• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Kapının açılmasını isteyen adam öldü

20 Haziran 2026
A


Ahmet Can Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Kapının açılmasını isteyen adam öldü

AHMET CAN KARAHASANOĞLU

Hayatın acı oyunları vardır. Neyi çok istediyseniz, sizi o şeyden mahrum bırakır. Tutkuların üzerine yürüdükçe onlar da tıpkı gölgeniz gibi sizden uzaklaşır. Ne kadar hızlı koşarsanız koşun, gölgenizin ucunu yakalayamazsınız.

Şimdilerde zıpırcada Secret diyorlar; arzularsan, manifestlersen isteklerin ayağına gelecek diyorlar. Bu tarzda binlerce bestseller kitap, belgesel dolanıyor ortalıkta. Sosyal medya fenomenleri de bu işin en büyük goygoycusu.

“İstersen olur” demek, kaderin hadiselere tesirini inkâr etme anlamına gelir. “Dua et, olur” diyor bazı insanlar. Duan, sen hazır olmadığın bir hâlde gerçekleşirse, seni olduğun hâlden daha zor bir duruma düşüreceği için de gerçekleşmeyebilir. Bu gerçekleşmeme hâli de Allah’ın merhametinden. 

Vazgeçme... Mücadele et... Tutkularının peşinden koş...

Kulağa hoş geliyor ama gerçekten bu kelimeleri tekrar etmekle bitiyor mu? Kolay değil...


Elbette bazı esmaları tekrar etmek evrendeki kozmik enerjiyi harekete geçirir. Fakat siz, gelecek olan mükâfata hazır olduğunuzdan nasıl emin olabiliyorsunuz?

Bir yorum okudum. Kadın diyor ki:


“Bir çocuğum olmasını istedim. Doktor doktor dolaştık. Her türlü tedaviyi denedik. Üfürükçülere, hocalara gittik. Yıllar geçti, çocuğum olmadı.”

Sonra, ısrarla çocuk istediği için eşinden ayrılmış. Kadın devam ediyor:


“Sonra bir adam bana talip oldu. Genç yaşta adamın eşi vefat etmişti ve dört çocuğuyla birlikte bana dil döküyordu, kendisini kabul etmem için. Ben yıllarca bir çocuğum olsun diye uğraştım durdum, olmadı ve bu yüzden evliliğim sonlandı. Şimdi Allah bana dört çocuk birden gönderiyordu.”

Dostlar, mevsimler, arkadaşlar, çocuklar, hevesler... Her şey gelip geçiyor. Ama insan işte, tutunacak bir dal arıyor. Bu yüzden sürekli kendine geleceğe dair planlar inşa ediyor. “Şöyle yapacağım, böyle olursa...” diyor.

Oysa tüm arzular, boşluğa atılan birer imza gibi... O boşlukta hayat aniden sona eriyor. Bu yüzden hayata teslim olmak, akışa revan olmak kanaatindeyim. Teslimiyetin bilgelik değil, yorgunluğun başka bir adı olduğunu da düşünüyorum.

Çocuğu olmayan kadın istemeyi bırakmıştı. İşte o bırakma ânı, tam olarak vazgeçme ânı; bir tür teslimiyet... Öyle anlamlı ki...

O an, başka bir kılıkta karşısına çıkmıştı kadının istediği. Kaderin sessiz tebessümü, ısrarın gücünü bastırmıştı.

İnsan, istediği şeye çok uzun süre sonra kavuştuğunda, aslında istediği şeye değil de başka bir şeye kavuşmuş sayılmaz mı? Çünkü yıllar içinde özlediği şeyin kendisi de değişmiştir.



Hayatın sırrı bu paradokslarda gizli olabilir mi?

Aşka, servete, çocuklara, huzura, güzelliğe ulaşmaya çalıştığımız kadar, bunları ele geçirdiğimizde nasıl bir anlam elde edeceğimize odaklanmıyoruz. Bazen elde edilen şey büyük bir imtihana dönüşüyor.

Yıllarca yolunu beklediğimiz kişi bir gün ansızın gelip bizi heyecanlandırırken... İşte ne varsa o anda oluyor; hayatımızın içine ediyor.

Beklemenin şehvetine saplanmışsak, gerçekleşecek olan şeyler var olan düzeni daha beter hâle getirebilir.

Bu paradoksu kaderin bazukası olarak adlandırıyorum. Bazukayı uzaktan seyrederseniz sadece bir silahtır ama bir gün o silah elinize geçerse...

Tetiğe bastığınız anda hayatınızın fitilini ateşlersiniz.

Kimse uzun süredir kavuşmak istediği silahın elinde patlama ihtimalini düşünmez. Oysa üçüncü sayfa haberlerini okursanız, oradan büyük bir sosyoloji yakalarsınız.

Konuya dair güzel bir hikâyeyle bağlayalım...

Bir derviş yıllarca padişahın huzuruna çıkmak istemiş. Her gün sarayın kapısına gitmiş ama geri çevrilmiş. O, hiç vazgeçmeden dua etmiş, sabretmiş ve beklemiş.

Aradan yirmi yıl geçmiş.


Bir gün saraydan haber gelmiş:

“Padişah seni kabul edecek.”

Derviş ağır adımlarla kapıya yürümüş. Kapıdaki görevli onun gözlerindeki tuhaf sakinliği fark etmiş.

“Yıllardır bu ânı bekliyordun. Neden sevinmiyorsun?”

Derviş gülümsemiş:

“Kapının açılmasını isteyen adam yirmi yıl önce öldü. İçeri girecek olan kişi artık o değil.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23