• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Türkçeleşmiş kelimeler meselesi-1

11 Aralık 2023
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

Ziyâ Gökalp’in bir mısrâından alarak “Türkçeleşmiş Türkçe” başlıklı bir yazı yazmıştık. (Yeniakit, 27 Kasım 2023) Büyük târîhçimiz İsmâil Hâmi Dânişmend’in “Tarihî Hakikatler” kitabını okurken mevzû ile alâkalı bir yazısına rastladık. İsmâil Hâmi Dânişmend, büyük bir târîhçi olmasının yanında dil ve edebiyâtla da yakından alâkalanan bir ilim adamımızdı. Yazısında meseleyi çok detaylı işlediğini gördük. Okuyucularımızın da ıttılâına sunmadan geçemedik. 

Mezkûr yazı:

Türkçeleşmiş Kelimeler Meselesi

Dünyada saf dil yoktur. Bütün diller birbirlerinden kelime alışveriş’inde bulunarak zenginleşmişlerdir. “Dil tasfiyesinin en çetin cephesi” başlıklı fıkramızda da bahsettiğimiz bu ilmî hakikatten, çöküş devrinin Osmanlı dilcileri gibi bugünün cahil tasfiyecileri de habersiz oldukları için, Türkçeleşmiş kelimelerin yerine mütemadiyen uydurma kelimeler ortaya atılmakta ve bu suretle zavallı Türk dili mütemadiyen baltalanmaktadır. Osmanlı dilcileri fonetik yahut semantik veyahut hem fonetik, hem semantik bakımlarından teşkil yahut mana değiştirmiş Arap ve Acem kelimelerini “Galat” (yanlış) saydıkları ve hatta bunları fesahat kaidelerine göre tashih etmek üzere birtakım “Galat” (yanlışlar) kitapları yazdıkları için bu kelimelerin nasıl türkçeleştiklerini, yâni türkçeleşme kaidelerini tetkike bile lüzum görmemişlerdir. Tanzimattan sonra Batı kültürüyle artık temasa başlamış olduğumuz halde, Avrupa dilbiliminin tekâmül ve inkişafından tamamıyle habersiz kalan Tanzimatçılar da bu lüzumu hissetmiş değillerdir. Çünkü onların nazarında Türkçeleşmiş kelime yoktur. Ancak Türkler tarafından yapılmış birtakım Arapça ve Acemce yanlışları vardır. Fuad ve Cevdet Paşa’ların Kavaid-i Osmaniye adındaki ortak eserlerinin 1288 İstanbul baskısının beşinci sayfasında bu nokta şöyle tespit edilir: 

“Lisan-ı Osmanî’de Arapça ve Farsçadan alınan kelimeler temellük olunmayarak asıl şiveleriyle kullanılmışlardır.”

Tabiî böyle bir zihniyete göre “Kalfa” şeklinde Türkçeleşen kelimenin Arapçadaki “Halife” şeklinde düzeltilmesi ve “Çamaşır” kelimesinin Acemcedeki “Cameşuy” şekline çevrilmesi lâzım gelir. Eğer bu meşhur yazarlar dilbilim ilminin kendi zamanlarındaki gelişmesinden biraz haberdar olabilselerdi, herhalde Türk dilinin “Kalfa” ve “Çamaşır” şeklinde türkçeleştirdiği Arap ve Acem kelimelerini hiç saymazlar, bilâkis Arabın “Halife” kelimesini “Kalfa” ve Acem’in “Cameşuy” kelimesini “Çamaşır” şeklinde Türkçeleştiren fonetik ve semantik kanunlarını araştırıp tespite çalışırlardı. 

Batı dilciliğinde bu sahadaki çalışma daha ondokuzuncu yüzyıldan itibaren çok mühim neticeler vermiş ve bütün dillere uygulanabilecek genel esaslar bile tespit edilmişti. Fakat ne yazık ki Tanzimatçıların bu duruma karşı gösterdikleri alâkasızlık, Türk dilinin şimdiki tasfiye devrine kadar devam etti. Türkçeleşmiş kelimelerle Türkçeleşmemiş kelimelerin birbirlerinde ayırdedilmesini temin edecek ilmî esaslar tesbit edilmeden gelişigüzel bir tasfiye hareketine girişildi. 

