--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Nereden nereye

Akif Bedir
Akif Bedir
3

Doğal felaketler, toplumlardaki dayanışma duygusunun sınanmasına vesile oluyor.

Yaşadığımız deprem felaketi yüreklerimizi titretip, ateş düşürdü. Ama bu acı günde tanıklık ettiğimiz devletimizin dirayeti, hızlı müdahalesi, yaraları sarıcı müşfik tutumu ve gayreti milletimizin dayanışma ve kardeşlik ruhu gönlümüzü ısıttı, acılarımızı hafifletti.

Devlet depremzedelere müşfik elini saatler içerisinde uzattı. Eşgüdüm içerisinde hızlı ve koordineli hareket ederek evleri yıkılan, hasarlı olup dışarıda kalanlara kalacakları yerler ayarlandı, ihtiyaçları giderildi. Enkaz altında kalıp da yaşayanlara da bir bir ulaşıldı. 

Bu zor günlerde tüm Türkiye tek ses, tek yürek olup kenetlendi. Herkes bir şekilde elini taşın altına sokmaya çalıştı. Deprem, hem sahip olduğumuz millet şuurunun derinliğini gösterdi hem de kardeşliğimizi yeniden kenetledi.

Her ne kadar bazı küçük sorunlar olsa da, kurtarma çalışmalarında eskiye nazaran çok daha başarılıyız. Millet olarak da bugün depreme dünkünden daha bilinçli ve daha hazırlıklıyız.

Ama hâlâ kat edilecek çok yolumuz var. Kentsel dönüşümden deprem bilincine kadar birçok alanda eksiklerimizi en aza indirmek zorundayız.

Geldiğimiz noktada devlet enkazın altında değil üstünde. Cumhurbaşkanı, Bakanlar, üst düzey bürokratlar, tüm kurumlarıyla vatandaşının yanında. Kentin milletvekilleri anında deprem bölgesinde ve çalışmaları sahada koordine ediyor.

Devletimizin ilgili bütün kurumları hızlı ve kapsamlı şekilde meydanlarda, gayretleri samimi, heyecanları umut aşılıyor. Çalışmalarını iftihar ile seyrettiğimiz kurumların varlığı, hummalı, canhıraş ve bir o kadar da gönüllü koşuşturması yürek kabartıyor.

Bu acı olayda Kızılay, AKUT, AFAD, UMKE ve bütün vicdan ekipleri muhteşem bir sınav verirken, devletimizi emanet ettiğimiz kişilerin tepeden tırnağa gayretleri gururlandırıyor. 

Milletin duaları devletimin refleksiyle birleşince ortaya çıkan tablo inanılmaz. Farklı bir ruh hali var bütün Türkiye’de.

Oysa biz geçmişte neler yaşamıştık neler.

1999’da Gölcük’te yaşanan deprem sonrası devletin düştüğü acziyet hâlâ hafızalarda. Günlerce yardım gitmemişti. Dönemin başbakanı Ecevit’in yardımcılarının “Ecevit’i uyandırmaya kıyamadık” sözleri aklıma gelince hâlâ beynimde şimşeklerin çaktığını hissederim.  

Depremin üzerinden 48 saat geçmesine rağmen enkaz altında canlı canlı çürüyen cesetler kokmaya başlamıştı, fakat ne gelen vardı ne giden. Bırakın canlı bulmayı, ölülerini bile çıkaramayan depremzedeler isyandaydı.

Gelen yardımın nereye gideceği, çıkarılan cesetlerin nereye götürüldüğü belli değildi. Hastanede yatan ile morgta yatanın kimler olduğu belirsizdi. Depremzedeler aç, sefil ve çaresiz ortada kalmıştı.

Ortada devlet yoktu. İnsanımız bir yandan yaralarını sararken bir yandan da yaşam alanlarındaki düzeni sağlamaya çalışıyordu. Maddi ve manevi olarak devleti yanlarında göremeyen millet güvenini yitirmişti. 

İşçisine, memuruna maaş ödeyemeyecek duruma gelen devlet, gelen yardım paralarından maaş ödemişti. 

Hey gidi günler hey… Nereden nereye…

Almamız gereken dersler, çıkarmamız gereken önemli sonuçlar var.

Zor zamanlarda kenetlenmeyi bilen bir milletiz. Deprem sayesinde sarsılıp kendimize geliyoruz, kardeş olduğumuzu hatırlıyor ve tek yumruk oluyoruz.

Fakat aramızdaki deprem anında bile susmak bilmeyen şer yuvaları, provokatörler ve siyasi entrikacılar ortamı geriyor, mide bulandırıyor. 

Ülkenin ve insanımızın zarar görmesinden zevk alan şarlatanların yalanlarla kaos oluşturma çabasına siyasetçilerin de balıklama atlayıp aynı namludan çıkmış bir kurşun gibi harekete geçerek nefret kusması çirkin ve düşündürücü.

İçlerinde biriken öfke ve nefretin haklılığına dönük bahaneler üreten, yıkıntılar altında hayat kurtarmak için çırpınan köpekler kadar bile insani davranamayan tiplerin, sosyal, siyasi ve psikolojik provokasyon çıkarmayı amaçlayan kahpelerin varlığı üzücü.

Böylesi bir zor zamanda ırk, mezhep, siyasi duruş gerekçe gösterilerek insan ölümlerine sevinç duyanların varlığı, sosyal medya üzerinden fitne yaymaya çalışan palyaçoların türemesi mide bulayıcı.   

Yazdıkları mesajlarla milletin sinirlerini bozup, canını sıkmayı amaçlayan bu yaratıklar bunu başaramadan yakayı ele verdi. Fakat toplum olarak çok daha dikkatli olmalı, sükûneti muhafaza etmeliyiz.

Kendi konumlarını başkalaştırıp, yücelterek birilerini suçlamak bahtsızlık, cahillik ve kendini bilmezliktir.

Acıyı yaşayana göre vaziyet alanlar zaten birer insani enkazdır. Acı yaşanırken bile fırsatçılık yapıp siyasi rant peşinde koşanlar, titrleriyle başkalarına saldıranlar cehaletin askerleridir. 

Oysa darda olan her insanın yardımına koşmak, el uzatmak, gönlüne gönlünü katmak insani ve vicdani sorumluluğumuzdur. Acılar paylaşıldıkça hafifleyecek, kardeşlik duygularımızı yeşertecek, kucaklaşmamızı sağlayacaktır.

 

Yorumlar

(3)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Vekil

4 Kasım 2020 16:19

Inanarak mi yazdiniz bu yaziyi yazar bey?Hakikaten ,kalben inaniyormusunuz bu yazdiklariniza?

Nereden nereye derken:

4 Kasım 2020 12:31

Babacan, ismailsiz saymaz' a; 'Erdoğan artık sokakta yürüyemeyecek' demiş; breh, breh, breh.. Erdoğan' ın tam dibinde ne kılıçdaroğulları varmış meğer! Erdoğan' ın dibinde bir de koruma subayı feto ajanları vardı, onlar yakalandı; Babacan ise bizzat kendini yakalatıyor; kaz gibi!

Şeref

4 Kasım 2020 09:05

Gölcük depremi ile Izmirdeki depremi kıyaslamak ne kadar doğru.!!!!!!

Akif Bedir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle