Gündoğan’la yeni bir başlangıç
İtidale, orta yola, kardeşliğe ve empatiye en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerdeyiz. Dünya, materyalist felsefenin iflasına şahitlik ederken, aynı zamanda güç, siyaset ve iktidar savaşı bütün kirli, karanlık sahneleriyle birlikte yaşanıyor.
Yeryüzünde istedikleri gibi egemenlik kurmak isteyen, bütün mali ve idari sistemi elinde tutan, başka milletlerin ve devletlerin egemenlik haklarına, toprak bütünlüğüne, köklü mirasına hiçbir biçimde saygı duymayan bireyci ve materyalist anlayış yok olma sürecini yaşıyor.
İnsanlık dışı anlayışı seçen, dünyayı yoksullaştıran, zulmü yaygınlaştırıp sömürüyü hâkim kılmaya çalışan batı paradigması bitmiştir.
Bugün yaşananlar sadece siyasi ve iktisadi kriz değil, topyekûn bir medeniyet krizidir.
Bu kriz ortamında gizli bir el de ülkemizin yakasına yapışmış hayırlara fren, şerlere motor işlevini görmekte kirin, karanlığın, kötülüğün arenasında mazlumun karşısında yerini almakta, zalimin elini güçlendirmektedir.
Derdi millet, devlet, hak olanların yanlışın, ihanetin, zilletin karşısında bir ve bütün olmaları mutlak şarttır.
Bu bağlamda Saadet Partisinin, Millî Görüş hareketinin yeni bir Genel Başkan, yeni bir kadro ve yeni bir söylem ile değişim yaşaması milletimiz için bir ümit ışığı, bir yeni çıkış noktası olabilir.
Türk siyasetinin içinde bulunduğu kısır döngüde dağılmış, umudunu yitirmiş ve ne yapacağını bilmez bir durumda olan Millî Görüş hareketi Mete Gündoğan ile yeniden can suyu bulup küllerinden doğabilir, ülke için yeni bir umut olabilir.
Siyasi arenada Gündoğan’ın yapacağı hamleler ülke siyasetine ivme kazandıracak, Millî Görüş ekseninde yeni açılımların, kıpırdanmaların oluşumunu hızlandıracaktır.
Gündoğan’ın politik arenada aktif olarak yer alması hem ülke açısından hem de AK Parti açısından bir “şans”, bir “güç”tür.
Kapsayıcı bir dil ve kuşatıcı bir liderlikle Millî Görüş Hareketi yeniden “siyasetin cazibe merkezi” olabilir. Hem bir siyasetçi hem de bir lider olarak kucaklayıcı, birleştirici ve ihata edici söylemiyle siyasete yeni bir soluk getirirse “kutlama halayı” kurulabilir.
Saadet Partisi yeni yönetimi, yeni genel başkanı ile fetret dönemini atlatıp, siyasi seferi başlatırsa, varoşlarda yaşayanlar, refahtan yeterince pay alamayanlar, dini ve ahlâkı ön planda tutarak daha edepli bir yaşantıyı tercih eden mütedeyyin taban Saadet Partisi’ne koşabilir.
Mete Gündoğan, merkez sağa itici gücü olur, muhafazakâr kanadın ümidi olur, hiçlikle boğuşan Kılıçdaroğlu’nun yanında meclisin yok olan muhalefetine iyi bir alternatif olup muhalefet boşluğunu doldurursa AK Parti iktidarı karşısında iktidara namzet bile olabilir.
Mete Gündoğan, Türkiye için alternatif bir vizyon, gelenekle geleceği bütünleştirebilecek, tecrübeyle dinamizmi bir araya getirebilecek bir lider görüntüsüyle Türkiye siyasetine yeni bir mühür vurabilir.
İktidar yüzü görmeyen hararetli bir taban ve bu tabanın yüksek beklentileri doğrultusunda yılmadan, yorulmadan, engel tanımadan ufuktaki güneşi görüp ona el uzatabilecek mücadele gücü olabilir Mete Gündoğan.
Millet “Saadet’li bir Türkiye” resminin fazla parçası olarak görüyor Karamollaoğlu’nu, parti içindeki Erdoğan düşmanlarını, partiyi yıpratanları ve umutların filizlenmeden kurumasına sebep olanları.
Ey Karamollaoğlu, bulunduğunuz tüm sıfatlardan ari olun, istifa edin ve bir sembol olarak ağabeylik vazifesini ifa edin. Siyasi hatıralarınızı kaleme alarak geçmişe ışık tutun, karanlıkların aydınlanmasına vesile olun.
AK Parti ile Saadet Partisi’nin iktidar ortaklığını arzulayan Anadolu insanı bu davanın “lideri” ile yan yana, kol kola görmek istiyor Saadet Genel Başkanı’nı. Bu davanın küskün hizmet erleri “Erdoğan’la Gündoğan’ı” aynı fotoğraf karelerinde bulmak istiyor.
Siyasi arenada Saadet Partisi’nin yeni lideri, genç ve yeni bir ekiple politik kulvarları zorlaması hem insanımız hem de memleketimizin hayrına olacaktır. Bizler de bu yarışta haktan, hayırdan yana tavır takınanların duacısı oluruz.
Bu ülkenin egemenleri, Tayyip Erdoğan’a yapmadıklarını bırakmadılar. Ötekileştirdiler, küçümsediler, hor gördüler, ayağına çelmeler taktılar, mavi gökyüzünü ona dar ettiler. Erdoğan da egemenlerle uzlaşmak yerine “dik” durdu.
Eğilmedi, boyun bükmedi. Erbakan’ın hedeflerine ulaşmak için adım adım ilerliyor, rüyalarını bir bir gerçekleştiriyor.
Milli muhayyile ve kanayan vicdan dimdik ayakta. Demokrasi rüzgârı, milli irade dalgası oligarşinin kapılarını dövüyor. Bir milletin, bir medeniyetin derin uykudan uyanan düşünce ufku, Erdoğan’ın inanç dolu odaklanmasıyla tedavi oluyor, yeniden dirilişin sancılarını yaşıyor.
Öyleyse…
Vakit kardeşlik, birlik, dirlik vaktidir.







