Yenikapı Mevlevihanesine zeytinyağı tahsis eden Edremitli Ninola kızı Rikne’nin vakfiyesi…
Yenikapı Mevlevihanesine zeytinyağı tahsis eden Edremitli Ninola kızı Rikne’nin vakfiyesi…
ALİ SANDIKÇIOĞLU
Her sene mayıs ayının ikinci haftasında “Vakıflar Haftası” kutlanılır. İslam dünyası özellikle milletimiz için vakıf kültürü çok önemli yer tutar. Ecdadımız tarih boyu ülkemiz içinde ve fethettiği ülkelerde birçok vakıf eserleri bırakmıştır. Fethi Mübin’in sembolü AYASOFYA CAMİİ Kebirinin açılışından Müslüman Türk milletinin 150 senelik rüyası ve hasreti olan Taksim’de yeni bir cami yapılmasından Çamlıca Camii’nin yapılmasına karşı çıkanlar, bir din adamının Kur’an-ı Kerim’in bir ayeti kerimesine mana vermesinden rahatsız olan, ille de beyaza siyah demeye alışık olan karanlıkta kalmış, dış güçlerin piyonu durumundaki sözde aydınlara (!) ibret olması bakımından belge mahiyetinde bugün bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Bugün inşallah sizlerle çok enteresan bulacağınız, hepimizin bir kere daha düşünmesine sebep olacak bir vakıf belgesini paylaşacağım. İnşallah vatan, bayrak, ezan, sala, cami düşmanları, vicdanları kararmış, satılmış insanlara iyi bir ders olur. Hepimiz biliyoruz ki, Fatih İstanbul’u aldığı zaman bütün gayrimüslimlere Eman vermiş, malları, canları, namusları, inançları ve ibadethaneleri koruma altına alınmıştı. Diledikleri gibi ibadet etmelerine ve ticaret yapmalarına izin verilmişti. Ülkemizde İslami bir hareket olunca bizim ilericiler (!) kırmızı görmüş boğalar gibi hemen saldırıya geçiyorlar. Bir de en tuhafıma giden biz Müslüman Türkler şehit kanları ile sulanmış, kendi vatanımızda, kendi toprağımızda, İstanbul’da, Taksim’de bir cami inşa eyledik (Yapımını bir hayırsever üstlenmiş kendisine gıpta eyledik. Allah razı olsun. Böyle zenginlerimize Cenab-ı Hak daha çok versin. Ne güzel bir yatırım...). Batılı devletler ve içimizdeki kuklaları hemen salyalı ağızları ile saldırmaya başladılar. Peki Yunanlılar Atina’da bir kilise yapsalar biz onlara yapmayın diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Peki onlara Türkiye’nin iç işlerine karışma hakkını kim veriyor? Londra’da bir kilise yapılsa Türkiye hayır olmaz der mi, diyebilir mi? Veya ABD’nin herhangi bir şehrine bir sinagog veya havra yapsalar herhangi bir İslam devletinin buna dur deme hakkı var mı? Elbette ki yok… Behey kefereler! Siz Türkiye’yi ne zannediyorsunuz? Türkiye kendi toprakları üzerinde ihtiyaç duyulan her yerde mabetler yapar. Buna sizin karışmaya ne hakkınız var? İçeride size bağlı tasmalılarınızla birlikte hücuma geçtiniz. İslam’dan, camiden, yeni cami yapımlarından rahatsız oluyorsunuz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle bir ayet var: “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar; oysa kafirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır. Ancak, gerçeği yalanlayan nankörlerin hoşuna gitmese de Allah, nurunu tamamlayacaktır” (Saff Suresi Ayet 8). Geçen gün kütüphanemde çok eski bir dergi dikkatimi çekti. Dergiyi aldım. Dergi vakıflar umum müdürlüğü neşriyatı arasında yer alan Vakıflar dergisinin Ankara 1938 tarih ve 1. sayılı dergisi idi. Dergiye göz gezdirirken 121. sayfada yer alan, Edremitli Rikne’nin vakfiyesi dikkatimi çekti. Vakfiyenin tarihi 07 Sefer 1301’dir. Vakfiye çok uzundur ben sadece birkaç paragrafına burada yer verip esas konuma dönmek istiyorum. “Edremit kazası zeytinli karyesinden (köyünden) devleti aliye tebaasının Rum milleti Nisvanından olup Rikne binti Nikola: “Şarlak nam mahalde etrafı erbaası (dört tarafı) cebel ile mahdut (dağla sınırlı) sağır ve kebir (küçük ve büyük) üç yüz elli sak (ayak, adet) zeytin eşcarını (ağaclarını) bir kıta zeytin bahçesi ile iki bab dükkanları ve bir kahvehaneyi müştemil, bir bab ekmekçi furununu vakfı sahih ile vakf ve habs edüp şöyle şart ve tayin ve tesbitini kuyud eyledim.” Vakfiyenin şartları maddeler halinde devam ediyor. Onların tamamını buraya almak imkansız. Çok uzun. Buradan bizlerin çıkaracağı