• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Seyyid Ahmet Arvasî Hoca’dan seçmeler

01 Şubat 2021
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

(…) Peygamberler ve veliler, tâ insanlığın ilk devirlerinden beri, insan dimağını cemiyetlerin ve eşyanın köleliğinden bir ve muhtar olan Allah’a yönelterek hürleştirmeye çalıştılar. Bugün dahi, bu peygamber tebliğlerini anlamakta güçlük çeken insanların sayısı, maalesef pek fazladır. Oysa, bugün cemiyete, tabiata, kendi nefsine, objektif ve sübjektif sahte mabutlara kölelik eden birçok insanoğlunun, bu peygamber tebliğlerine -hürleşme için- ne kadar çok ihtiyacı vardır. (Hüdavendigâr Onur, Düşünen Adamdan Mektup Var, Uyanış Yayınevi, İst. 2014, “Hürriyet ve Tasavvuf Terbiyesi”, 1980, s. 227)

… Bizim kanaatimiz odur ki, İslâmiyet, ecdadımızın yaptığı gibi, Ehl-i Sünnet çizgisinde ve dosdoğru öğretildiği ve yaşandığı takdirde İslâm dünyasında, felsefî ve yabancı ideolojilerin yaşama şansı kalmayacaktır. Zaten bu sebepten bütün sapık fikir akımları elbirliği ile İslâm’ın öğretilmesini ve yaşanmasını engellemeye çalışmaktadırlar. (Hüdavendigâr Onur, a.g.e., “Sorulara Cevaplar-3”, 1979,  s. 68)

… Bu durumda, şayet İslam bir ideoloji ise, bu sistemin gayesi, kabulleri, tarifleri, metodu ve uygulaması nedir veya nelerdir diye soran okuyucuma cevabım şudur: Bu soruların cevabını Şanlı Peygamberimizin, Yüce Sahabi’nin ve iftihar kaynağımız mübarek ecdadımızın gayeleri, kabulleri, tarifleri, metotları ve uygulamalarında aramak lazımdır. Bunun için, çağdaş ilimleri bilen ve araştırma metotlarına hakim, tavizsiz, mümin ve entelektüel bir kadroya ihtiyaç vardır. Kaldı ki, bu konuda bizlere, büyük bir miras olarak, kitaplıklar dolusu bilgi bırakmıştır. İlk iş, bu hazineleri kafalara ve gönüller açmaktır. (Hüdavendigâr Onur, a.g.e., “Sorulara Cevaplar-4”, 1979, s. 71)

Şimdi, sen, “Ben eskiden Tanrı’ya inanırdım, şimdi, onun kafamda ve gönlümde yıkıldığını görmekteyim” diyen genç, bilmem, kırılması gereken bir puttan kurtulduğunu ve mutlak varlık olan Allah’a doğru bir adım attığını görebilecek misin? Çünkü, insan idraki, putları kıra kıra Allah’a doğru akar. İslâm budur. (Hüdavendigâr Onur, a.g.e., “İnsan Putları Kıra Kıra Allah’a Yol Bulur”, 1979, s. 83)

Fikirlerin, sistemlerin ve ideolojilerin dimağlarda ve gönüllerde yer tutması yetmez. Onlar, “teoriden pratiğe geçmek”, güçlü ve aydın kadrolar eliyle hayatın her cihetine damgalarını basmak ve müşahhas birer gerçek olarak cemiyeti fethetmek isterler. Bunun içindir ki, her dava, kendini gerçekleştirmek ve müesseseleştirmek için kadrolaşmak zorundadır. (…)

İtiraf edelim ki son iki yüz yıldan beri, bu mukaddes dava sahipsiz bırakılmıştır. Aydınların büyük bir kısmı, çeşitli sebeplerle, yabancı kültür ve medeniyetlere kaptırılmış, genç nesillerin büyük tarihî mirasımızla irtibatı koparılmıştır. Esasen güçlü bir sosyal temasa maruz kalan cemiyetimiz, hızlı bir değişme vetiresi içinde sarsılırken, yanlış ve sakat maarif politikaları ile iyice şaşkına çevrilmiş, ihmal ve inkâr edilen değerlerimizin yerini, emperyalizmin programı istikametinde çeşitli yabancı ideolojiler doldurmaya başlamıştır. 

