Kahır name
Alçakların, ikiyüzlülerin, hainlerin kol gezdiği bir dönemde yaşıyoruz. Katillerin itibar gördüğü, satılmışların paraya boğulduğu, kalleşlerin öne çıktığı bir dünyada hayat arıyoruz.
Dışardan, Batılılar tarafından sömürgeleştirilemeyen bir ülkenin içerden zihnen sömürgeleştirilmesi, celladına âşık edilmesi ve sonra da geldiğimiz noktada sosyolojik ve siyasî olarak birbirine düşürülmesi gibi tehlikeli bir süreçten geçiyoruz.
Medya sektöründen sermaye dünyasına, terör örgütlerinden siyasi partilere kadar birçok cephe ve her adresin arkasında dünyayı sömüren emperyalist güçler, çok uluslu ortaklı şirket gibi eylem yapıyor.
Amaç bir sorunu çözmek değil, çözülmeyen ya da yanlış yapılan bir şeyi tedavi etmek gibi dertleri de yok.
Türk toplumu, dışardan dayatılan, içerde celladına âşık elitler tarafından uygulanan travmatik ameliyatlarla hizaya getirilmeye, adam edilmeye, ehlileştirilmeye, mankurtlaştırılmaya çalışılıyor.
Amaç, Türkiye’nin yönünü değiştirmek. Amaç, ülkeyi kendi içine hapsedilmiş, uluslararası planlarda bir piyondan fazlası olmayan kutsal kafesinden çıkarmak için geceli gündüzlü çalışan Erdoğan’ı aşağı çekmek.
Kara bir kinle birbirlerine hasım görünenler bile, konu ülkemiz olunca hısım haline geliyor.
Dikkat edin, son günlerde içeride cemevine yapılan saldırı, Alman Dışişleri Bakanı’nın basın önünde yaptığı çirkin söyleşi ve Fransa’da farklı siyasi gruplardan 102 parlamenterin, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine operasyon planına karşı çıkılması yönünde çağrıda bulunan bir bildiri yayımlaması aynı hedefin, aynı oyunun, aynı sürecin farklı sürümleri.
Hamasetle, duygu patlamalarıyla, öfkeyle, içerideki örgütleri eliyle icra eylemlerinin, güncellenmiş Haçlı Siyonist Seferlerinin eş zamanlı olarak Türkiye’ye saldırılarını arttırdığı bir süreç.
Başkan Erdoğan’ın toplum nezdindeki itibarını yok etmek çirkin oyunlarla mezhep savaşları üzerinden ayar verilmeye çalışılıyor.
Yok olma aşamasındaki terör örgütü PKK son çırpınışlarla yeniden hayat bulma gayreti gösteriyor.
FETÖ, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerini kendi himayesinde barındıran Almanya, Türkiye’ye kara kinle saldırıyor.
Türkiye’nin kendilerine bağımlı olmasını isteyen Almanya Türkiye’nin dünyada söz sahibi haline gelmesine kuduruyor.
Türkiye’yi eskiden olduğu gibi kabuğuna çekilmiş, küresel bir güç değil, taşeron ülke gibi görmek istiyor.
İstanbul’un finans merkezi haline gelmesiyle Körfez sermayesinin Almanya yerine Türkiye’yi tercih etmeye başlaması, İstanbul Havalimanı’nın Frankfurt Havalimanı’nı devre dışı bırakması Almanya’nın asıl derdi.
Fransa sayamayacağımız kadar çok ve büyük vahşet, inkâr ve isyan, sömürü ve katliam, ahlaksızlık ve zülüm karanlığında yüzmektedir. Hakkı ve adaleti ayaklar altına almış durumdadır.
Türkiye’nin Afrika’ya açılımı, kazan kazan formülüyle gönülleri fethetmesi Fransa’nın uykularını kaçırıyor. Yakın gelecekte sömürüye hayır nidalarının yükseleceği gerçeğini gören, bilen Fransa bu yüzden Türkiye üzerinden Erdoğan düşmanlığı yapıyor.
Artık her şey çok açık görülüyor. Başka bir tanıma, izaha, isme gerek yok. Bu mücadele hak ile bâtıl arasındadır. İyilik ile kötülük, güzellik ile çirkinlik, dostluk ile düşmanlık, sadakat ile ihanet, vefa ile nankörlük arasındadır.
Türkiye’yi içeride ekonomik/siyasi istikrarsızlıkla, dışarıda terörle meşgul etmek ABD’nin izlediği stratejidir. Böylece ABD terörün, örtülü darbe girişimlerinin, ihanetlerin kol gezdiği bir ülke olarak Türkiye’nin bölgede nüfuzunu sınırlandırmak ve İsrail’i rahatsız etme yeteneğini azaltmayı amaçlamaktadır.
Türkiye’nin dirilişi ve yükselişi, bütün emperyalistlerin gelecek planlarının suya düşmesi anlamına gelmektedir.
Türkiye düşerse, umutlar suya düşer ve Türk/İslâm dünyasının toparlanma ve zamanla ayağa kalkabilme hayali biter.
Korkunun ve yılgınlığın uzağında bir lider Erdoğan.
Batı’nın ezdiği milletler, talan ettiği ülkeler, tarih dışına ittiği kimliklerin dirilişi için Erdoğan mücadele ediyor.
Batı’nın yok ettiği, tarih dışına ittiği, bilincini unutturduğu bütün güçler, medeniyet ve kimliklerin dirilişi için Erdoğan çaba harcıyor.
Batı’nın işgal ettiği, sömürüp talan ettiği, zihinlerini felç ettiği, mecalsiz bıraktığı milletlerin uyanışı için Erdoğan rükûa kalkıyor.
Batı’nın kitlesel katliamlara maruz bıraktığı, soykırıma uğrattığı hatta yok ettiğini sandığı milletlerden geri kalanların ayağa kalkması için Erdoğan meydan okuyor.
Batı’nın kaynaklarını talan ettiği, zenginliklerine el koyduğu, kanlarını iliklerine kadar emdiği ülkeler, milletler, toplumların kendine gelmesi için Erdoğan dik duruyor.
CHP’nin Atatürkçü, İP’in milliyetçi HDP’nin Kürt, The Cemaatin Müslim olmadığı, bu milletin de aptal olmadığı artık çok net.
İçimizdeki akılsızların, cahillerin, hainlerin sayesinde Emperyal ortaklık Başkan Erdoğan’a CHP, İP, SP, GP, DEVA, DP, PKK, DHKP-C, FETÖ unsurlarıyla saldırarak Türkiye’yi milletten kurtarmaya çalışıyor. Ama nafile…







