Türkiyesiz adım atamazlar
İtalya eski Dışişleri Bakanı Franco Frattini, ülke basınına Türkiye ve İtalya ilişkileri hakkında değerlendirmelerde bulunmuş.
İtalya Başbakanı Draghi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı son telefon görüşmesine dikkat çekerek, Türkiye’nin İran, Rusya ve Çin eksenine girmemesi için Dışişleri bakanı olduğu dönemde İngilizlerle birlikte “Türkiye’nin dostları” adlı bir grup oluşturduklarını ifade eden Frattini, “Schröder ve Chirac hemen kapıyı kapattı, dikkatsiz bir hareketti. Bugün tüm çıkarlarımıza aykırı bir Ankara-Tahran-Moskova eksenine tanık oluyoruz” demiş.
Frattini, “Beğen ya da beğenme, Türkiye vazgeçmesi zor bir stratejik ortak. Oyunun artık bittiğini hepimiz biliyoruz. Ankara S-400 füzelerini Moskova’ya iade etmeyecek” demiş.
Türkiye’nin Kazakistan, Azerbaycan ve Karadeniz’den geçen gaz ve petrol boru hatlarıyla hâlihazırda bir enerji merkezi olduğunu ifade eden Frattini, Libya ile yapılan MEB anlaşmasına değinerek Türkiye’nin tek bir hamle ile tüm Akdeniz Avrupa’sını atladığını belirtmiş.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin’in Fransa önderliğindeki Minsk grubunun uzun ve beyhude çabalarının ardından bir telefon görüşmesi ile Karabağ’da ateşkesi sağladığına dikkat çeken Frattini, “Kafkasya ve Dağlık Karabağ’da Türkiye ve Rusya daha fazla söz sahibi” ifadelerini kullanmış.
Elin gâvurunda vicdanlı, gerçeği görüp dillendiren birileri de bazen oluyor.
Türkiye’nin Avrupa, Asya, Kafkaslar, Akdeniz, Orta Doğu’nun kesişme noktasındaki stratejik konumu, Müslüman kimliği ile İslam dünyasındaki özel yeri ve Türk dünyasının lideri konumuyla herkesin çıkar alanı olan, vazgeçilemez bir ülke olduğunu görüyor ve biliyorlar.
Dünyaya yaşattıkları zulmü, adaletsizliği, yıkımı, mülteci sorununu, terörle ilişkilerini yüzlerine haykıran Türkiye, kendisine biçilmiş rolü elinin tersiyle iterek, yeni küresel sistemde denge siyaseti güderek ülke yararına olanı tercih etmesi sömürü güçlerinin zoruna gidiyor.
Türkiye’nin, stratejik manevralarla kurduğu ortaklıkları kendi çıkarları doğrultusunda, kendi strateji ve tercihleriyle ortaya koyan bir ülke olmasını kabullenmeye başladılar.
Türkiyesiz adım atamayacaklarını anlayan küresel güçler son dönemde her alanda iş birliği yapmak için girişimlerini artırdılar.
ABD, dünyanın sahibi benim fikrinden vazgeçmeden yine dayatmacı, baskın, ben yaptım oldu anlayışıyla kurulacak yeni düzenin kodlarını oluşturmaya çalışırken Türkiye’yi yine emrine, yanına alma çabasında.
Çin derinden yol almayı yeğleyerek Rusya ve AB ülkelerini kendine bağımlı kılıp ABD karşısında durabilmeyi hedeflerken Türkiye ile ticari ilişkilerini geliştirip Batı’ya açılan kapı konumuyla yanında olmamızı amaçlıyor ve bu yönde bir siyaset güdüyor.
Yeni oyun kuramayan ama rakiplerinin oyunlarını bozacak askeri güce, imkânlara sahip konumuyla Rusya, ABD ve AB’nin uyguladığı ambargoyu delmek için, enerji sevkiyatını sağlamak için bize muhtaç ve bizimle ilişkilerini en iyi seviyede tutma çabasında.
Avrupa Birliği ise derin bir kimlik krizinin içinde. Brexit sonrası AB’nin küresel düzeyde güçlü bir aktör olamayacağı neredeyse kesin. Parçalanma sürecindeki AB bir taraftan Türkiye’yi hizaya getirmeye çalışırken diğer taraftan kaybetme korkusuyla dostluk eli uzatıyor.
ABD’nin Atlantik ötesi ilişkilerinin eskisi kadar iyi gitmediği, Rusya ve Çin’in ise AB’ye karşı böl-yönet politikası izledikleri günümüzde, Türkiye bölgesinde vazgeçilmez bir güç olarak masaya oyun kurucu ve karar verici olarak oturuyor.
S-400, Suriye Meselesi ve F-35 konularında ABD’den gelen yumuşama sinyalleri, NATO ve AB’nin yaptığı müttefiklik açıklamaları, Mısır’ın yüzünü tekrar bize dönmesi, Türkiye’nin dış politikadaki etkinliği ve artan nüfuzunun göstergeleri.
Kendi bölgesinde zayıf, içerideki sorunlarını çözemeyen ve devamlı dış desteğe muhtaç bir Türkiye görmek isteyen Batı dünyası, bölgesinde dengeleri değiştiren, yeniden küresel güç olma yolunda ilerleyen, dik duran, varlık gösteren, kurulmuş tüm tezgâhlar bozan Türkiye’nin kendi başına hareket ederek istediği alan bir konuma gelmesini boyun bükerek kabulleniyorlar.
Uluslararası hukuku ve meşruiyeti temel alan, insan odaklı, vicdani, ilkeli, milli bir tutum ve kararlı duruşu ile güç odağı olma yolunda önemli adımlar atan Türkiye, Müslüman dünyası için umudun merkezi olmuş durumda.
Çok kutuplu dünya düzeninde üzerine senaryo yazılan bir ülke değil kendi senaryosunu yazan bir devlet konumuna gelen Türkiye, birilerinin eteğine yapışmadan hareketi yeğliyor. Bütün güç aktörleriyle ulusal çıkar odaklı ve faydacı ilişkiler geliştirmeyi mantıklı görüp, ona göre hareket etmektedir.
Türkiye, dik durarak yol çiziyor, tavır koyuyor, yeniden tarih yazacağının işaretleriyle haksızlıklara ve zalimlere meydan okuyor.