Oysa bu durumda bulunan cemiyetlerin, güçlü bir millî eğitim programı ile sosyal değişmenin sancılarını azaltması mümkündü. Bütün kalkınmış ve güçlenmiş cemiyetler gibi, Türk cemiyeti de ilim ve eğitimin yardımı ile hem sosyal değişmesini planlayabilir hem de yabancılaşmadan çağdaşlaşmanın yolunu bulabilirdi. Böylece, sosyal değişme vetiresi, bir kaos ve anarşi ortamına dönüşmez, bir gelişme vetiresi olarak dinamik bir cemiyet yapısı doğururdu. Biz de bu suretle bütün dünyaya bir defa daha ispat ederdik ki, “Hem Müslüman hem Türk hem medenî olmak mümkündür.” (Hüdavendigâr Onur, a.g.e., “Bu Sese Kulak Veriniz”, 1980, s. 180)

Bu milletin en büyük “özlemi” nedir biliyor musunuz?

Ben söyleyeyim: “Yabancılaşmadan çağdaşlaşmak”.

Evet, gerçekten, milletimiz, asırlardır, bütün kalbiyle bunu istemektedir. Yani, bu millet demek istemektedir ki, hem Müslüman olmak, hem Türk kalmak hem de medeniyet yarışında en önde bulunmak mümkündür. Bunlar birbirine zıt düşen özellikler değil, aksine, çağdaş Türk-İslâm medeniyetinin yeniden doğuşunu gerçekleştirecek şartlardır. 

Türk Milleti, kendi kökünden kopmadan, kendi kültür ve medeniyetinin değerlerini kaybetmeden, çok güçlü bir teşkilatlanma  ve kadrolaşma ile yine dünyanın bir numaralı devleti olabileceğini ümid etmekte ve bunun için direnmekte ve savaşmaktadır. Bu milleti artık anlamak gerekir. (…)

Türk Milletini en çok mustarip kılan şey de bu ümidlerle okumaya ve adam olmaya yolladığı, sonradan kendisine makam ve mevki verdiği çocuklarının, dinine ve milliyetine ters düşen yabancı idelojilere kapılmasıdır. Türk Milleti, canından daha aziz bildiği çocuklarını bu duruma sokan vicdansız kadroları lânetle anmakta ve onlara yanık yüreğinin bütün ateşi ile beddua etmektedir. 

Türk Milleti, fırsat buldukça, bu konudaki isteklerini, sorumlulara ve yetkililere ulaştırmakta ve onlardan mutlaka tedbir almasını yalvararak dilemektedir. Eğer bu sorumlular ve yetkililer milletimizin bu isteğine gereği gibi cevap vermeyeceklerse, bu mazlum ve mağdur milletin bedduasına onlar da muhatap olacaklardır. Unutmayınız, Şanlı Peygamberimiz: “Mazlumun bedduasından sakının, zira Allah, mazlumun isteğini geri çevirmez.” diye buyururlar. (…) (Hüdavendigâr Onur, a.g.e., “Bu Millet Ne İstemektedir?”, 1980, s.183)

Görüldüğü gibi merhûm Arvasî Hoca’mızın yazıları bugün yazılmış gibi tâze ve canlıdır. 

Hoca’mızdan seçmelere devâm etmek elzem görünüyor. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet YAHYA

Allah rahmet eylesin.Size de teşekkürler.balıkesir İ.Hatip Okulunda hocamızdı.Evinde ıhlamurlu sohbetlerine çok katıldık.SELAMLAR

Şeref

Tanrı'nın kafada ve gönülde yıkılması doğru olmayan dini ilimlere inanıp hayal kırıklığına uğramakla olur. Bize doğru diye öğretilen ilimler, hangi derecede doğru acaba? Hemen hemen her alanda öğretilen ilimlerin doğruluk derecesi yüzde ikiyi geçmez. Örneğin tıpta doğru olarak bilinenlerin çoğunluğu iflas etti. Bir şey ya mutlak doğru olarak öğrenilmeli ya da hiç öğrenilmemeli.Yanlışı düzeltmenin bedeli her bakımdan çok ağıra mal oluyor. Kur'an'daki bilgiler mutlak doğrudur. Fakat onu gereğince anlamamak veya anlatamamak inananlar nezdinde önemini yitirir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23