• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Akif Bedir
Akif Bedir
Akif Bedir
TÜM YAZILARI
01 Mayıs 2019

Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete

Müslümanları 21. yüzyılın zencileri veya lanetlileri yerine koyarak dünyada fitneyi harlı tutan Emperyalist Haçlı, Siyonist ortaklığı, barış ve demokrasi getireceğiz vaadi ile tüm dünyaya şiddet ve zulüm ihraç ederek eskiden adalet dağıttığımız coğrafyalarda yeni hedeflerini gerçekleştiriyor.

Hedefe varmak için cephe savaşı yanında kültür yoluyla asimile etme operasyonu da başlatılmıştır.

Müslüman halkın mukaddesatı çiğnenirken, farmason locaları, ferih fahur toplanıp, bu topraklarda İslamiyet’in kökünü kazımak için mefsedet ve mel’anet planlar kuruyorlar.

Müslüman toplumlar Hıristiyanlık öğeleriyle kuşatıldı, bir anlamda esir alındı. Çember gittikçe daralıyor.

Şirk ve küfür çanları kasd-ı mahsusa ile buğz-u nefret, gayz, kin ile çalmaya devam ediyor.

Bırakın etrafımızı önümüzü görmekten aciz bir hale geldik. Uyanmalı ve üzerimize düşeni yapmalıyız. Etrafımız yanıyor. Ateş etrafımızı sarmışken bizler hâlâ oyunda oynaşta, birbirimizi yemekle meşgulüz.

Tarafsızlıktan ilgisizliğe doğru sürüklenerek gerçekte olup bitenleri görmezden gelmek, müşterek sağduyunun, beşeri vicdanın duyarsızlaşması en feci cinayetten daha vahim bir şey olsa gerek.  

 Cehalet tamahla, hırs hülyayla, benlik içgüdüsü ince hesaplarla yarış halinde. Nice masumun ırzı, malı, canı payümâl edildi. Hassasiyetlerimizi unutuyoruz. Her tarafımızdan sinsice kuşatılmış bir vaziyetteyiz.

Yaşanan erozyon ve yapılan tahribatı hissizleştirme operasyonunu olarak değerlendirebiliriz. Kaygan bir düzlem, bilinçsiz bir toplum, puslu bir hava, dirençsiz Müslüman ve sonuç toplumsal hüsran. Nefretin nefreti emzirdiği bu mıntıkada Müslümanların “fıtrat”larına dönmekten başka halâs çareleri yok.

Biz zamane Müslümanları kendi heva ve heveslerimize, isteklerimize, kaprislerimize, fantezilerimize göre bir İslam’ı gündem yapmışız, sözde yaşıyoruz.

Manevi tahribatı yüksek, inanç sefaleti yaşayan, materyalist zihniyetle hemhal olmuş, manevi kalkınmasını başaramamış, ferdi çıkarlarını milli menfaatler üzerinde gören, helal-haram gerçeğinden uzak duran, yaratılış amacını mide ile uçkurdan ibaret sananların çoğunlukta olduğu garabet Müslümanlar haline geldik, getirildik.

Adalet ve adil paylaşımın olmadığı, hak ile batılın menfaate göre şekillendirilip, renklendirildiği garip bir İslam dünyası oluşturuldu.

Müslümanların derdiyle dertlenme, duyarlı olma, hak ile batıl arasında zalim, mazlum tefrikinde bulunabilme değil bizlerinki.

Bizler olaylara yüzeysel bir biçimde yaklaşıyor, daha da açıkçası seyirci kalıyoruz. İnandığımız gibi değil de çıkarlarımıza göre yaşadığımız için bu kez yaşadığımız gibi inanmaya başladık.

Nur damlaları bu konunun adeta bam teline basıyor: “Yeis en dehşetli bir hastalık ki, Âlem-i İslam’ın kalbine girmiş durumda. O yeistir ki, yüksek ahlakımızı öldürmüş, menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-i şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiştirHem o yeistir ki, kuvvet-i maneviyemizi kırmıştır. Yeis milletlerin en dehşetli hastalığıdır. Korkak, aşağı ve acizlerin şenidir, bahaneleridir… “

Dünyaya ışık tutacak, hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere güzellik sunacak, yeryüzüne adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden yeşermesi tüm Müslümanların gayreti ve duası olmalıdır.

Bu ümmetin ruhunda var olan “diriliş ruhu” ve bilinci, büyük bir medeniyet birikimi ve düşüncesi, kendilerini yeniden ortaya çıkaracak büyük bir güç olarak duruyor.

Herkes kendisinin hangi çizgide olduğunu kontrol etmeli. Kâbil’in ve taraftarlarının, şeytanın ve yandaşlarının arasında olmamaya özen göstermelidir. Allah taraftarı olmak, mesele budur.

İstikbalin kıtalarında hakiki ve manevi hâkim olacak ve beşeri dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek yalnız İslamiyet›tir.

Avrupa Ortaçağ’ın karanlığında iken, dünyaya bilimi, akılcılığı, tıbbı, sanatı, temizliği ve diğer pek çok hasleti Müslümanlar öğretmiştir.

Kur’an’ın nurundan ve hikmetinden kaynaklanan bu İslami yükselişi tekrar başlatmak için, geçmişte olduğu gibi bugün de Müslümanların Kuran ahlakını ve Resulullah’ın sünnetini temel alan bir yol göstericiliğe ihtiyaçları vardır. 

İman ve küfür çizgisi, Hak ve batıl mücadelesidir mesele…

Bu iki çizgi üzerindekiler arasındaki mücadele Hâbil ile Kâbil’den günümüze kadar geldi. Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesi, Hz. İbrahim’in Nemrut ile kavgası, Hz. Muhammed’in ve Ebu Cehil’in kesişen yolları. Güzel ile çirkinin mücadelesi kıyamete kadar devam edecek.

Bize düşen, kuvvetin değil hakkın, zalimin değil mazlumun, kötünün değil iyinin, yanlışın değil doğrunun, çirkinin değil güzelin, menfaatin değil faziletin, hava ve hevesin değil Hüda’nın yanında ve yolunda olmaktır. 

Nokta…

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23