Bak Ruşen, bana sormadan, bir daha “Ne gördüm, ne duydum” deme!
Ruşen Gültekin bir emekli savcı..
Soldan çarklı bir emekli savcı..
Şimdilerde, CHP çizgisinden söylemleri ile onu tanıyoruz..
Haliyle, “Benim de çorbada tuzum olsun” diyerek, CHP’li Ekrem İmamoğlu’na, YSK üyelerine “Ahmak” nitelemesi sebebi ile verilen ceza hakkında değerlendirmesini kamuoyu ile paylaşmış.
Der ki Ruşen bey:
“5 yıl Yargıtay 4. Ceza Dairesine (hakaret suçlarına bakar) Tebliğname yazan bir Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak çalıştım. Haftada 40 dosya okurduk. Binlerce hakaret davasına baktım. Ben hakaret suçundan verilmiş 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası görmedim. Üstelik sabıkasız.”
Ruşen beyin sözleri, Ekrem İmamoğlu medyasında, şöyle takdim ediliyor:
“İmamoğlu’nun cezasının onanacağı
dairedeydi”
Ah Ruşen ah..
Sen 5 yıl çalışıp, bir de maaş aldığın Yargıtay Başsavcılığındaki görevin sırada, haftada 40 dosya okuduğun halde görmedin ama..
Ben Yargıtay Başsavcılığı’nın kapısından içeri girmediğim halde..
2 yıl 7 ay değil..
Hakaret suçundan dolayı 22 yıl hapis cezası alanı bile gördüm..
Sıralayayım.
Sen de görmediklerini görmüş ol..
Senin haberini allayıp, pullayıp yapan karanlık odadan aktarayım haberi:
“Anıtkabir’de çektiği Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden videoyu sosyal medyadan paylaşan Safiye İnci, ‘Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’ suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.”
Mahkeme numarasını da vereyim, boş vaktinde gidip bir bakıver dosyaya, Ruşen bey: “Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi.”
10 Kasım 1994’de, Anıtkabir’de elindeki Kur’an-ı Kerim’i göstererek, “Sizi Allah’ın kitabına davet ediyorum” dediği için tutuklanmış, Atatürk’e hakaret ettiği iddiası ile yargılandığı davada, Mahmut Kaçar ne kadar ceza almıştı?
Açık artırmayı başlattık..
4.5 yıl.. Şaka etmiyorum.. Tam 4.5 yıl..
Mahkemenin ismini de vereyim, Ruşen bey ona da gidip, bir bakıversin: Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi..
Şimdi biraz daha güleceksiniz..
Üstelik o ceza, Yargıtay tarafından da onanmıştı..
Devam edelim açık artırmaya..
Başladık bir defa...
Devam edelim..
28 Şubat’ı da biraz geçmişiz.
Yıl 2005.
Sincan 3. Asliye Ceza Mahkemesi, Atatürk’e hakaret suçundan Murat Vural isimli öğretmene 22 yıl hapis cezası verdi.
Biz onlar gibi yapmayalım..
Olayın ayrıntısını da verelim.
Kimisine göre psikolojik rahatsızlığı da olan Murat Vural isimli öğretmen, Ankara Sincan ilçesinde Atatürk büstlerini boyamış..
5 ayrı büst boyanmış.
Mahkeme 5 ayrı ceza vermiş.
“5 ceza da olsa, 22 yılı nasıl hesaplamış“ diyeceksiniz..
Eeee. Sözkonusu Atatürk’e hakaret suçu olursa..
Hakimimiz 22 de hesaplar. 222 de..
İdam kararı vermediğine şükredin siz.
Her bir hakaret için 3 yıl ceza vermiş.
Dikkat buyrun, bir hakaret, 3 yıl..
Sonra hakimimiz demiş ki, “Suç umumi mahalde işlendiğinden, her bir 3 yılı, yarı oranında artırıyorum.. Etti mi her bir ceza size 4 yıl 6 ay hapis. Bunu da çarpmış 5 ile.. Olmuş size 22 yıl 6 ay hapis.
Yine doğrusunu söyleyelim..
Ekrem İmamoğlu’na yerel mahkemede verilen karardaki gibi.. Atatürk’e hakaretten dolayı verilen bu 22 yıl 6 ay hapis cezası da, kesinleşmemiş.
