• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Türkiye gündeminden birkaç yalan ve onların gerçeği

20 Haziran 2026
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Türkiye gündeminden birkaç yalan ve onların gerçeği

ALİ KARAHASANOĞLU

Türkiye’nin şöyle bir gündemine bakalım.

Medya organlarındaki gündeme taşınan konuları ve bunların gösterildikleri şekliyle gerçeklerini kısa kısa bölümler halinde sizlerle paylaşalım.

Türkiye’nin dış borcuyla başlayalım. 

Bir yıl içerisinde ödememiz gereken dış borç miktarımız 210 milyar $’ı aşmış.

Muhalif medya mensupları kıyameti kopartıyor.


Ama biz sakin olalım.

Bir yıl içinde ödenecek kısa vadeli dış borcu boşverelim, tamamına bakalım.

Türkiye’nin toplam dış borcu, 

600 milyar $’a yaklaşıyor.


Sadece dış borç ile olay bitmiyor.

Bir de bununla birlikte değerlendirmemiz gereken milli gelir rakamı var.


Peki bir de ona bakalım.

 Milli gelirimiz ne kadar: 1.6 trilyon $.

Bu durumda borcumuzun 2.5 katı kadar üretimimiz olduğu anlaşılıyor.

Şöyle de söyleyebiliriz: 4.5 aylık üretimimizle, bütün dış borcumuzu ödüyoruz.


Dış borç ve üretim miktarı arasındaki bu denge Amerika’da nasıl?

Almanya’da nasıl?

Her ikisinde de ancak bir yıllık üretimle dış borçlarını ödeyebiliyorlar. Hatta iki ülke de dış borçlarını ödeyebilmek için toplam üretim miktarlarının 1,5  yıla kadarlık kısmını harcamaları gerekiyor.

Öyleyse telaşa gerek yok.

Amerika’nın 1.5 yıllık üretimi ile dış borcunu ancak ödeyebildiği bir konjonktürde, biz 4.5 aylık üretim ile dış borcumuzun tamamını ödüyorsak; biz değil Amerika’nın telaşa düşmesi gerekmez mi?

Geçiyorum bir başka habere.

2025 yılı mayıs ayına göre, 2026 Mayıs ayında konut satışları dip yapmış.

İki ayrı yılın aynı aylarını kıyaslıyor gibi görünen bu basit karşılaştırma, sizi konut satışlarında büyük bir gerileme olduğu bunun da ekonomideki kötüye gidişin bir işareti olduğu sonucuna götürebilir.

Türkiye’de her alanda ileriye gidiş olduğu, hiçbir alanda geriye gidişin söz konusu olmadığını bilen bir gazeteci olarak merak ediyorum: acaba gerçekten konut satışlarında bir gerileme olmuş mudur?


Hemen hemen bütün gazetelerde “konut satışlarında büyük düşüş” diye yapılan haberlerin arka planını bulmam 2 dakika bile sürmüyor.

2025 yılında mayıs ayında sadece 1 Mayıs ve on dokuz mayıs günleri tatilken, 2026 yılında kurban bayramı da mayıs ayı içerisinde idrak edildi. 

Bir de fazladan kurban Bayramı’nı hafta sonu tatilleri ile birleştirmek için aradaki günlerde de memurlar idari izinli sayıldılar.

Yani dokuz günlük tatil icat edildi.

Tapu daireleri de bu süre içerisinde kapalı olduğu için.

Konut satışında bir düşüş yaşanmış oldu.

Teyit ettiremedim ama, geçen sene depremzedelere devredilen binlerce konut söz konusu iken, 2026 yılı içerisinde depremzedelere devredilen konut olmaması da konut satışında düşüşün bir başka sebebi olabilir.

Yoksa nüfusumuz artarken, milli gelirimiz artarken, eskiye nazaran yapılan yeni konutların sayısı artarken, mayıs ayında konut satışı 2025 yılına göre niye düşsün ki?

Bir başka haber: Amerika’daki Halkbank dosyası kapandı.

Gazetelere baktım bir çoğunda hiç yok, olanlarda da küçücük.

Oysa bir yıl öncesine kadar Amerikan uşaklığı yaparcasına özellikle de sol gazeteler, “Türkiye’nin kamu bankasına ceza az sonra verilecek” iddialarını büyük bir iştahla haberleştirmiyorlar mıydı?

