Kitaplar
Kitaplar
ALİ OSMAN AYDIN
Geçtiğimiz günlerde bir kitap fuarındaydım.
Zengin, yeşil ve yoğun öğrenci nüfusuna sahip bir şehirdeydi fuar. Şehrin de en merkezi, en hareketli noktalarından birine kurulmuştu.
Şöyle ilginç bir tablo gördüm orada. Fuar alanının etrafı şu günlerde çok popüler olan kafelerle çevriliydi. Üstelik bu kafelerin büyük kısmını da üniversite öğrencileri dolduruyordu.
Manzara ilginçti!
Fuar alanının etrafındaki kafeler o kadar kalabalıktı ki, boş masa bulmak neredeyse imkânsızdı!
Ama kafenin 20 adım yakınındaki kitap fuarında stantların önü bomboştu. Bir tarafta gençler oturacak yer arıyordu. Diğer tarafta ise kitaplar okuyucu...
Bu görüntü gördüğümden beri zihnimi kurcalıyor. Bu görüntünün bize neler söylemeye çalıştığını genelleme yapmaya bayılan yanımı bastırarak, peşin yargılardan uzak durarak anlamaya çalışıyorum.
Bir üniversite şehrinde, şehrin tam orta yerine bir kitap fuarı kuruluyor. Fuar alanının etrafı binlerce üniversiteli ile dolu… Kitapla güçlü bir bağ kurmasını beklediğimiz gençler ise fuara kayıtsız...
Mesele kitap satılması meselesi değil elbette. Mesele bilgiyle nasıl bir bağ kurduğu. Acaba kitap fuarına gösterilen ilgi toplumun eğlence ya da düşünceden hangisine yöneldiği ile ilgili bir fikir verebilir mi bize?
Bir zamanlar üniversite öğrencisi denilince akla “kitaplar”, fikri tartışmalar gelirdi. Şimdi ise kahve zincirleri mi geliyor acaba? Bu çok peşin bir yargı olur sanki!
Bizim okul yıllarımızda arkadaşlarımızla yaptığımız şiir ya da sinema sohbetlerini ve tartışmalarını hatırlıyorum…
Eskiden gençler bir kitabın etrafında daha kolay toplanabilirdi. Bir kitabın, bir filmin, bir fikrin etrafında toplanır, sabahlara kadar koyu ve keskin tartışmalar dönerdi.
O tartışmalar herkesi beslerdi.
Şimdi gençliğin o klasik ve belki de demode olmuş matbu bilgi kutusu kitap ile arasına mesafe girmiş görünüyor.
Evet haklısınız, bütün gençler böyle değil. Bir kısmı böyle… Hâlâ kitabı baş tacı eden gençler de var. Fakat öyleyse bile yine de bu tablo bize önemli sorular sormuyor mu?
Diyeceksiniz ki, gençlerin bir kısmının kitapla ilişkisi zayıf da yetişkinlerin çok mu güçlü?
Bu konuda da haklısınız.
“Eski kuşak iyiydi, yeni kuşak kötü” gibi bir şey söylemeye çalışmıyorum. Bunun bir yararı yok. Ve ayrıca bu doğru da değil. Yetişkinler kitapla gençlerden daha fazla haşır neşir değiller. Dolayısıyla düşünce ve düşünceyi taşıyan mecralarla ilişkimizde üzerinde durulması gereken noktalar var.
*
Belki de fuar alanlarının boş, kafeteryaların dolu olması benim zannettiğim gibi düşüncenin önemini kaybetmesi ile ilgili bir ipucu değildir.
Belki de organizasyon gençlerin ilgisini çekecek kadar iyi değildir. Olamaz mı?
Bir kitap fuarında binlerce, on binlerce çeşit kitap var. Ama elinin altında internet olan gençler için milyonlarca kitap seçeneği zaten yok mu? Hem de kitap fuarı gibi sınırlı zamanlar için değil her an ziyaret edilebilecek şekilde...
Ve şöyle de bir soruyu kendine soruyorum; şayet ben 20'li yaşlarımın başında olmuş olsaydım yerim kafe mi yoksa fuar alanı mı olurdu?
Ya sizin yeriniz neresi olurdu?
Bir geriye dönüp hatırlayama çalışın o yaşlarda neyle meşgul olduğunuzu…
Bir çay ya da kahve eşliğinde arkadaşlarla ceviz kabuğunu doldurmayacak meselelerle ilgili hararetli sohbetlerin yapıldığı bir ortam kitapların dünyasından daha sıcak gelebilirdi bana o yaşlarda.
Bu tabloyu analiz ederken, gençlerin bu tutumunu yargılama konusunda daha dikkatli olmam gerektiğini hatırlattım kendime.
Belki de düşüncenin değeri azalmamış da sadece düşünmeyle, bilgiyle kurduğumuz ilişkinin biçimi ve araçları değişmiştir, ne dersiniz?
Kitap okumayan bir genç uzun podcastler dinliyorsa, çevirimiçi seminerlere katılıyorsa, dijital kütüphanelerde vakit geçiriyorsa, YouTube’dan sıralı dersleri takip ediyorsa onu yine de sırf kitapla arasında mesafe var diye düşünceden uzaklaşmış mı sayacağız?
Hem unutmayalım kitap da bir zamanlar yıkıcı bir yenilik olarak insan hayatına girmemiş miydi? Sokrates yazının yaygınlaşmasının, bilginin sayfalara hapsedilmesinin insan hafızasını zayıflatacağını düşünüyordu. Hiç yazılı eser bırakmadı mesela. Onun görüşlerini öğrencisi Platon yazdı. Yani birileri, bir zamanlar kitabın varlığını bir tür yozlaşma, bilgiden kopuş, bir çeşit bozulma olarak görmüşlerdi.
Hem matbaa da, hem Avrupa’da hem de bizim topraklarımızda az muhalefetle karşılaşmamış mıydı? Birilerinin kitap ya da matbaaya muhalefet etmeleri, onlara ilişkin kaygıların yersiz olduğu anlamına gelmiyor tabii.
Söylemek istediğim bugün bilgiden kopuş olarak yorumlanabilecek şeylerin geçmişte kitap için de düşünüldüğü…
Hayat ne garip değil mi?
Kitaplar bir dönemin yegâne bilgi taşıyan araçlarıydılar. Odaklanmayı, yavaşlamayı, derinleşmeyi gerektiriyorlardı. Çok saygın ve rakipsizdiler. Fakat sözünü ettiğimiz bu dönem teknolojinin ceplerimize kadar ulaşmasıyla bitiyor gibi. Bilgiye erişebileceğimiz birçok kaynak var bugün. Teknolojiye erişimi olanların bunu bilgiye ulaşmak için kullanıp kullanmadığıysa bambaşka bir tartışma.