Dede torun ifade verdi.. Akit’in dik duruşu, Cumhuriyet’in gündeminde
Dede torun ifade verdi.. Akit’in dik duruşu, Cumhuriyet’in gündeminde
ALİ KARAHASANOĞLU
Ekrem İmamoğlu’nun kamu makamını kullanarak yaptığı yolsuzluklar soruşturulurken, dün dede ve torun birlikte ifade verdi.
Dede:
“Ben bilmem, Tuncay Yılmaz bilir” dedi.
Torun:
“Ben bilmem, annem ve babam bilir” dedi.
Etimesgut Havalimanı’na daha büyük uçakların inebilmesi için yapılacak kamu yatırımını “Trump’ın uçağının inmesi için” gösteren ve israf olarak tanımlayan Sözcü gazetesi, bakalım Ekrem İmamoğlu’nun oğluna gönderdiği 732 bin TL’lik tekne ile ilgili ne yazacak?
Yetmez.
Hırvatistan’da kurulacak bir şirket için yapılan 388 bin avroluk transferler ile ilgili ne yazacak?
Bakalım, ateistler, sosyalistler, CHP’liler topluca “Mahkemeler adaletsiz karar veriyor” diye algı operasyonları yaptıklarında, hemen devreye girip, “Adaletle karar verilmesi gerekir” diyerek Hz. Peygamber’den hadis-i şerifler aktaran İstanbul eski Müftüsü, Karar yazarı Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, “Yolsuzluk yapılmaması gerekir. Hz. Peygamber’in bu konudaki hadisleri şöyledir” diye bir yazı kaleme alabilecek mi?
Baba Hasan İmamoğlu’na, Sarıyer sırtlarındaki iki villa soruluyor.
1 milyar TL’lik taşınmazlardan bahsediyoruz beyler.
30 bin TL’lik, 40 bin TL’lik bir maldan bahsetmiyoruz.
1 milyar TL değerinde iki villadan bahsediyoruz.
Sanki marketten aldığı bir kilo peynirin hesabını soruyormuş gibi, Hasan İmamoğlu rahat bir tavırla:
“Yetkiyi Tuncay Yılmaz’a verdim, bilgi ondadır” diyor.
Amca… Bey amca..
“Hasta olasın. Hastalığının çaresi olarak oğlunun ciğeri ilaç diye söylensin. Onu yiyesin, yine şifa bulamayasın” bedduası edecek kadar hayal gücün var da…
1 milyar TL’lik taşınmaz alımı yapılırken, Tuncay Yılmaz mal sahibi mi ki, bütün bilginin adresi olarak onu gösteriyorsun?
Evet, Akit olarak yolsuzlukları sorguluyoruz, sorgulamaya devam edeceğiz.
Ama Akit olarak sadece yolsuzlukları sorgulamıyoruz.
Aynı zamanda, toplumun manevi dinamiklerini güçlendirmek için AK Parti iktidarının atması gereken adımlar konusunda da kamuoyunun taleplerini dillendirmekten geri durmuyoruz.
Bu noktadaki net duruşumuzu, bizi günahları kadar sevmeyen Cumhuriyet bile itiraf ediyor.
Dün Barış Pehlivan’ın köşesinde, “Akit’in mayınlı arazideki görevi” başlıklı bir yazı kaleme alındı.
Niyetlerinin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Akılları sıra, AK Parti’yi de etkileyecekler.
AK Parti içindeki akepelileri tahrik edecekler.
“Partimiz Akit’in isteği ile mi düzenleme yapıyor?” ayaklanmasına imza attıracaklar.
Biz kendimiz için kimseden bir şey istemiyoruz.
Halkın haklı taleplerinin dillendirilmesinde aracılık ediyoruz.
Bu çerçevede, evet, süresiz nafaka konusunda düzenleme yapılmasını, mağdurların haklı taleplerini haberleştirerek gündeme taşıdık.
Laikçiler istemese de, İslam dininde, kadının geçimi mutlaka bir erkeğin üzerine yüklenmiştir.
Baba kızına, koca evlilik süresinde eşine, oğul annesine bakmak zorundadır.
Ama boşanmadan sonra, evlilik sırasında kadının hakkı olan mehir de verilmiş ise…
Artık süresiz nafaka da ne oluyor? Bir yıl verilir, eşin maddi durumuna göre iki yıl verilir.
Çocukların nafakası zaten verilir.
Ama eş, ayrıldıktan 5 yıl, 10 yıl geçtikten sonra dahi, hem de maddi imkânsızlıklar yaşadığında dahi, ayrıldığı kişiye nasıl nafaka ödemek zorunda bırakılabilir.
