Bayram sohbeti

05 Haziran 2019 Çarşamba

Dostluğu, sevgiyi ve geleceği... Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı... Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız, birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik ederim.

Bu mübarek günde ülkede cereyan eden, gündem oluşturan olaylardan bahsedip de gününüzü karartmak istemiyorum. 

Tarihten bir örnekle ceddimizin nasıl çağ açıp çağ kapattığını, dört yüzyıl nasıl dünyaya hükmettiğini resmedip, niye bu haldeyiz diye düşündürecek bir menkıbeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.    

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra şehrin imarıyla da ilgilendi. Zamanına göre büyük sayılabilecek birçok projeyi de Rum asıllı Mimar Atik Sinan’a anlatıp yapılması için emir veriyordu. (Ki bazı kaynaklarda bu mimarın ismi Khristodoulos olarak da geçmektedir)

Fatih Sultan Mehmet, fetihten on yıl sonra da Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emretti.

Atik Sinan her ne kadar bu işe “emrin başım üstüne” diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “üç arşın” kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmadı.

Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun” emrine neden uyulmadığını sordu. Mimar, büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyledi.

Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verdi.

Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söylüyordu ama emir büyük yerdendi ve geri dönüşü yoktu.

Fakat çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklılığına olan güvenini daha da bir pekiştirdi ve “İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet”i mahkemeye verip hakkını aramak için şikâyet etti.

Fakat ne Galata ne de Eyüp kadılığı padişahı yargılamayı göze alamaz. Şikâyeti Üsküdar Kadısı Hızır Bey kabul eder ve davayı açar. 

Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen Kadı Hızır Bey, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine karar vermişti.

Fatih mahkemeye geldi ve duruşma başladı. Mahkemede celp edilen büyük padişah, başköşeye geçmek istediyse de davacıyla birlikte mahkeme huzurunda ayakta bekletildi.

Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilirdi ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştı. Karşı taraf savunmasını yaptı, mimar gerekçelerini açıkladı ve kadı kararını verdi. Fatih Sultan Mehmet suçlu bulundu ve ceza olarak mimara yapılan haksızlığın aynısının tatbik edilmesine, yani padişahın elinin kesilmesine karar verildi. 

Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamadı ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çekti. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı maddi tazminata çevirdi ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verdi.

Mimar, padişah aleyhine dava açar. Mimar, kısası istemediği için Fatih, günde 10 altın tazminata mahkûm olur ve tazminatı kendiliğinden 20 altına çıkarır. Böylece padişahın eli kesilmekten kurtulur. 

Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek: “Eğer sen Allah’ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkûm etmeseydin bununla başını paramparça ederdim” der.

Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: “Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim.” Görülüyor ki her iki tarafın da hukuksuzluğa tahammülü yoktur. 

Bu mahkeme ve sonucu, hukukun önünde herkesin eşit olduğunu, çağ açıp çağ kapayan padişah da olsa kimseye ayrıcalık tanınamayacağını göstermesi açısından önemli bir belge niteliğindedir. Sivile ayrı hukuk, askere ayrı hukuk komedisinin, siyaha ayrı karar, beyaza ayrı karar garabetinin tekrar düşünülmesi ve benzer yanlışlardan dönülmesi için uyarı niteliğinde tarihi bir bilgi hazinesidir bu mahkeme.

Darısı güzel ülkemin güzel insanlarının başına. 

(Mimarın yaptığı bu cami gerçekten de 1766 depreminde yıkılmış, yerine Fatih Külliyesi yapılmıştır. Bu hikâye birçok yerde farklı şekilde anlatılsa mimarın ismi bir iki yerde farklı geçse de Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde yukarıdaki şekilde işlenmiştir.)

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • GerçekGerçek1 ay önce
    Demekki inandığın Allah i t bileceksin iman edeceksin ki doğrudan adaletten sasmayacakdin. Ülkeme kondu pagan kargası birbirimizi yiyoruz.
  • Ahmet ÖzAhmet Öz1 ay önce
    Sevgili Akif Bey Kardeşim;Bayramınız mübarek olsun.Çok güzel anlatmışsın hadiseyi.Her hakim,Üsküdar Kadısı Hızır Bey gibi olamazdı.Her nasılsa Hızır Bey,Fatih'e rağmen korkmadan,cesurca kararını vermiş.İyi de,ya Fatih,Üsküdar Kadısı Hızır Bey'in kararını tamımamış olsaydı,ne olacaktır?Her ikisi de menkıbede anlatıldığı gibi birbirlerinin kafasını mı patlatacaktı?Akif Bey;Günümüze dönelim.Evrensel hukuk ilkeleri diye bir şey var.Tıpkı,Üsküdar Kadısı Hızır Bey'in uyguladığı yasaların günümüze uyarlanmış hali gibi.Biz,o Üsküdar Kadısı Hızır Bey'leri nerelerde bulacağız,o Fatih'i ve O Fatih'in adaletini ve vicdanını nerede bulacağız?Menkıbelerle siyaset yapamayız.Fetih siyasetini ise hiç yapamayız.O devirler geçti.Evrensel hukuk kurallarıyla bağımızı kopardığımız takdirde,insanlara hapishane bulmakta çok zorlanırız.Aklı başında Avrupalı bile hapistekileri boş boş demir parmaklıklar ardında barındırmak istemiyor,üretime yönlendiriyor.Bizim topraklarımızda hak ettiği kadar üretim var mı?Sosyo ekonomik düzenimize ne kadar Üsküdar Kadısı Hızır Bey'in adaleti yansıyor?Güçlü olan güçsüzün elindekini almaya çalışıyor.Güçsüzün elinde avukata para verecek imkan yok.Güçsüz elinden alınan ekmeğin derdiyle başbaşa bırakılmışken,devlet,güçlünün hukukundan yana tavır alıyor.Demem o ki,Üsküdar Kadısı Hızır Bey'leri ve o Fatih'lerin sayısını artırmalıyız.Bu da evrensel hukukun ilkelerini benimsemekle olur.Kişiye özel hukuk uygulanır,güçsüzün hukuku avukat yoksunluğundan savunmasız bırakılırsa,arsızlara,fırsatçılara gün doğmuş olur.Allah hükmünü elbette verecektir ama biz önce kafamızı kumdan çıkaralım,hayatın gerçeğini duru görü görmeye çalışalım.Bunun için feraset gereklidir.Nerde o feraset?Günlük ve anlık politikalarla verilen kararlar,müzikteki kakafoni gibi kimseleri mutlu etmez.Dünya gerçeğinden kendimizi soyutlayamayız.Ashab-ı kiram devrinden,Fatih'in azametli dönemlerinden,bugünkü dünya gerçeğine dönmeliyiz.Emperyal ülkelere tahammül sınırlarımızın çok üstünde borcumuz var,faizlerini dahi ödeyemez haldeyiz.Duyunu umumiye benzeri bir oluşum kapımıza dayandı dayanacak.Biz menkıbeler içinde kendimizi avutmaya çalışıyoruz.Bilmem maksadımızı anlatabildim mi?Fetih siyasetinin ironikliğini anlatabildim mi?

Günün Özeti