Bizans ikinci kez çöktü
Batılı güçlerin Türkiye’yi kendi kontrollerinde, kendi eksenlerinde bir uydu olarak konsolide etme çabası sonuçsuz kalınca Haçlı, Siyonist, İttihatçı ittifakı yeniden hortladı.
Kabuğuna sığmayan Türkiye’nin yükselen ivmesi, bölgesel ve küresel düzeyde güçlü bir aktör olması, yapılan atılımlar, yerli ve milli savunma hamlesi, siyasi ve ekonomik istikrar, bu güç merkezlerini ziyadesiyle rahatsız etti.
Türkiye’nin içine kapanık, bölgesinde pasif, ekonomisi IMF’den sorulan, teknolojisi ve savunma sanayisi olmayan, üretmeyen, terörle ıslah edilip gelişimi engellenen, bağımlı bir ülke olmasını isteyen bu ittifak yedi koldan harekete geçti.
Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısı en büyük geliri petrol ve doğal gaz olan, salgın sürecinde petrol fiyatlarının dibe vurmasıyla, ekonomik krizi en ağır şekliyle hisseden Rusya’nın Türkiye’ye aracı ülke ile verdiği bir mesajdı. Enerjide sadece bana bağımlı kal, benimle muhatap ol mesajı.
Ayasofya’nın zincirlerinin kırılması Rusya’nın diğer sancısı fakat çaresizliklerini dışa vurmamak için kapsam dışı davranışlarla geçiştirmeyi yeğliyorlar.
Bir başka karın ağrısı Yunanistan, Katoliklerin sözcülüğüne soyunup en fazla sesini çıkaran ülke oldu. Garibim kendi bir şey yapamayacağını bildiği için Türkiye’ye yaptırım uygulanması için arayışlara giriyor, ortaklar arıyor, Ege’de Akdeniz’de kuyruk sallayıp duruyor.
Yunan ve Bizans tarihçi Helene Ahrweiler, Ayasofya’nın statüsünün değiştirilme kararıyla tarihin tekerrür ettiğini belirterek, “Bizans İmparatorluğu ikinci kez çöktü” demiş. Garibim darlanmış fakat unuttuğu bir şey var, çağ açıp çağ kapatmak bize atalarımızdan miras, boyun büküp kabulleneceksiniz.
Akdeniz’de oluşturulan Türkiye Libya ittifakı, 100 yıl önce haçlı Siyonistlerce yok edilmiş İslam ittifakı Afrika kıtasına umut oldu. Afrika milletlerinin sömürü yerine paylaşım anlayışına yön çevirmeleri özellikle Fransa başta olmak üzere Avrupalıların canını sıktı.
Doğu Akdeniz’de bir tarafta Yunan, Rum, İsrail, BAE, Arabistan, Mısır ve Fransa pis yedilisi, diğer tarafta Rusya, Rusya’nın önünü kesip Akdeniz’de üs kurmasını istemeyen ABD, Avrupa ülkeleri ve sömürüden pay almak için ABD yalakası ülkeler var.
Haçlı Siyonist ittifakı tamam, bunlara yamanmak isteyen içimizdeki haçlılar ve ihanetleri hepsinin ötesinde.
Suriye’de ABD, Rusya ve İran şeytan üçlüsü İsrail adına uşaklık sınırlarını zorlayarak Türkiye karşısında cephe oluşturuyor.
Yıllardır üzerinde tepinen ABD’ye ses çıkaramayan Irak yönetimi Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen operasyona tepki göstererek çığırtkanlık yapıyor. Boş vızıltı fakat insanın canını sıkıyor.
Diğer taraftan Barzani, ABD rehberliğinde Kuzey Irak’ta oluşturulan Kürt birliğine üyeliği kabul ederek karşımızda oluşturulan birliğe dahil oluyor.
Yani, etrafımız kuşatılarak gücümüz parçalanmaya, dikkatimiz dağıtılmaya, enerjimiz bölünmeye ve açılan her yeni cephe ile silah gücümüzün etki alanı azaltılmaya çalışılıyor.
Dünyaya yaşattıkları adaletsizliği, eşitsizliği, çevre yıkımını, mülteci sorununu, terörle ilişkilerini yüzlerine haykıran bir lidere karşı oluşturulan bu birlik yüz yıl önce Osmanlıyı yıkan, Sultan Abdulhamid’i tahttan indirenlerin birlikteliğiydi.
Dünyanın adalet ve merhamet üreten yeni bir sisteme ihtiyacı olduğunu “dünya beşten büyüktür” diyerek dünyanın mazlum halklarının, adalet isteyenlerin, çevrecilerin, eşitlik yanlılarının sesi olan lider aynı güçlerce hedef alınıyor.
Dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmayı, en büyük askeri gücü olmayı, tarımda kendine yeten ülke olmayı, bölgesel ve küresel düzeyde güçlü bir aktör olmayı hedefleyen hedeflerini teker teker gerçekleştiren ülke olmak Haçlı, Siyonist, İttihatçı ittifakını ziyadesiyle rahatsız etti.
Bu şer ittifakı Türkiye’nin etkin olmasından, büyümesinden, güçlenmesinden rahatsız. Son yıllarda Türkiye büyüyor, bölgesel bir güç oluyor, bunun önünü kesmek için her yolu deniyorlar.
Türkiye’nin yönünü ve yörüngesini bulma, yeniden tarihin akışını değiştirecek uzun soluklu bir medeniyet yürüyüşüne soyunma mücadelesi Erdoğan düşmanlığını sabitledi.
Türkiye’yi doğru hedeflere taşıyan lideri hedefe koymak, Erdoğan engeli kalkarsa Türkiye’nin kontrolünü sağlama konusunda hiçbir sorun kalmayacağı gerçeğinden hareketle Erdoğan hedefe kondu.
Görünür hedefleri Erdoğan olsa da asıl hedef Türkiye’dir. Asıl hedeflerini perdelemek için kişisel nefret üzerinden niyetlerini gizliyorlar.
Abdülhamit Han’a yapılanlar yüz yıl sonra dünya Müslümanlarının umudu olan Erdoğan›a yapılmak isteniyor. 18 yılda asırlık atılımlar gerçekleştiren, hayal bile edilemeyen projeleri hayata geçiren ve İslam coğrafyasında ümmetin lideri olarak kabul edilen Erdoğan dış güçlerin hedefi olmaya devam ediyor.
Manda ve himaye isteyenler de efendilerin buyruğuyla Erdoğan düşmanlığına soyunmuş durumda.
Dün Abdülhamid Han’a sahip çıkamadık bugün Erdoğan’a sahip çıkmalıyız.







