• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
TÜM YAZILARI

Yalnızlık, yaşlılık ve evlilik

06 Haziran 2026
A


Sefa Saygılı İletişim: [email protected]

Yalnızlık, yaşlılık ve evlilik

SEFA SAYGILI

Geçenlerde sosyal medyada bir istatistik gördüm. Gençlere çocuk sahibi olmak isteyip istemedikleri sorulmuş. Maalesef gençlerimizin % 81’i çocukları olmasına karşı çıkmışlar. “Biz anne veya baba olmak istemiyoruz” demişler.

Günümüzde yeni nesil hem evlenmiyor, evlenseler bile geç yaşları tercih ediyorlar hem de çocuk istemiyorlar. Zaten olsa da bir veya en fazla iki çocuk sahibi oluyorlar. Bu sadece bizim ülkeye değil Afrika ülkeleri dışında neredeyse bütün dünyayı sarmış salgın bir durum görünüyor.

Hâlbuki aile kurmanın, baba veya anne olmanın o kadar fayda ve avantajları vardır ki kısa bir yazıda anlatılmaz.

Burada 94 yaşındaki Amerikalı ünlü aktör Clint Eastwood’un, geçtiğimiz günlerde yaptığı duygusal bir konuşmada söyledikleri ilginçti:

Yaşlanmak korkunç bir şey, değil mi? Hepsini kendi gözlerinizle göreceksiniz. Kemikleriniz artık eskisi kadar esnek olmayacak, ışık gözlerinizi yoracak ve ciğerleriniz hava özleminden sonra dinlenmeye ihtiyaç duyacak...


Ama daha da korkutucu, daha da yorucu olan şey, 90 yaşına kadar yaşamak ve yanınızda sevdiğiniz kimsenin olmaması. Geçmişe dair, hayali kahramanlık öyküleriyle dolu hikâyelerinizi yorulmadan dinleyecek kimsenin olmaması. Torunlarınıza uygun olduğunu düşündüğünüz şeyleri aktarırken, onların aslında ilgilenmediklerini bilseniz bile, bir dede olarak size neşe verecek kimsenin olmaması.


Bir zamanlar herkes seni özlemişti, ama şimdi yalnızsın—bu korkunç. Ve sonuçta, şöhret peşinde koşarak geçen bir ömrün ardından, hiç aile kuramadın ve ışığa doğru yol göstermek için bir ele ihtiyaç duyduğunda karanlıkta yaşadın... böyle bir hayat dehşet verici.

İnsanlar hiçbir şeyle doğmazlar ve öldüklerinde de yanlarında hiçbir şey götürmezler; yalnızdırlar.”

Evet, insan olarak ne kadar ünlü ne kadar önemli kişi olsak da dünyadaki sonumuz buna benzer olacak. 


İbret almamız, hayırlı işler ve ameller yapmamız dua ve temennisiyle…

REHA MUHTAR ÖLMÜŞ

1999 yılıydı. 28 Şubat döneminin en hızlı sürdüğü, yargısız infazların yaygın olduğu zamanlar. 

İşte o sıralarda hakkımda birden acımasız bir kampanya başlatıldı. Hastaları cinci hocalara gönderdiğime, hastanın şifa bulması için onlarla işbirliği yaptığıma dairdi haberler. Gazeteler manşetlerden veriyor, bazı televizyon kanalları ise çarpıtarak yalan yanlış beni malzeme yapıyorlardı.

Bunların en başta geleni ise Reha Muhtar’dı. Devamlı aleyhimde yayın yapıyor, “21. Yüzyıla girerken olmayacak şey oldu, Atatürk Türkiye’sinde inanılmaz bir durum” diyerek, “gündeme bomba gibi düştü” diyerek o abartılı ifadeleriyle adeta bağırıyordu.


Hele lisede namaz kılan çocuklara televizyon ekranlarından saldırmasını hiç unutamıyorum.


Kimseye beddua etmek gibi bir huyum olmamasına rağmen ona ettiğimi hatırlıyorum. Çünkü çok acı çektim, eziyet gördüm. Hakkımda on ayrı soruşturma açıldı. 

Sonraları Reha Muhtar’ın yaşadıklarını takip ettim ve ona olan bedduam acımaya dönüştü. Ekrana içki içmeden çıkmadığı biliniyordu ancak giderek alkolü hayatında artırdığı belliydi. Bir de buna, özen göstermediği özel hayatı ve bilhassa beslenmesiyle sağlıksız yaşantı tarzı eklenince, hastanelerde sık yatmaya başlamıştı. Ayakta zor duruyordu ve yanında da hiç kimsenin olmadığı görülüyordu. Ve kesinlikle sağlıksız ve mutsuzdu.

Ne oldu? İşte ona emanet verilen ömrünü böyle doldurdu. Acınacak bir tarzda son nefesini verdi. Şimdi dünyadaki amellerinin görüleceği hesap âleminde. 

Tamamlanan her ömür geride kalanlar için ibrettir, ders alınması gerekir. Biz de bakıp dersler çıkarırız inşallah…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23