür, değerler, aile bilinci, geçmişten geleceğe aktarılması gereken öğretiler..”in kökünü kazımak..

Hay Allah senden razı olsun Selva hanım. Binlerce defa razı olsun..

Abdurrahman abiden, farklı siz ne söylüyorsunuz ki?

İkinizin de söylediği aynı..

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet demir

Selva hanıma bu sözleşme ile ilgili tüm ayrıntıları ile anlatmışınız selva Hanım'ın bu sözleşmenin içeriğini bilmemesi mümkün deyil ben bilmeyebilirim amma bu hanım bilir ...
  • Yanıtla

Nisa Suresi 34. Ayet ne diyor...

Okuyun anlarsınız... Bu kadar tartışmaya gerek yok...
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı