Maaşlı köle mi, maaşsız kraliçe mi?
Türkiye’de çalışma hayatındaki kadın sayısı her geçen gün artmakta. Kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe ve hükümetin çalışan kadınlar için destek uygulamaları arttıkça işgücüne katılım oranları giderek arttı.
Son zamanlarda çıkarılan kanunlar, alınan kararlarla “çalışan kadınlara” ilave ödemeler yapılması, çalışma şartlarını kolaylaştırılma çabaları cemiyetin temeli olan aile müessesesini ciddi manada sarsmakta.
Çağdaş, medeni diye peşinden koştuğumuz Avrupa İslam Dünyasının kadınlarına çalışma ve kariyer teşvikinde bulunurken kendi ülkelerinde kadınları evlerine dönmeye ve çocuk doğurmaya teşvik ediyor.
AB yetkilileri sürekli kadın istihdamını artırmamızı bizden isterken kendileri evinde çocuğuna bakan kadınlara maaş bağlayarak kadınlarına evlerini cazip göstermeye çalışıyorlar. Bizim yetkililerimiz ise kadınların çalışma alanlarında daha fazla yer almalarıyla övünüyorlar.
Kadınları yuvasından çıkarmak için önüne sürekli bir şeyler serip, yeni vaatlerle anneliği horlayarak, bilinçsizce aile yapısının bozulmasına gayret gösteriyorlar.
Modern köleliğin adına ekonomik özgürlük diyerek kadınları çalışma hayatına bu kadar dâhil ettikten sonra kadın fıtratını bozdular, evlilikler bozuldu, aileler daha kolay dağılmaya başladı.
Çoğunlukla eşine güler yüz gösteremeyecek kadar yorgun, çocuklarıyla yeterince ilgilenemeyecek, onların küçük dünyalarında büyük yaralar açacak kadar vakti dar olan kadınlarımız “eş”likten koparak her geçen gün aileden soyutlanıyorlar.
Çalışan ve paralı olarak evde “güçlü kadın” zırhına büründüğünü sanan kadınlarımız gitgide yuvalarından, “ana”lıktan kopuyorlar.
Çalışma ortamında beden ve zihin gücünü başarı kaygısıyla bir şirketin veya bir şahsın emrine amade kılan bir kadından evinin sahibi olması beklenemez.
Gününün ve gücünün önemli bir kısmını patronuna ya da amirine bağışlayan bir kadından sağlıklı bir neslin yetişmesini beklemek de pek mümkün değildir.
Kadına yardım, kadınlarımızı Kapitalizmin kölesi yapmaya yönelik projeler kapsamında olmamalı, öncelikler ve hedefler toplum yapısına ve vicdanına uygun olmalıdır.
Toplumda paralı, yalnız ve mutsuz kadın sayısı her gün artıyor. Para ve mevki kadının yaratılış ihtiyacı olan bağlılık, analık ve aile olma ihtiyacını gideremez, gideremiyor.
Kadın, akıldan ziyade kalp, mantıktan ziyade duygu ve his, uzaklıktan ziyade yakınlık ve sıcaklık, sevgi ve sahiplenmenin mizacına şekil verdiği bir emanettir.
Kadın özgür olduğunda değil, aile olduğunda mutludur. Evliliği nefislerimizin sessizliğe gömüldüğü bir limana çeviren dalga kırandır kadın.
Ailelerin ve toplumun huzuru açısından kadınların çalışması meselesi çok iyi düşünülüp, analiz edilmelidir. Kadınları kayıtsız şartsız çalışmaya teşvik etmek yerine iktisatlı, kanaatkâr ve yuva sever olmaya teşvik etmek daha mantıklı ve faydalı olandır.
“Güçlü Kadın Güçlü Türkiye” sloganı kullanarak sürekli bir kadın istihdamından, kadınların çalışma hayatına daha çok girmesinden bahsedenlerin toplumun geleceği, ailelerinin huzuru için evlerinde çalıştıkları halde çalışmayan kadın gibi statüye sokulan kadınlar için de bir açılım getirmelerini bekliyor ve istiyoruz.
Çalışmayan kadınlarımıza neden el uzatılmıyor? Anneler/annelik neden hep yok sayılıyor, dışlanıyor? Anneler, çocuklarına bakan, toplumun ve ülkenin geleceği için onları özenle yetiştiren, annelik yaparak çalışan kadınlar değil mi?
Ev işlerini, temizliğinden bulaşığına, yemeğinden çamaşırına, gece gündüz demeden, mesai tanımadan çalışan kadınlara neden hiç değer verilmiyor?
Paramız varsa, doğrudan annelere verelim, anneliği teşvik edelim. Hz. Ömer (ra) halife iken bütün anneleri maaşa bağlamıştı.
Bütün anneleri maaşa bağlayalım. Mesela evlilik müessesini 25 yıldır sürdüren, annelik yapan bir hanıma “emekli maaşı” bağlayın. Zira o kadın 25 yıl annelik ve ev hanımlığı yaparak, ağır mesai sarf ederek cemiyetin huzuruna ve ülkenin geleceğine muazzam katkı sunmuştur.
Anneyi çalışmaya teşvik etmek yerine, evde kalmaya teşvik edin. Anne yuvasıyla, çocuklarıyla ilgilensin. Kocası yorgun argın işten geldiğinde o evde huzur bulsun.
Kadınlar aile kurumunun teminatıdırlar, onlar olmadan ne sağlıklı aile ne de toplum olur. Onları, kapitalist dünyanın köleliğine göndermektense evlerinin efendisi olmaları için teşvik ederek hem kendilerinin hem de tüm toplumun kazançlı çıkması sağlanabilir.
Kadınlar can kattıkları yavrularını keyifle büyütebilmeli, erkeğinin kazancını afiyetle ama şükrederek yiyebilmelidir. Patronlarının, müşterilerinin, işlerinin köleleri olacaklarına evlerinin hem kölesi hem de kraliçesi olmalıdırlar.
AB’nin isteklerine göre değil, dinimize, milli ve manevi değerlerimize göre meseleleri değerlendirip, kendimize yol çizmeliyiz.
Cenneti anaların ayağı altına seren ilahi ses rehberimiz olmalıdır.