Yargıtay, 22 yıl 6 ay hapis cezasını bozmuş.
Ama beraat de ettirmemiş..
Ruşen bey “Çok sıkıldım.. Tekil olaylar üzerinden gitmesek” diyecek..
Daha dur, Ruşen bey..
Maça daha yeni başladık..
Refah Partisi milletvekili Hasan Mezarcı’ya, gazetemiz yazarı Şevki Yılmaz’a ve daha nice düşünce insanına reva gördüklerinizi sıralayacağım..
Ama o olayların hepsini, “Atatürk’e hakaret” diye arama yapın, hepsi karşınıza çıkar..
Ben Ruşen beye daha ilginç bir olayı hatırlatayım..
Hani hayatında görmemiş ya..
Hani, “hakaret suçlarına bakan Yargıtay dairesinde 5 yıl görev yapmış” ya..
O Yargıtay 4. Ceza Dairesi hakkında da somut bir olayı aktarayım..
Bakalım Ruşen bey, o olayı hiç görmüş mü duymuş mu?
Dünyanın herhangi bir yerinde, benzerinin yaşandığını işitmiş mi?
Yıl 2003. 28 Şubat’ın izlerinin silinmesini beklerken..
Ruşen beyin 2005’de görev yapmaya başladığını açıkladığı Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nde bir duruşma yapılıyor..
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde, bir usulsüzlük iddiası ile bazı kamu görevlileri hakkında ceza davası açılmış..
Kendisi aslında bir avukat olan Hatice Hasdemir hanım, belediye iştiraklerinden birisinde kamu görevi olduğu için, iddia edilen usulsüzlük sebebi ile yargılanıyor.
Ruşen beyin, “laik, demokrat, hukuka bağlı yüksek hakimdir” diye şahitlik edeceğinden hiç tereddüt etmediğim, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nde yıllarca başkanlık yapan Fadıl İnan, karşısına gelen aynı zamanda avukat olan Hatice hanıma, “Bu başındaki örtü ile ben senin ifadeni almam” diyor..
Yanlış okumuyorsunuz..
Başörtülü hanımlara bu ülkede avukatlık yaptırılmadığını gördünüz, duydunuz.. Şimdilik unutmadınız..
Başörtülü kızların, üniversite kapısından içeri alınmadıklarını, gördünüz, duydunuz, şimdilik unutmadınız..
Başörtülü memurların disiplin cezası alıp, sonuçta memuriyetten atıldıklarını, tek gerekçenin ise “başörtü takmaları” olduğunu biliyorsunuz.. O günleri henüz unutmadınız..
Ama ne yalan söyleyeyim..
Bilgisayar başına oturana kadar, ben dahi yanlış hatırlıyormuşum..
Ben avukat olarak duruşmaya alınmadı diye hatırladığım Hatice hanım, aslında dosyanın sanığı imiş..
Düşünebiliyor musunuz. Kişiyi suçluyorsunuz.. Geliyor, ifade verecek.. İfade verirken, “önce başını aç” diyorsunuz.. Nasıl bir rezilliktir bu..
Nerelerden geçtik biz..
Neler yaşadık, ne zulümlere maruz kaldık?
Hani Fadıl beyin, o anlık bir refleksidir, sonrasında Yargıtay başkanı çıkıp, “Yanlış anlama var” falan deyip, konuyu çözmüştür..
Öyle de değil..
Büyük ihtimalle Ruşen bey Yargıtay’daki görevine başladığı yıllarda da, aynı sorun sürüyor..
Yargıtay başkanı çıkıyor, 4. Ceza Dairesi Başkanı Fadıl İnan’a destek verip, “Kamusal alan olan mahkeme salonuna siyasal bir simge olan türbanla girilemez. Annem de başörtülü. Yöresel kıyafet farklı bir şey. Mahkeme başkanının kararında usule ve hukuka aykırılık yok.”
Başkanın ismini merak mı ediyorsunuz?
CHP’nin çok sevdiği sınıftan. Siz anladınız onu..
İsmi Eraslan, soyadı Özkaya..
Daha ben sana ne anlatayım, Ruşen bey..
Sen sor, ben anlatayım..
Ama lütfen, bana sormadan, bir daha “ne gördüm, ne duydum” deme..
Sen ne gördün, ne duydun ki?
Bak bir çırpıda, neler çıktı neler?