Tabiat lisanıyla uyarı
Deprem, yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin, enerjinin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsması, bazen de yutması olayı, bizi tatlı rüyalarımızdan sık sık uyandıran can pazarlarıdır.
Deprem aynı zamanda bir “haberdir”. Kur’an-ı Kerim, “Yer dehşetle sarsıldığı, içindeki ağırlıkları çıkarıp fırlattığı ve Rabb’in kendisine bildirdiği haberleri anlatacak” (Zilzâl/1-5. Ayet) der.
Depremler Allah’ın takdiridir, O’nun emriyle vücuda gelir, hatırlamak ve hatırlatmak gibi anlamı ve bir hedefi vardır. Failsiz ve anlamsız bir hareket değildir ve insanlar arasında dini veya etnik ayırımcılık gözetmez.
Bu âlemde tesadüfe yer olmadığına göre, İlahi iradeye dayalı her şeyde hikmetli tevâfuklar vardır.
Depremler uyarı ve şefkat tokatları mesabesindedir. İnsanlara dönüş yolunu hatırlatmak içindir. Birçok maddi, manevi helaket ve felaketten, onca musibetten ders almayan insanlık için “titreşim ayarları”dır depremler.
Bediüzzaman meseleyi ne güzel özetliyor: “Her şey yer ve gökler Rabbimin emriyle ve kudretiyle cereyan ediyor. Kâinat sayfalarında yazılanları, insanlık âleminde olup bitenleri dikkatle incelediğimizde, her şeyin hikmet ve adalet kanunları içinde cereyan ettiğini görürüz.
Müslümanlar, başlarına bir felaket geldiğinde, doğal olarak, “acaba bir hata mı yaptık?” diye düşünürler. Arzi ve semavi olabilen bela, felaket ve afetler insanın acz ve fakrını tescilleyen, insanı nice kayıp ve sıkıntılarla baş başa bırakan çetin imtihanlardır. Allah, binbir dilli tabiat lisanıyla uyarıyor ve hatırlatıyor.”
Yüce Rabbimizin gücü ve kudretikarşısında O’na teslim olmaktan başka çaremiz var mı?
Gerçekten acziyet içinde bulunan insanın başına gelebilecek böylesi musibetlerde Allah’a sığınmak, dua etmek, maddeten ve manen hazırlıklı olmaktan başka yapabileceği bir şey yoktur.
Biz, Allah’ın gazabından yine ancak O’nun rahmetine kaçıyor, O’na sığınıyoruz. O’nun gazabından rahmetine iltica ediyor, O’na koşuyoruz.
Büyük felaketin yaşandığı Elazığ ve Malatya’daki görüntüler dünyanın sonunun da yaklaştığını düşündürüyor. İnsanların sarsıntılarla bir anda savrulması ve topluca ölümü Allah’ın gazabından başka bir şeyin işareti olamaz.
Depremle insanlık sanki kıyametin provasını yaşıyor. Son vaktin yaklaşım sinyalleri veriliyor gibi. Yer sarsılıyor, yerle bir ediyor üzerindekileri, yeryüzünün en zalim, en sarsılmaz köşelerine fırlatıyor uyarı taşlarını.
Olayın arkasındaki gerçek fâil kimdir? Yerküreyi ortadan ayırıp beşik gibi sallayan, denizi coşturup taştıran, dalgaları metrelerce yükseklere çıkaran kimdir?
Sonsuz Kudret ve Azamet sahibi bu musibeti neden veriyor?
Ülkemizi sarsan bu facia bir ikaz, bir uyarı mıdır?
Cihana sadece gaflet penceresinden bakan bizlere hangi mesaj ve hangi ders verilmektedir?
Yeryüzünü öfkelendirecek kadar neler yapıldı?
Bu felaket karşısında insanımız çaresiz. Bölge insanı bu “kıyamet sahnesi”ni yaşarken ülkemiz insanının ciddi bir yardım hazırlığı göze çarpıyor.
Deprem bölgesinde gece gündüz yapılan çalışmalara şahidiz. Kendi yaramızı kendimiz sarabiliyoruz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bütün bakanlar soluğu deprem merkezinde aldı.
1999 yılında Gölcük’te yaşanan depremde yardımlar günlerce gitmezken dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in yardımcıları “Ecevit’i uyandırmaya kıyamadık” sözleriyle insani hassasiyetlerini, millete verdikleri değeri ve manevi hiçliklerini yıllar önce bizlere yaşattılar.
Gölcük depremi sonrası devlet tek kelimeyle vatandaşını sokaklara terk etmiş durumdaydı. Depremzedeler sokaklarda yatarken, hastanelerde yer olmadığı, yaralılara verilecek ilaç bulunamadığı belirtilmişti.
Deprem için yapılan yardım paralarıyla memur maaşları ödenmiş, utanmadan bu durum millete de açıklanmıştı.
Şimdi, milletçe deprem felâketzedelerinin yardımına koşuyoruz. Devlet maddi ve manevi tüm potansiyeliyle onların yanında yer alıyor. Yaşanan acıları yüreğinde hissediyor, şaşkınlıktan sıyrılıp felâkete uğrayanlara yardım eli uzatıyor.
Hiç zaman kaybetmeden, organize olup yaraları sarmak için olabildiğince güçlü, cömert, yaygın ve çok da süratli bir yardım seferberliği ilan edildi.
Çünkü insani duyarlılık bunu gerektiriyor. İnsani yardım kuruluşları, STK’lar, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kızılay ve Büyük Türk Milleti üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Bu da millet olarak acılarımızı hafifletiyor, yüreğimizi soğutuyor, yaralarımızı sarıyor ve tüm dünyaya örnek oluyor, takdir topluyor.
Bu millet yine ortak bir kaygıda, tasada yan yana geldiğini tüm dünyaya yeniden gösterdi ve biz parçalanmayız mesajını çok açık ve net verdi.