ders, taa Edremit’ten bir Rum kadının İstanbul Yenikapı Mevlevihanesine yaptığı vakıf ve vakıf için koyduğu şartlar… Günümüzdeki bir kısım insanlar tasavvuf denince, tarikat denince laiklik elden gitti diye avaz avaz bağırmaya başlıyorlar. Taksim’de, Çamlıca’da yeni camiler yapıldı diye nerede ise avam tabiri ile hop oturup hop kalkıyorlar. “Mutu bi gayziküm.” Şayet sizlere hakikatleri görüp tevbe etmek nasıp olmayacak, ezana, salaya, camiye, tekkeye, tasavvufa, tarikata, okul çocuklarının camiye gitmesine, kızlarımızın başlarını örtmesine düşman olmaya devam edecekseniz o zaman kininizle beraber ölünüz. Siyasiler dünyada kabuklaşmış yaraları kaşımayınız. Hangi dinden olursa olsun insanlar insani duygular içinde anlaşıp gidecekler. Ancak birçok sözde süper devletler (!) maddi çıkarlar elde edebilmek için ırk, renk, dil, din ve mezhep ayrılıklarını körükleyip insanları birbirlerine düşman ediyorlar. Asırlar boyu idare ettiği bütün ülkelerde insanları inançlarında serbest bırakmış tebaa içerisindeki değişik etnik grup ve değişik dinlere mensup insanlar çok güzel komşuluklar sergileyerek gelmişlerdir. Ya günümüzde?.. Kosova’da bir kilisede bulunan Osmanlıca yazılmış HZ. Fatih Sultan Mehmed’in bir bildiri veya fermanını geliniz birlikte okuyalım (Fermanın aslı oradaki kilisede muhafaza edilmektedir. Ziyaret için gitmiştim ancak o gün kilise kapalı idi. Ziyaret edemedik.). “Ben ki Sultan Mehmed Han’ım halkımın tamamına ve devletimde üst düzeyde bulunanlara mahım olsun ki, iş bu fermanla Bosna rahiplerine lütfumu artırıp yeri ve göğü yaratan Allah’ın hakkı için, Ulu Peygamber hakkı için, yüz yirmi dört bin peygamber hakkı için ve kuşandığım kılıç hakkı için şöyle buyurdum: “Bu kişilerin yaşadıkları yerlere ve kiliselerine kimse mani olmayacak, sıkıntı vermeyecek ve herkes yerinde kalacaktır. En başta yüce hazretim olmak üzere vezirlerimden ve kullarımdan ve halkımdan hiç kimse bu kişileri, canlarına, mallarına ve kiliselerine taarruz etmeyecek onları incitmeyecek; yabancıların buraya yerleşmek üzere gelmelerine karşı çıkılmayacaktır. Yukarıda bahsi geçen kiliseler için himmet buyurup lütfettiğim bu fermanımda yazılı olanlara muhalefet etmeyenler bana iyi bir şekilde hizmette bulunmuş ve emirlerine uymuş olacaklar.” (28 Mayıs 1463).
Birçok camiyi, kiliseyi yerle bir eden, on binlerce masumun canına kıyan Netanyahu katilinin, canisinin kulakları çınlasın. Netanyahu canisine alkış tutan, destek veren dünya liderlerinin yüzleri biraz olsun kızarmaz mı? Hâlâ kan akıtılmasına destek vermeye devam edecekler mi? Semavi dinlere inanan İseviler, Museviler; artık insanları inançları ile mahkum etmeyiniz. Bırakın isteyen istediği gibi inansın veya inanmasın. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de HZ. Allah (CC) şöyle buyuruyor: “De ki Hak Rabbinizdendir. Öyleyse dileyen iman etsin dileyen inkar etsin.” (Kehf Suresi Ayet 29). Kişinin dini inanışını ve vicdani kanaatlerini zincire vuramazsınız. Görüyorsunuz; Edremitli bir gayrimüslim bayan Yenikapı Mevlevihanisine malını vakfedebiliyor. Bu onun inancıdır. Buna kimse mani olamaz. Fatih istese idi İstanbul’da tek bir kilise, havra veya sinagog kalmazdı. Ancak bilindiği gibi o bütün dinlere serbestlik tanıdı. Başta ABD ve bütün batı ülkeleri artık İslam dinini bir tehlike olarak görmekten vaz geçmeli Müslümanlara yaptıkları zulümlere bir an önce son vermelidirler. 21. asrın dünyasında bütün dünya ayağa kalkarak terörist devlet israilin Filistin’de Müslümanlara yapılan zulümlere dur demelidirler. Dünyada zulümler biterse, hangi dinden olurlarsa olsunlar, tüm insanlığa o zaman iyi komşuluk ilişkileri barış ve huzur gelecektir. Yazımızı Fatih Sultan Mehmed Han hazretlerinin sözleri ile bitirelim: “İnsanlara; ‘dinin ne, namazın var mı, oruç tutuyor musun’ gibi Allah’ın soracağı soruları sormayacaksınız! İnsanlara; aç mısınız, neye ihtiyacın var, bir sorunun var mı gibi kulun kula soracağı sorular soracaksınız.”. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.