Tabii ki ayrılmış kadınları devlet mağdur da etmesin.
İmkanı olmayan kocalar için, 3-4 yıl nafakadan sonra, kadın hâlâ mağduriyet yaşıyorsa, sosyal devlet olmanın gereği olarak devlet sorumluluğu üstlensin.
Biz alternatifli çözümleri gündeme taşırken, derdi toplumda huzur yerine anarşi, barış yerine kavga olsun diye çırpınan Cumhuriyet’in yazarı ne yazmış:
“Dün Türkiye gazetesinde okudum: Süresiz nafaka uygulamasını kaldırmayı amaçlayan bir yargı paketi Meclis’e gelmek üzereymiş. Takip edenler bilir, kadınların boşanma hakkının güvencelerinden olan nafaka yükümlülüğü uzun süredir Akit gazetesinin hedefindeydi. Belli ki, Akit’in ‘zulüm’ diye nitelendirdiği uygulama artık sona erdirilecek.”
Bir karşı fikir var mı?
Yok. “Burada bir mağduriyet yok” diyebiliyor mu?
Hayır.
“Akit’teki insanlar, Cumhuriyet gazetesindekilere göre evlenip boşanma oranları iki-üç misli. Nafaka yükümlülükleri var. Şahsi sorunları çerçevesinde düzenleme yapılmasını istiyorlar” diyebiliyorlar mı?
Hayır.
Hemen ardından, AK Parti’yi bloke etmek için zehirlerini akıtıyorlar: “Şunun farkında mısınız: Akit hangi konuyu gündemde tutarsa, gün geliyor AKP onu yasalaştırıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasında da…”
Biz bundan gruru duyarız.
“Keşke daha güçlü olsak, üç yıl, beş yıl sonra değil, haklı istekler hemen yasalaşsa” deriz..
Devamında, Madımak tezgâhı ile 31 yıl cezaevinde tuttukları mazlumların hakkını korumamızı, sanki gazetemizde Sivas mazlumu birisi ya da birinci derecede yakını varmış gibi bir algı yaparak cezaevinden çıkmalarını istediğimizi ve bunu başardığımızı yazıyorlar.
Devam ediyorlar..
“Keza, uzun süredir yine Akit’in hedefinde olan LGBTİ+’ları suçlu ilan eden 11. yargı paketi de Meclis yolunda.”
Bunların hepsi bu toplumun dertleri.
Bunlarda halkın sesi olabildiysek, ne mutlu bize.
AK Parti de, gecikmeli olarak da olsa, halkın bu haklı taleplerine cevap veriyorsa, ne mutlu onlara.
Ama Cumhuriyet’in yaktığı işaret fişeği sonrasında, kulis bilgilerine göre AK Parti, 11. Yargı Reformu ile yapılacak bazı düzenlemelerde yine geri adım atmanın hazırlığı içindeymiş.
Düşünebiliyor musunuz?
“Tek parti iktidarı” diyorlar.
“Akit yazıyor, AK Parti kanun çıkarıyor” diye algı yapıyorlar.
Bunu yaparken bile, halkın haklı taleplerinin önüne set çekiyorlar.
Bu noktada YRP’ye görev düşüyor.
SP’ye, GP’ye, DEVA’ya görev düşüyor.
AK Parti’nin, halkın haklı taleplerini –hele hele YRP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Tayyip Erdoğan’ı desteklerken “mutlaka yapılması gereken icraatlar” diye talep ettiği konuları hayata geçirirken arkasında durmaları zorunludur.
“Seçim işbirliğinde halkın istekleri olarak talep ettik” denildiğine göre, “Bunları yapmadığı için AK Parti ile seçim ittifakımızı gözden geçiriyoruz” denildiğine göre…
Şimdi, AK Parti o icraatları hayata geçirmesi aşamasında, YRP’ye düşen, bunların yasalaşmasını ölümüne destek çıkmaktır.
AK Parti’nin kitle partisi olması hasebiyle bazı icraatlarda gevşeklik göstermesi, ancak muhafazakâr diğer partilerin baskısı ile telafi edilebilecektir.
Samimiyet de bunu gerektirir. Dürüstlük de bunu gerektirir.
AK Parti, son yargı reformu paketinden yine bazı tavizler verecek olursa, bunun vebali hem kendilerinde, hem de muhalefetin açık eleştirilerine karşı AK Parti’yi savunmayan muhafazakâr partilerin yöneticilerinin üzerinde olacaktır..