Bu yüzyılın Meillet gibi, Dauzat gibi, Vendryes gibi en büyük dilcilerinin bu hususta tespit ettikleri esaslar zavallı Türk diline tatbik edilmedi. Tabiî bunlardan istifade edilmiş olsaydı, şimdiye kadar böyle usulsüz hareket edilmiş olmazdı. Meselâ Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca gibi Lâtin dillerindeki Arap, Acem ve Türk kelimelerini o dillerin fonetik ve semantik bünyelerine uydurarak millileştiren dilbilim kanunlarının tetkiki Türk tasfiyeciliği için çok mühim neticeler verebilirdi. Misal olarak Fransızcayı ele alacak olursak, bu dilde ikiyüzelli Arap kelimesi bulunduğunu Albert Dauzat’nın 1930’da yayınlanan Histore da la langue française adındaki eserinin 171’inci sayfasında görürüz. Tıpkı Arapçadaki “Halife” kelimesinin Türkçede “Kalfa” şeklini alması, yahut Arapçada “Hisse” (“His” olsa gerek. A.T.Ç.) manasına gelen “Haz” kelimesinin Türkçede “Memnuniyet” manasına kullanılması veyahut Arapçadaki “Hiyyâ” Türk dilinde “kına” telaffuz edilmesi tarzında birtakım fonetik ve semantik değişikliklerine uğrayan bu ikiyüzelli Arap kelimesiyle diğer bir takım Türk ve Acem kelimelerinin çoğu Fransızcada tanınmayacak bir hale gelmiştir. Meselâ “Tesadüf” manasına gelen “Hasard” kelimesi Arapçanın tavla zarı manasına gelen “Elzahr” kelimesinden “Zar oyunu” manasıyla “azar” şeklinde İspanyolcaya geçmiş ve işte bundan kinaye olarak Fransız(ca)da “Hasart” şekliyle “Tesadüf” manasını almıştır. Tıpkı bunun gibi, Acemcenin “Turunç” manasına “Narenk” kelimesi de “Narenc” şekliyle Arapçaya ve ondan da “Naranja” şeklinde İspanyolcaya geçtikten sonra Fransızcada “Portakal” manasıyle “Orange” şeklini almıştır. (…)

(İsmail Hâmi Dânişmend, Tarihî Hakikatler, Tercüman Gazetesi Tarih ve Kültür Yayınları, 1978, İstanbul, cilt: 2, s. 403-405.)

(Devâm edecek)

NOT: Kitabın imlâ ve noktalaması muhâfaza edilmiştir. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Türk dil kurumu neden var

Türkler İslamiyetle olan bağlarını Arapça ve Farsça kelimelerle kurdular. atatürk Türkçeyi, Arapça ve Farsça kelimelerden temizleme talimatı vererek İslamla olan bağın kesilmesini istedi. mesela bir yakut’un, bir gagavuz’un, bir karay’ın lisanında hiç Arapça ve Farsça kelimeye rastlayamazsınız, çünkü dinsizlerdir.

Muallim

Bu mes'elenin devlet ricâline intikali lazım. Ki bir an önce bir deva bulsunlar. Zamanında edebiyatçıların maskaralik diye güldüğü kelimeler vak'a yi âdiyeden oldu. Hele bir de nev-zuhûr saptamak, yanıt, kanıt vs kelimelerle lisanımızın musikisi katledildi. Ve hiçbir Türkî lisanda ( anasız -babasız) olmadığı için Türkî devletlerle rabıtamız koptu. Şimdi bazı şahıslar yine bunlar Türkçe mi diyecekler. Lisanımızın Frenk kelimelerleriye nasıl istilâ edildiğini görmeyecek kadar basiretleri kapanmış. Hangi kelimeyi kullanırsan öyle yaşarsın, hayalin, aşkın o kadar olur.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23