2025 yılı sonunda Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’la Amerikan başkanı Trump’ın görüşmesi sonrasında aynı konu gündeme geldiğinde, bu sefer de “Halkbank’ın 100 milyon $ ödemeyi kabul ederek dosyayı kapattıracağı” iddia edilmişti.


Şimdi tek kuruş ödeme yapılmadan dosya kapatıldı.

Amerikan uşaklığı yapan solcular bu sefer de şu iddia ile karşımıza çıkmaya başladılar: “Amerika Alman bankasına bile milyar dolarlık ceza kesmişti. Türkiye tek kuruş ödemeden bu dosyadan nasıl kurtulabilir. Türkiye Almanya’dan daha mı güçlü? Mutlaka Amerika’ya verdiğimiz bir şey vardır ama açıklanmıyordur?”

Adamlar kafayı artık tırlatmışlar.

“Ceza az sonra” diyorlar.

Her aşamayı tekrar tekrar haber yapıyorlar. 

En sonunda tek kuruş ceza ödenmeden dosya kapanınca bir kısmı suspus oluyor, bir kısmı da “bir şeyler verilmiştir ama, açıklanmıyor” diyerek kendilerini tatmin ediyorlar.

Bir başka haber.

Dün İstanbul’da Arnavutköy halkalı arasındaki metro hattının açılışı.

Bu bölümün devreye girmesi ile birlikte 16 milyonluk İstanbul’da 1.500.000 insanın yolculuğu toplu ulaşıma kaydırıldığı gibi, düne göre zaman açısından da büyük kazanım elde edilecek.

Bu metro hattını, beklersiniz ki CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olsun.

Ama nerede.


Yanından bile geçmediler.

Bir kova su ile bile katkı sunmadılar.

Bir kamyon hafriyat bile çıkartmadılar.

Ulaştırma bakanlığı tamamını yaptı, bitirdi.

CHP’li belediyenin yönetmediği İETT otobüsleri ile taşınamayan insanların çilesi, AK PARTİ iktidarı eliyle sonlandırıldı.

Ama gazeteler neyi tartışıyorlar?

Tıpkı Ankara’daki havalimanı yapımına tek kuruşluk katkı sunmayan Mansur Yavaş‘ın açılışta kurdele kesiminde en son sırada boy göstermesine itiraz ettikleri gibi.

Şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan’ın metro açılışında bulunmaması üzerinden algı yapıyorlar.

Devlette böyle dışlamalar olmamalıymış.

CHP’li belediye kendi görev alanındaki işi yapmasın. Paraları şarkıcılara, türkücülere dağıtsın.

Ulaştırma bakanlığı hizmeti yapsın.

Ama kurdeleyi CHP’li belediye bürokratları kessin.

Bunu istiyorlar.

Ama biz hatırlatalım, yok öyle yağma.

Katkı sunarsın, çalışırsın, destek verirsin, en azından çalışanlara teşekkür edersin.

O zaman ben de “İBB başkanvekili de açılışa davet edilmeli katılmalıydı” derim.

Ama siz yatarsanız, çalışmazsanız, hatta mayoyla sahneye çıkan şarkıcılara para akıtırsanız.

Kusura bakmayın ama kimse sizin reklam yapmanıza da fırsat vermez.

Son olarak da Kadıköy’e yapılacak olan cami konusundaki haberlere bakalım.


Cumhuriyet gazetesi ve Birgün gazetesi özellikle bu konuyu gündeme taşıyor.

Gece yarısı inşaat başlatılmış.

Özel bir sebebi olduğunu zannetmiyorum.

Ama bunu haberleştirecek olanlar için bir utanç vesikası olduğunu da hatırlatmak isterim.

Belki 30 yıl 40 yıl sonra, bizden sonraki nesil, Cumhuriyet gazetesinin bu haberini ortaya koyup, “eski yıllarda bu ülkenin medya organları cami yapılmasına bile karşı çıkıyorlarmış. Sanki Yunanistan işgalindeymişiz gibi başlık atmışlar” diyeceklerdir.

İşte Türkiye’nin hali bu.

Yalanlar ve o yalanların arkasındaki gerçeklerden küçücük bir bölüm size aktardım.

Emin olun her gün bunların on katı algı operasyonu tekrar tekrar yapılmaya devam ediliyor.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23