• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Akif Bedir
Akif Bedir
Akif Bedir
TÜM YAZILARI
19 Haziran 2019

Ayakta ölmek dizüstü yaşamaktan iyidir

İslam âleminin kendi iç meseleleriyle boğuştuğu ve Müslümanlara yönelik zulümlerin had safhaya çıktığı şu günleri fırsat bilen, dünyaya hümanist söylemler ile demokrasi ağıtları yakan, insan hakları havariliğine soyunup kirli çıkarlarını, emellerini kapamaya çalışan haçlı dünyasının gözleri önünde cereyan eden Yahudi zulmü, dehşetini destekçilerinin rızasıyla giderek artırıyor.

Krizle, çatışmayla, savaşla, kanla beslenen İsrail hükümeti Kudüs’ü Yahudileştirmek, yerleşim yerlerini arttırmak ve Aksa üzerindeki statükoyu değiştirmek için her fırsatı değerlendiriyor.

Zulüm yıllardır hiç değiştirmedi rengini. İsrail yine tüm Müslümanların gözünün içine baka baka, kutsalımızı postallarıyla çiğniyor.

Müslümanların ilk kıblesi olan ve Allah tarafından mübarek kılınıp bir kutsiyet ve imtiyaz bahşedilen Kudüs’te vuku bulan bu işkence, namertlik ve Yahudi mezalimi karşısında özellikle Müslüman’ım diyen herkes, yerküre üzerinde kendini insan gören herkes sorumludur. 

Kendini insan görmeyenler ve bu dünyaya hayvani emellerini gerçekleştirmek için geldiklerine inanan ve öyle yaşayanlar bu sorumluluktan muaftır.

Bu ayıp dünyanın, dünyalı olan hepimizindir ve bu günah yükünü başta Müslümanlar olmak üzere herkes boyunlarında taşımaktadır.

Çevresi yaratan tarafından bereketli kılınan” (İsrâ Sûresi/1. Ayet) Beyt-i Makdis olarak da bilinen Mescid-i Aksa’nın, insanların günahlarının affolunduğu, orada kılınan namaz, semada kılınmış gibidir lütfuna mazhar olan bu mukaddes toprakların 2 milyara yaklaşan Müslüman tarafından 4 milyon Yahudi’ye karşı korunamaması, terk edilmesi hazin değil mi?

“(Peygamber’in gözünün) gördüğünü kalb(i) yalanlamadı“ (Necm Sûresi/11) ayetinde zikredildiği gibi Miraç’a çıkışta basamak olan bu kutsal topraklarda masum ve mazlum Müslümanlara işkence, zulüm ve soykırım yapılması inanan, düşünen ve akleden Müslümanlar için utanç verici, elzem ve düşündürücü değil mi?

İslam dininin emanetlerini korumak tüm Müslümanların boynunun borcu değil mi? Şarktaki bir Müslüman’ın garptaki bir Müslüman’ın derdiyle dertlenmesi dinimizin gereği değil mi? 

İşleri yolunda, keyifleri tıkırında, pişkinlik, yüzsüzlük kısır döngüsünde çarpık bir zihniyet ile sessiz kalıp “bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın“ zihniyetiyle Müslümanların katlini televizyonlarında eğlence olarak izleyen, Yahudi vahşeti karşısında sevgi, merhamet ve kardeşlik duygularını harekete geçirmeyen “dehşetin mutlak suretle hüküm sürdüğü yerde, herkes ve her şey susmaya mahkûmdur” anlayışındaki Müslümanlar yarın kıyamette “zulme rıza zülümdür” emri mucibi doğrultusunda yargılanmayacaklar mı?

Bu zulüm ve katliamlar, bu haykırışlar karşısında sağır, dilsiz ve körü oynayıp ilgisizlik, duyarsızlık, kayıtsızlık ve boşvermişliği oynayıp sessiz kalmak beyni dumura uğramışlığımızın bir sonucu değil mi?

Salnameleri kanla yazılı, münasebetleri yalan, kin ve kalleşlik üzerine kurulmuş olan Siyonist örgütlerin, her halükârda Yahudi devletine kayıtsız şartsız yardım anlayışı ile ve “ büyük bir kibirle çalım satıp azgınlık yapan” (İsrâ Sûresi/4. Ayet) bir avuç Yahudi’nin İslam’a, İslam medeniyetine ve Müslümanlara kustukları kin karşısında İslam dünyası ve Müslümanlar olan bizler ne ile meşgulüz?

Tevrat şeriatı karşısında suskun kalıp, havradaki haremlik-selamlık uygulamasına rıza gösterip boyun büken çokbilmiş laik kadınlarımız neden bu zulme, kan içiciliğe, masum ve mazlum insanların kırılışına, katledilişine, sömürülüşüne itiraz edip ses çıkarmıyorlar?

Dün Hitler’in Yahudileri öldürüşü karşısında ona küfredenler, kıyametler koparıp cazgırlık yapanlar bugün neredeler ve sessizler?

Dün Waldheim’ı savaş suçlusu sayıp yaygara koparanlar bugün Orta Doğuyu dehşet merkezi haline getirip savaş çığlıkları ile yargısız infaz uygulayan, parlamentosundan işkenceyi onaylayan yasa çıkarılmasını sağlayan İsrail buldoğu Netanyahu’ya sessiz kalanlar, hatta hatta destekleyenler gerçekten, samimiyetten nasibini alamamış, düşüncelerini ve şahsiyetlerini satanlar değiller mi?

Nerede benim uluslararası yaptırımlarım, kotalarım, kotacılarım?

Nerede benim Antonio Guterres’im?

Nerede dünyaya sonsuz özgürlük sunan süper gücüm?

Nerede sivil inisiyatiflerim, barış havarilerim, demokrasi tellallarım?

Nerede benim özgür basınım, eli kalemli silahşorlarım?

İslam nerede, Müslüman nerede?

Neden her şeyin küreselleşmeye mahkûm olduğu bir dünyada halkların ve ırkların barışı küreselleşemiyor?

Neden kültür ve medeniyetin yakınlaşması küreselleşmesin?

Neden bu dünyada zulme karşı, adaletsizliğe karşı, diktatörlüğe karşı savaş küreselleşemiyor acaba?

Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin. Sizi onlara galip kılsın ve mü’min toplumun kalplerini ferahlatsın” (Tevbe Sûresi/14. Ayet) emrini düşünelim.

Zulüm işleyenleri her zaman helâke uğrat” (Nûh Sûresi/28. Ayet) Allah’ım.  

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23