ORTADOĞU’DA YENİ SAVAŞIN ADI: CEPHEDE DEĞİL, HER YERDE!
ORTADOĞU’DA YENİ SAVAŞIN ADI: CEPHEDE DEĞİL, HER YERDE!
ALİ COŞAR
Ortadoğu bir kez daha kaynıyor. Ancak bu kez gördüğümüz manzara, alıştığımız savaşlardan çok farklı. İran ile ABD ve İsrail arasında 28 Şubat’tan itibaren tırmanan ve özellikle 14–21 Mart haftasında yoğunlaşan gerilim, klasik anlamda “savaş” diye tarif edebileceğimiz bir çerçeveye sığmıyor. Artık mesele sadece tanklar, uçaklar ve füzeler değil; aynı anda sahada, siber alanda, ekonomide ve hatta zihinlerde yürütülen çok katmanlı bir mücadele söz konusu.
Bugün yaşananlar, açıkça gösteriyor ki savaş artık cephede başlamıyor, cephede bitmiyor. Vekil güçler sahada, ekonomik baskılar masada, algı operasyonları ise ekranlarda devrede. İran’ın Hizbullah ve Haşdi Şabi gibi unsurları aktif kullanması, çatışmayı sadece iki ülke arasında olmaktan çıkarıp bölgesel bir yangına dönüştürüyor.
Cepheler Genişliyor, Risk Büyüyor
En dikkat çekici gelişme şu: Bu savaş tek bir cephede yürümüyor. Lübnan, Irak, Suriye ve Basra Körfezi artık bu gerilimin birer parçası haline gelmiş durumda. Bu da şu anlama geliyor: Bir yanlış hesap, bir erken hamle, tüm bölgeyi içine çekecek büyük bir savaşı tetikleyebilir.
Özellikle Lübnan’da muhtemel bir kara harekâtı ve Irak’ta Amerikan varlığına yönelik saldırıların artması, savaşın kontrolden çıkma ihtimalini her geçen gün artırıyor. Artık mesele “çatışma var mı?” değil, “ne zaman büyüyecek?” sorusuna dönüşmüş durumda.
Teknoloji Değil, Maliyet Kazanıyor
Sahadan gelen veriler çok net bir gerçeği ortaya koyuyor: Artık pahalı olan değil, akıllı ve ucuz olan kazanıyor. Milyon dolarlık hava savunma sistemlerinin, birkaç bin dolarlık İHA sürüleri karşısında zorlandığı bir döneme girdik.
Bir hedefe 8 adet Patriot füze sistemi kullanıldığı düşünüldüğünde ortaya çıkan maliyet, savaşın sürdürülebilirliğini ciddi şekilde tartışmalı hale getiriyor. Bu da bize şunu söylüyor: Geleceğin savaşlarını teknoloji değil, maliyet dengesi belirleyecek.
Dünyanın Kalbi: Enerji Hatları
Bu savaşın belki de en kritik boyutu enerji. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji hatları, adeta küresel ekonominin can damarı. Burada yaşanacak en küçük aksama bile sadece bölgeyi değil, tüm dünyayı sarsabilecek güçte.
Petrol akışı kesildiğinde sadece fiyatlar yükselmez; küresel ticaret zinciri kırılır, üretim durur ve ekonomik kriz kaçınılmaz hale gelir. Bu nedenle taraflar sadece birbirlerini değil, aslında dünya ekonomisini de hedef alabilecek hamleler yapıyor.
Savaşın Asıl Hedefi: Rejimler
Sahadaki çatışmanın ötesinde asıl hedefin ne olduğu da giderek netleşiyor. Soykırımcı Benjamin Netanyahu ve ona destek ve alet olan Donald Trump tarafından yapılan açıklamalar, İran’daki mevcut yönetimin doğrudan hedef alındığını gösteriyor.
Ancak burada kritik bir gerçek var: İran gibi köklü devlet yapısına sahip bir ülkede kısa vadede rejim değişikliği beklemek gerçekçi değil. Bunun yerine uzun vadeli bir yıpratma, ekonomik baskı ve iç huzursuzluk stratejisinin devrede olduğu anlaşılıyor.
Batı Kendi İçinde Bölünüyor
Bu savaş sadece Ortadoğu’yu değil, Batı’yı da bölüyor. NATO çatısı altında birlik görüntüsü verilse de Avrupa ile ABD arasında ciddi bir yaklaşım farkı var. Avrupa temkinli, ABD ise daha agresif bir çizgide.
Bu durum uzun vadede transatlantik ilişkileri zayıflatabilir ve Avrupa’yı kendi savunma sistemini kurmaya itebilir. Yani bu savaş, sadece bugünü değil, geleceğin dünya düzenini de şekillendiriyor.
Türkiye İçin Kritik Denge Oyunu
Türkiye ise bu denklemde son derece hassas bir noktada duruyor. Bir yandan çatışmanın dışında kalmaya çalışıyor, diğer yandan coğrafi konumu nedeniyle riskin tam ortasında yer alıyor.
İncirlik Hava Üssü ve Kürecik Radar Üssü gibi stratejik noktalar, Türkiye’yi dolaylı hedef haline getirebilecek unsurlar arasında.
Bu nedenle Ankara’nın izlediği politika net: Çatışmanın dışında kal, ama caydırıcılığını koru. Bu dengeyi kaybetmek, Türkiye için ciddi güvenlik riskleri doğurabilir.
Peki Bundan Sonra Ne Olacak?
Önümüzde üç temel senaryo var:
- Kontrollü yıpratma savaşı devam edecek,
- Çatışma bölgesel savaşa dönüşecek,
- Ya da enerji krizi tarafları masaya zorlayacak.
Hangisinin gerçekleşeceğini ise sahadaki askeri hamlelerden çok, enerji hatları ve vekil güçlerin davranışı belirleyecek. Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bu artık bir savaş değil, bir sistem mücadelesi. Ve bu mücadele sadece Ortadoğu’nun değil, tüm dünyanın geleceğini belirleyecek.
Zalime dur diyememenin, haddini bildirememenin, mazluma yeterince destek olamamanın çaresizliği ve acısıyla Ramazan Bayramınızı tebrik ederim, mübarek olsun.
Ya Rabbi aczimizi bağışla, bize güç- kuvvet ve birlik nasip eyle. Amiiin..
Yazımızı, Erzurumlu İsmail Hakkı merhumun şiiriyle bitirelim:
Hâkk Şerleri Hayr Eyler
Her dilde anın adı,
Her canda anın yadı,
Her kuladır imdadı,
Mevlâ görelim neyler;
Neylerse güzel eyler