VİCDANIN ÇÖL SÜRGÜNÜ: AMBULANSLARDAN KİM KORKAR?
VİCDANIN ÇÖL SÜRGÜNÜ: AMBULANSLARDAN KİM KORKAR?
Tarih, bazen cephe hatlarında değil, iki ülkenin harita üzerinde kesiştiği o tozlu ve bürokratik sınır çizgilerinde yazılır. Bugün insanlığın utanç vesikası, Gazze’nin tepesine yağan bombalardan ibaret değil artık; Libya ile Mısır’ın ortasında, çölün kavurucu sıcağında çürümeye terk edilen ambulansların lastik izleridir.
İçlerinde kıymetli- fedakar- diğergam bir arkadaşımızın da olduğu, Gazze’ye bir nefes, çocuklara bir yara bandı ulaştırmak için yola çıkan küresel Sumud Kara Konvoyu’nun önü bu kez, İsrail jetleriyle değil, Arap coğrafyasının kendi elleriyle diktiği demir bariyerlerle kesildi.
İnsan o tozlu sınıra bakıp sormadan edemiyor: Gazze’ye giden bir ambulans, koca koca devletleri neden korkutur?
O araçların kasasında silah yok, tank paleti ya da füze başlığı yok. Sadece serumlar, tıbbi malzemeler, sedyeler ve insanlığını henüz kaybetmemiş hekimler var.
Demek ki bugün Ortadoğu’da kurulu statükoyu, koltukları ve diplomatik dengeleri sarsacak en tehlikeli mühimmat artık barut değil; sınır tanımayan o yalın vicdandır.
Libya’nın doğusunu demir yumrukla yöneten Amerikan beslemesi, İsrail Muhibbi satılmış Halife Hafter güçlerinin, 30’dan fazla ülkeden gelen yüzlerce aktivisti günlerdir sınır hattında keyfi biçimde bekletmesi, içlerinden 10’unu göz altına alması, basit bir "güvenlik" ya da "evrak" meselesi değildir. Bu tablo, Gazze’nin etrafındaki ablukanın sadece Tel Aviv’den ibaret olmadığını, o kuşatmanın korkak diplomasiyle, sessiz rejimlerle ve utanç verici çıkar hesaplarıyla müttefik ülkelerin sınırlarına kadar genişletildiğini tescil ediyor.
Türkler, Araplar, Avrupalılar, Müslümanlar ve vicdanı hala atan gayrimüslimler... Hepsi tek bir niyetle çöle vurdu kendini: Bir çocuk daha enkaz altında kan kaybından ölmesin.
Ancak küresel sistem yine bildiği o en konforlu refleksi seçti: Seyretmek. Bir yanda kürsülerden "insan hakları" nutukları atan Batılı başkentler, diğer yanda kardeş coğrafyanın sınır kapısında, güneşin altında ilaçları bozulan ambulanslar...
Bu artık siyasi bir kriz değil, topyekûn ahlaki bir iflastır.
Sekiz-on gündür o kızgın kumların üzerinde bekleyen insanlar, aslında sadece Gazze’ye ulaşmaya çalışmıyorlar; modern dünyanın çoktan can çekişen, üzerine toprak atılmış vicdanını diriltmeye çalışıyorlar.
En acı olanı da bu ya: Gazze’ye uzanan şefkat elini kıranlar bu defa işgal askerleri değil, Müslüman coğrafyanın ruhları satılığa çıkarılmış, kendi korkuları, kendi suskunlukları ve kendi yapay sınırlarıdır.
Tarih, bu dönemin defterini kapattığında o sayfaya çok ağır bir hüküm yazacak: "Gazze yalnız bırakıldı... Ama ona gitmek isteyenler, kendi kardeşleri tarafından çölün ortasında yalnızlığa mahkûm edildi."
O sınır kapısında bekletilen her bir ambulans, insanlığın son samimiyet testidir. Çünkü bir ambulansı durdurmak, bir demir yığınını durdurmaktan ibaret değildir; bir çocuğun yaşama tutunma ihtimalini ellerinden söküp almaktır.
Ve yeryüzündeki hiçbir jeopolitik hesap, hiçbir koltuk sevdası, bu vebalin ağırlığını o sınırları çizenlerin omuzlarından söküp atamayacaktır.
Allah (cc) adildir, müntakimdir. Zalimlere en ağır cezayı eninde sonunda verecektir.
Yaşasın Zalimler İçin Cehennem.