Zorlu bir süreçte bize düşen
Türkiye, küresel kimlikli kukla devletlerin, üst aklın emriyle başlattığı genel bir saldırısıyla karşı karşıya.
Türkiye, kontrollü bunalım stratejisiyle çok yönlü, çok cepheli, çok uluslu, çok örgütlü, çok karmaşık bir hücum dalgasıyla sarmalanıyor.
Türkiye, olağanüstü koşullarda, korku ve endişenin ırmağına sürüklenerek içeride ve dışarıda yeni ve topyekûn bir taarruz ile karşı karşıya.
Zorlu bir geçitten geçiyoruz.
Asırlık bir hesaplaşmanın eşiğinde, örtülü de olsa bir savaşın içindeyiz. Sinsi ve iğrenç bir savaş bu. Bilinçaltımıza yönelik bir kampanya başladı bile.
Ülkemizin dört bir yanı içeriden ve dışarıdan hainlerle, şer odaklarıyla çevrilmiş durumda.
Kukla devletler üzerinden güç hesaplaşmasında, devletlerarası bir mücadelenin içerisindeyiz. Adım adım toplumsal psikolojinin çökertilmesi, devletin yönetemez hale getirilmesi ve Türkiye’nin yalnızlaştırılması hedeflenmekte.
Türkiye’nin yaşadığı pozitif dönüşüm batının çıkarlarına aykırı. Ankara’nın kendi çizdiği yolda yürümesinden rahatsızlar. “Hayır” diyebilen bir Türkiye’ye alışkın değiller çünkü.
Düne kadar onlar için ucuz asker deposu, sıçrama tahtası iken, ucuz işgücü, pazar, koruma kalkanı, savaş paratoneri, onlar için fedai mangası iken bugün, umut olan, mazlumlara kol kanat geren, bölgenin sorunlarını engin tarihî derinliğiyle ve kucaklayıcı medeniyet tecrübesiyle kalıcı olarak çözebilecek tek ülke Türkiye gerçeğini kabullenemiyorlar.
O yüzden, çıldırıyor, ülkenin sinir uçlarını kaşıyorlar.
O yüzden, Türkiye’deki uç noktaları tırmalayarak çatışma çıkartmaya çalışıyorlar.
O yüzden, uluslararası şer odakları ve onların yerli işbirlikçilerinin birlikte yürüttükleri birtakım kirli siyasal mühendislik planlarıyla Türkiye siyasetini istedikleri yöne sevk etmek için çabalıyorlar.
O yüzden, bölgeye huzuru, barışı ve gerçek anlamda bağımsızlığı getirebilecek tek ülke olan Türkiye’nin gerçek anlamda istiklal ve istikbal mücadelesine darbe vurmaya çalışıyorlar.
Oyun çok açık…
Kendinden olmayan milyonların emeğini, tarihini, zenginlilerini çalan, hayatlarını ipotek altına alıp sömüren ABD, Rusya/Ukrayna savaşıyla eş zamanlı olarak Türkiye’nin istikrarsızlaşmasını da hedef alan bir planı devreye soktu.
ABD, 15 Temmuz yenilgisinin kuyruk acısıyla tüm gücüyle üzerimize çullanıyor ve toplumsal fay hatlarında kırıklar oluşturmak için algı operasyonlarının her türünü devreye sokuyor.
Türkiye’yi derin kaosa sürükleyerek bir kez daha milli irade dışı unsurların gayrı meşru iktidarına zemin hazırlanmaya başlandı.
Adalar üzerinden bunaltılmak, eli kolu bağlanmak istenen Türkiye, Antalya kıyılarına hapsedilip, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin yaklaşık 572 yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyedeki hidrokarbon rezervinden mahrum edilmek isteniyor.
Bölgede etkin olma ısrarından vazgeçecek olan Türkiye, batının bölgeye ilişkin planlarını uygulamalarında piyonluk görevini üstlenecek, mükâfat olarak da uyumlu ülke statüsü ile kıskaç seyreltilecek.
Türkiye’yi yıldırmak, önlerinde diz çöktürmek, Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesine büyük darbe vurmak isteyen şer güçleri fitne-fesat ve terör şebekelerini acımasızca ve ahlâksızca kullanarak bizimle ve İslâm’la olan savaşı kazanacağını zannediyor.
Türkiye bu sisli havada tam bağımsızlık mücadelesi ve zulme karşı direnme azmi ile belirtilen konularda bırakın geriye çekilmeyi hep kararlı adımlarla ileriye yürümeyi sürdürüyor.
Türkiye Batıyı saf dışı bırakıp Rusya/Ukrayna savaşında oynadığı rolle, Kafkasya’da Azeri/Ermeni savaşında üstlendiği kimlikle, terör örgütü PKK/PYD’ye her gün attığı tokatlarla sadece büyük olmadığını, büyük oynadığını da gösterdi.
Tarihin kavşak noktalarından birindeyiz. Değişim kolay ve sancısız olmayacak. Türkiye, büyüdükçe, dirildikçe mücadele de çetinleşiyor.
Türkiye’nin gerçek anlamda istiklaline kavuşabilmesi, emin adımlarla istikbale yürüyebilmesi, geleceği inşa edebilmesi için kenetlenmeli, yekvücut olmalı ve provokasyonlara karşı dikkatli olmalıyız.
Bize düşen, yılmadan ama ferasetle yolumuza devam etmek, dipdiri bir bilinç ve azami uyanıklık içinde bu başarıya katkıda bulunmaktır.
Bize düşen, bu mücadelenin dilini milli birlik ve beraberlik söylemi etrafında şekillendirmek, bizi ayakta tutan değerlere sarılmak ve yürütülen bağımsız dış politika ve ekonomi politikasının sürdürülebilir hale getirmesi için çaba sarf etmektir.
Bize düşen, maruz kaldığımız terör sarmalı içimizi yaksa da yolumuza devam ederken ödeyeceğimiz bedelin yarınlarımızın temel taşları olduğunu bilmek ve bunu bulunduğumuz her ortamda toplumla paylaşmaktır.
Bize düşen, ekonomi üzerinden, zorlaşan yaşam şartları üzerinden, kaos oluşturmak isteyenlere fırsat vermemektir.
Bize düşen, şeytanla birlikte çalışan üst aklı alt edecek bir basiret gösterebilmektir.
Bize düşen, siyasi duruşuna, kimliğine bakmadan, ayrım yapmadan birbirimize sahip çıkabilmektir.







