Türkler yeniden tarihe dönüyor
Arap Baharı ve sonrasında Kaddafi’nin öldürülerek devrilmesinden sonra, ortaya çıkan karışıklıklardan bir türlü kurtulamayan Libya zengin petrol yatakları ve Avrupa’ya olan yakınlığı sebebiyle dünyanın gözdesi oldu.
Kafasına buyruk aşiretleri, birbirine düşman edilmiş nüfusu ve üzerinde sömürü kovalamacası oynanan petrol yataklarıyla ülke emperyalist güçlerin oyun alanına dönüştü.
Emperyalistler Akdeniz ve Afrika hesaplaşmalarını Libya üzerinden yapıyorlar, terör örgütlerini kullanarak ülkeyi ateşe vermekten çekinmiyorlar.
Doğu Akdeniz’de yeni bir enerji denklemi oluşturmak ve bu denklemde stratejik ve değişmeyen bir aktör olma gereğiyle Libya ile yapılan Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmasıyla Doğu Akdeniz’deki bütün dengeleri değiştiren Türkiye şer ittifaklarına karşı sahada üstünlük kazandı.
Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de saf dışı bırakma planları, senaryoları bu hamleyle altüst oldu, boşa çıktı.
Libya, Türkiye iş birliğiyle hem bölgedeki Arap ülkelerinin hem de yıllarca Libya’da bulunan birçok batılı ülkenin artık bölgede istedikleri gibi at koşturamayacakları mesajını netleştirdi.
Hafter’le aşağılık bir senaryo peşinde koşturan vahşi Batı bu kez Libya’da aşamayacakları Türkiye engeliyle tanıştılar, Osmanlı tokadının tadına vardılar.
Türkiye, Libya’da askeri yönetim kurup ülkeyi sömürmek isteyen ülkelerin aksine, sürdürülebilir kalkınma hedefleri çerçevesinde ülkenin yeniden inşasında etkin rol alma mesajını bütün dünyaya verdi.
Türkiye’nin desteklediği BM nezdindeki meşru Libya Ulusal Mutabakat hükümeti kritik bölgeleri ele geçirince tüm sömürgeci güçlerin, darbecilerin etekleri tutuştu.
Son günlerde yaşanan gelişmeler, Kuzey Afrika’dan ve özellikle Fransa’dan yükselen sesler, Libya meselesinde yeni bir döneme gidildiğinin işaretidir.
İsrail’in Filistin’deki ilhak girişimine sesini çıkaramayan Sisi, meşru Serrac hükümetinin Türkiye’nin destekleriyle Sirte’ye yaklaşması üzerine, Türkiye’ye yönelttiği tehditler, gelinen aşamayı göstermektedir.
Dün, Endülüs’ün kökünü kazıyıp tarihten silen, bugün Fas, Tunus, Cezayir ve Libya’daki Müslüman varlığını tarihten silmek için yoğun bir çaba sarf eden Haçlı dünyasının maşası Sisi’nin ciyaklaması, Fransa’nın Türkiye’ye Akdeniz’de çamur atmaya kalkması, Libya meselesinde kriz aşamasından inşa sürecine geçildiğinin ilanıdır.
Mısır’ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Mursi’yi sırf ABD ve İsrail’e boyun eğmediği için deviren Sisi Libya’ya yönelik askeri müdahale tehdidi içeren beyanlarıyla sahibinin sesi olup Türkiye’ye gözdağı vermeye çalışıyor.
Sisi’nin yapabileceği çok şey yok, sadece bir kuru gürültü. Etiyopya ile baraj problemini bile çözemeyen, Mısır’ı fakirliğe mahkûm eden, doğalgaz kaynaklarını İsrail’e peşkeş çeken Sisi’nin sözleri kuru gürültü, blöf sadece.
Afrika kıtası ile Asya kıtalarını birbirine bağlayan Sina Yarımadası, Sisi için tam bir batağa dönmüş durumda. İsrail Sina Yarımadasını istikrarsızlaştırıp çatışmaların merkezi yapmak için seferber olmuşken Sisi çaresizleri oynamakta. Siyonistlerin planları kolaylaştıran siyasetini halkına anlatacak ne bir argümanı ne bir çabası var.
Tüm bu başarısızlıklarına rağmen Türkiye’ye efelenmesi Sisi’yi kurtarmaz elbet, ama züğürt çenesiyle bir teselli arıyor. Doğrusu, Mısır için Libya tam bir bataklık olur.
Sisi eğer bir savaşa cüret ederse, canı burnundaki Mısır halkı bunu Sisi’yi alaşağı etmek için fırsata çevirebilir. Zaten Mısır ordusunu en çok korkutan da içeride silahlı devrim ile karşılaşma ihtimalidir.
Bu yüzden Sisi savaşı göze alamaz. Savaşa yeltendiğinde Mısır’da linç edilir. Sisi agresif tavrını sahada sürdürürse, kuşkusuz bunun ilk cevabını Mısır’ın sokağından alacağını bilir.
Bu arada, Mısır’ın Libya’yla doğrudan müdahalesi hem konuyu kendi güvenliğine tehdit olarak algılayan Cezayir’i hem de Türkiye dolayısıyla NATO’yu da karşısına almasını gerektirecektir.
Bu süreçte Hafter’i desteklemek demek irtikap etmiş olduğu insanlığa karşı suçların hesabına ortak olmak demektir. Yarın bunun hesabı sorulduğunda bu suçlarda kendisine destek olanların da kendilerini savunmaları gereken bir noktadayız.
Ülkemize karşı Libya’da, Akdeniz’de, Ege’de, Suriye’de, Irak’ta sınırlarımızın dibinde hatta birtakım uzantılarıyla içeride ortak cephe kuruluyor, kurulmaya çalışılıyor.
Türklerin yeniden dirilişini, tarihe dönüşünü engellemeye çalışıyorlar. Bunun için de kukla Arap rejimlerini sahaya sürüyorlar.
Türkiye; Ege’de, Akdeniz’de, Libya’da, Suriye’de, Irak’ın kuzeyinde, coğrafyanın tamamında dünya ile mücadele ediyor. Bütün bu saldırılar, kuşatmalar uyuyan devi uyandırmama gayretidir.
Yüz yıl önce bizi bu toprakların ve tarihin dışına atmaya çalışan kirli ittifaklar bunu yeniden deniyorlar fakat başaramadıkları gibi bugün de başaramayacaklar.







