Yalanın çocukları!
Türkiye yangınlarla boğuşuyor. Memleketin her yerinden yangın haberleri geliyor. Başta Antalya-Manavgat olmak üzere Adana, Hatay, Denizli, Aydın ve Muğla’da yürekler dağlanıyor. Millî servetimiz ve göz aydınlığımız ormanlar yok olurken halkın maddî kayıpları da iç kanatıyor. Kül olmuş bahçeler-bağlar, telef olmuş hayvanlar… Allah milletimize, devletimize yardım etsin, bu felâketten bir an evvel kurtarsın.
Her felâket, bağrında yüzlerce ders ve ibret barındırır. Gerekli ders alınabilirse gelecekteki birçok felâket önlenebilir veya onunla baş etme kaabiliyet ve kuvveti kazanılır. Aksi takdîrde felâketler yakamızı bırakmaz ve her seferinde acı ve kayıplarımız tekrarlanır. İnşaallah idârecilerimiz bu felâketlerden gerekli dersleri çıkarırlar ve ülkemizi gelecekteki muhtemel felâketlere hazır hâle getirirler. Elbette en güzeli böyle sıkıntılarla hiç karşılaşmamaktır.
Bu yangın sırasında şunu gördük: Ülkemizde müthiş bir siyâsî zehirlenme var. En büyük felâketleri bile siyâsî kazanca çevirmeye müheyyâ bir gürûhla bir arada yaşıyoruz. Onlar için yanan ormanlar, kaybedilen geçim kaynakları mühim değil. Mühim olan bütün bu fâciadan ne kadar siyâsî kazanç elde edilebileceğidir. Bu tâife siyâsî ayağıyla, medyasıyla, sözde sanatçılarıyla, şovmenleriyle, sosyal medyadaki dış destekli bot hesaplarıyla… derhâl ayağa kalkmış ve yanan ormanlara ve halkın dertlerine ağlarmış gibi yaparak siyâsî rant devşirme çabalarına girişmişlerdir. Ve elbette ülkemiz ve milletimiz adına çok kötü bir resim vermişlerdir.
Hükûmetler tenkid edilemez mi? Eksikler söylenmesin mi? Kastımızın bu olmadığı açıktır. Ama tavır ve beyânâtların sıklet merkezini, hedefini anlamayacak kadar da saf değiliz. “Murâdın anlarız ol gamzenin iz’ânımız vardır/Belî söz bilmeziz ammâ biraz irfânımız vardır.”
Her felâketin hesâba gelmeyen tarafları vardır. Dolayısıyla her felâket karşısında birtakım eksikliklerin olması kaçınılmazdır. Bunların tespîti, ifâdesi ve giderilmesini istemek ayrı, bunlardan siyâsî rant devşirme kurnazlığı ayrı. Çocuğu dövmek için hatâ aramakla hatâlarını izâle etmesi için îkâz arasında dağlar kadar fark var.
Ülkemizin iklim kuşağında 40 ülkede yangın felâketi yaşanıyor. Hiçbirinde bizdeki gibi siyâsî kavgalara sebep olmuyor. Onların önceliği yangının söndürülmesi ve zararların telâfîsi.
Felâketler millî birlik ve tesânüdü güçlendirir aslında. Dertler ve sıkıntılar paylaşılır ve hepimiz birbirimizin kıymetini anlar, geleceğe bu şekilde yürürüz. Birbirimizi daha çok severek ve kuvvetlenerek… Ama artık bizde felâketler de ayrıştırıcı, uzaklaştırıcı, düşmanlaştırıcı bir rol oynuyor.
Bir yıl evvel Avustralya neredeyse bir uçtan bir uca yandı. Çâresiz kaldılar. Ama adamlar bunu siyâsî bir hesaplaşmaya çevirmediler.
Bir ay önce Almanya sel baskınında 170 insanını kaybetti, büyük maddî hasarlar meydâna geldi. Orada da siyâsete âlet eden olmadı hâdiseyi.
Bizim târîhten getirdiğimiz haslet ve meziyetlerimiz aslında onlardan çok ileri bir sükûnet, ciddiyet, vakar ve yardımlaşma gerektirirdi. Muhâlefet olsun, kusurlar dile getirilsin ama felâketler siyâsî kavgalara, basit kazançlara âlet edilmesin. Sanki binlerce yıllık bir târîhin devâmı olarak bu topraklarda da bin yıldan beri yaşayan, feleğin çemberinden geçmiş, hâlâ da bazı güç odakları gözünde yok edilmesi gereken bir millet değiliz. Böyle bir mâzînin evlâdı olan bir milletin olgunluğun en üstün örneklerini vermesi gerekmez mi? Demek ki ormanları yakan yangından başka türlü bir yangın daha yaşamış bu millet. İnançlarını, ahlâkını, ciddiyetini, tecrübelerini, mâneviyâtını, ilmini, irfânını yakan bir yangın… Bu yangın ormanları yakan yangından daha büyük bir felâket. Bu yangını yaşamayan bir millet orman yangınlarına yenilmez. Ama…
Her felâket bir ders dedik. Bu yangınlar, böylesi felâketler karşısındaki maddî eksiklerimiz kadar siyâsî hırsların ne kadar yakıcı, yıkıcı ve yıpratıcı olduğunu da gösterdi.
Akıllarda, yok olan ormanlarımız, simsiyah yanmış hayvanlarımız, bağını bahçesini, bütün geçim vâsıtalarını kaybetmiş, ağlayan, dizini döven çâresiz insanlarımız kadar sağ ve solunda yangın söndürme vâsıtaları çalışırken, havada helikopterler uçarken “Kimse yardıma gelmiyor, araç yok, uçak yok; Tayyip, duy beni, kendine uçak alıyorsun bize göndermiyorsun” diye ortalığı velveleye veren kadın da kalacak.
Tayyip gitsin de bütün ülke yanarsa yansın modunda, yangını üstlenen PKK’yı ağzına bile almadan varsa yoksa hükûmetle uğraşan siyâsîlerin ve marjinal grupların ciğerini de gösterdi bize bu yangın.
Bu yangın sebebiyle “Help Turkey!” çığlıkları atıp Türkiye’yi güçsüz, âciz, bîçâre göstererek dünyâya rezîl etmekten çekinmeyen bir tıyneti de kaydetti târîh.
Bu “Yalanın çocukları”nın yalanı doğrudan daha güçlü bir şekilde duyurma ve yayma güçlerine bakarak bundan sonra yangın, sel baskını ve deprem gibi felâketlere hazırlanıldığı kadar medyanın bütün şûbelerinde ve bilhâssa sosyal medyada bu yalan yangınına karşı da büyük hazırlıklar yapılmalıdır. Yangın bir gün bitecek ama yalan rüzgârı bitmeyeceği için yalana karşı mücâdelenin de aralıksız yapılması şarttır.
Allah ülkemizi ve milletimizi hem yangın gibi felâketlerden hem de yangın gibi bir felâketi bile siyâsete âlet etmekten çekinmeyen hırslardan, iç-dış komplolardan korusun.
NOT: Hayâtî tehlikeler içinde çalışan itfâiye erlerinden ve diğer vazîfelilerden, onlara destek olan vatandaşlarımızdan, felâketzedelerin yardımına koşan fedâkâr halkımızdan Allah râzı olsun. Ölenlere Allah’tan rahmet yaralılara şifâlar diliyorum.