Körfez'de biten sadece savaş değil, bir askerî çağdır!
Körfez'de biten sadece savaş değil, bir askerî çağdır!
Ali Coşar
Bir zamanlar savaşların kaderini uçak gemileri belirlerdi.
Denizlerin üzerinde yüzen devasa şehirler…
Milyarlarca dolarlık destroyerler…
Patriot bataryaları…
Aegis hava savunma sistemleri…
Bunlar, dokunulmazlığın sembolüydü.
En azından öyle sanılıyordu.
Bugün ise Basra Körfezi'nde yaşananlar, yalnızca İran ile ABD ya da İsrail arasındaki güç mücadelesini anlatmıyor.
Aslında gözlerimizin önünde çok daha büyük bir şey yaşanıyor:
Yarım asırlık askerî doktrin sessizce çöküyor.
Artık mesele kimin daha büyük gemiye, daha fazla savaş uçağına ya da daha pahalı füze sistemine sahip olduğu değildir.
Mesele, kimin rakibini daha ucuza yorabildiğidir.
İşte yeni savaş çağının en acımasız gerçeği budur.
15 bin dolarlık bir kamikaze drone...
Karşısında onu vurabilmek için ateşlenen 2-3 milyon dolarlık hava savunma füzesi...
Düşünün...
Bir saldırgan, cebinden birkaç on bin dolar çıkarıyor.
Savunmadaki güç ise aynı tehdidi bertaraf etmek için milyonlar harcıyor.
Savaş artık sadece cephede değil, muhasebe defterlerinde de kazanılıyor.
Üstelik Körfez coğrafyası bu yeni savaş biçiminin doğal laboratuvarı hâline gelmiş durumda.
Haritaya bakın.
Hürmüz Boğazı geniş bir okyanus değildir.
Dev savaş gemilerinin rahatça manevra yapacağı bir alan hiç değildir.
Dar…
Sığ…
Yoğun tanker trafiğiyle dolu...
Tam da asimetrik savaşın istediği türden bir coğrafya...
Dev uçak gemileri burada bir güç gösterisinden çok, pahalı hedeflere dönüşebiliyor.
Eskiden bir donanmayı durdurmak için başka bir donanma gerekirdi.
Bugün buna gerek yok.
Yüzlerce insansız hava aracı...
Onlarca insansız deniz aracı...
Seyir füzeleri...
Elektronik karıştırma sistemleri...
Ve bunların aynı anda kullanıldığı "sürü saldırıları"...
Radarlar görüyor ama yetişemiyor.
Bilgisayarlar hesaplıyor ama karar veremiyor.
Komuta merkezleri bilgiyle boğuluyor.
Modern ordular, ilk kez ateş gücü eksikliğinden değil, bilgi yoğunluğundan felç oluyor.
Savaş artık yalnızca gökyüzünde başlamıyor.
Önce ekranlarda başlıyor.
Bir ordunun gözleri olan radarlar...
Kulakları olan haberleşme ağları...
Beyni sayılan C4ISR sistemleri...
Eğer bunlar siber saldırılarla birkaç dakika susturulursa, dünyanın en pahalı ordusu bile birkaç milyon dolarlık drone sürülerine karşı kör ve sağır kalabiliyor.
Silahını kaybetmeden önce, bilgisini kaybediyor.
Bilgisini kaybeden ise savaşı da kaybediyor.
Bu değişim yalnızca cepheyi değil, lojistik anlayışını da altüst ediyor.
Yıllardır sanayinin kutsal formülü olan "Tam Zamanında Teslimat" (Just in Time) modeli, savaş sahasında artık büyük bir risk anlamına geliyor.
Çünkü füze, kamyonun teslim saatine bakmıyor.
Drone, tedarik zincirinin planını umursamıyor.
Bugünün orduları artık başka bir anlayışa dönüyor:
"Her ihtimale karşı hazır ol."
Depolar dağıtılıyor.
Mühimmat tek noktada tutulmuyor.
Yer altı sığınakları çoğaltılıyor.
Lojistik merkezleri küçültülüyor ama sayıları artırılıyor.
Çünkü artık büyük olmak güvenli olmak anlamına gelmiyor.
Basra Körfezi bize yalnızca yeni bir savaş göstermiyor.
Yeni bir askerî düşünce biçimi öğretiyor.
Bundan sonra hiçbir ülke, yalnızca uçak gemilerine, savaş uçaklarına veya milyarlarca dolarlık hava savunma sistemlerine güvenerek kendisini güvende hissedemeyecek.
Çünkü savaşın ağırlık merkezi değişti.
Esneklik, büyüklüğü...
Dağıtıklık, merkezî yapıları...
Yapay zekâ, klasik komuta zincirlerini...
Ucuz teknolojiler ise pahalı platformları sorgulatıyor.
Bugün Körfez'de yaşananlar, yarının bütün ordularına yazılmış açık bir mektuptur.
Mesaj nettir:
Artık savaşlar, en büyük ordular tarafından değil; değişime en hızlı uyum sağlayan ordular tarafından kazanılacaktır.
Ve belki de tarihin bu dönemini anlatan en doğru cümle şudur:
Körfez'de çöken yalnızca eski güvenlik dengesi değildir; çöken, dev platformların mutlak üstünlüğüne duyulan inançtır.