• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Sâhi, bu yıl Yunus Emre ve Türkçe yılıydı değil mi?

18 Ekim 2021


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

2021, Yunus Emre ve Türkçe yılı îlân edilmişti. Zannettik ki ilk mektepten üniversiteye kadar Türkiye Yunus Emre’yi ve Türkçe meselemizi konuşacak; yediden yetmişe bütün milletimizin aklında, kulağında, gözünde Yunus Emre ve Türkçeyle alâkalı bir hayli söz, ses ve görüntü kalacak, buradan millî bir şuûr doğacak ve Türkçe hassâsiyeti bir nebze olsun millet fertleri arasında yayılacak. Ne gezer!

Sokaktan geçen vatandaşlarımıza bir mikrofon uzatılsa bu yılın Yunus Emre ve Türkçe yılı olduğunu kaç kişi duymuştur acaba? Sokağı bırakınız, ilk mektepten üniversiteye kadar talebelerimize sorsak kaç kişi, talebeleri de bırakın muallimlere, muallimleri de bırakın üniversite hocalarına sorsak kaç kişi haberdârdır? Edebiyat fakültelerinde dahi birkaç merâklı dışında ilgilenen olduğunu sanmam. Olsa bir duman tüterdi; yok… Birkaç dertli, bir de yazacağı makâleyi, sunacağı tebliği bir gün akademik yükselmesine dayanak yapmak gâyesinde birkaç akademisyen dışında kimsenin ilgi sâhasında değil. 

Oysa bütün üniversitelerin başta Türkçe-edebiyat bölümleri olmak üzere, târîh, sosyoloji, felsefe, müzik bölümlerinin rehberliğinde sempozyumlar organize edilmeli, husûsî dergiler-kitaplar bastırılmalı, şiir ve beste yarışmaları düzenlenmeli, bütün Türk dünyâsından ilim adamları ve sanatkârlar, talebelerimiz ve halkla buluşturulmalı idi. Hattâ dil sâdece dilci ve edebiyatçıların olmadığına ve bütün ilimler dil vâsıtası ile aktarıldığına göre matematik, biyoloji, kimya, fizik ve tıp… bölümleri de bu millî seferberliğe iştirâk etmeli ve hepsi kendi zâviyelerinden dil meselemize katkıda bulunmalı idi. Bütün televizyon kanallarının mecbûren yayınlayacakları kamu spotları hazırlanmak sûretiyle halkımızın bu en çok muhâtap olduğu haberleşme vâsıtalarından bilgilenmesi sağlanmalı idi. Bütün sosyal medya platformları bu iş için devreye sokulabilmeliydi. İşte o zaman millet fertleri arasında bir miktâr bilgi, şuûr ve heyecân akışı sağlanabilirdi. 

Olmadı, olamadı… 

Gerçi bu tür “husûsî yıllar”ı çok gördük. Hemen hemen hepsi birbirine benzer şekilde geçiştirilir. Bu defa da böyle olacağını tahmîn etmek zor değildi. Hele hele Yunus Emre gibi sâdece dilimizin köşe taşlarından değil, tasavvuf edebiyâtımızın en mühim kurucularından birisinin ilgisizlik duvarına toslamasını beklemeliydik. Çünkü onun Türkçesini şiirleri üzerinden tedkîk edeceğiz, e, şiirleri de dîn-îmândan ibâret. Kimlerin bu işin üstünü örteceğini tahmîn etmek güç değil. 

Türkçenin öz vatanında ikinci sınıf bir dil hâline getirilmekte olduğu ortadadır. Türkçeyi iyi konuşmak ve yazmanın bu ülkede hiçbir avantajı yoktur. Varsa yoksa İngilizce… Eh, belki bir iki yabancı dil daha… Üniversitede Türk dili derslerine girdiğim bir genç, yüzüme “Hocam, siz de biliyorsunuz, Türkçe mühim değil; İngilizce altın altın!” demişti de beni kahretmişti. Bu çocukları bu hâle getiren bir atmosfer içinde Türkçe yılı nasıl geçerse öyle geçirilmiştir maalesef. Gerçi Türkçe yılı îlân etmenin sebebi bu acı vaziyettir ama bakınız yine bu vasat sebebiyle Türkçe yılını âdetâ es geçtik. 

Bütün mekteplerinde yabancı dilin Türkçeden daha fazla revâç bulduğu, en çok tercîh edilen üniversitelerin yabancı dille eğitim yapan üniversiteler olduğu ülkemizde Türkçe yılı nasıl geçirilsin? Sanki asıl dil İngilizcedir de Türkçe medeniyet kurmuş bir milletin değil Afrika ormanlarında bir kabîlenin dilidir. Kendi kendini sömürgeleştirmek budur işte. Oktay Sinanoğlu’na rahmet dilemenin yeridir. 

Türkçenin âit ve lâyık olduğu mevkie yükselebilmesi için öncelikle millî ve İslâmî şuûr yükselmelidir. Millî-İslâmî şuûr yükselince milletin aslî varlığı dil de yetimlikten kurtulacaktır. 

Yunus Emre ve Türkçe yılının kalan kısmında olsun bu husûslara dikkat edebilsek keşke. Önce millî-İslâmî şuûr yükselmesi ve buna bağlı olarak da dil hassâsiyetinin yükselmesi… 

Yılın îlân edildiği günlerde yazdığım bir yazıda Türkçe meselesini bir yabancı kelime istîlâsından ibâret görenlerin olduğunu ama meselenin bundan ibâret olmadığını söylemiştim. Yabancı kelime istîlâsı Türkçe dâvâmızın mühim bir yönüdür ama bizim asıl sancımız 1936’da başlayıp serpintileri bugünlere kadar ulaşan “tasfiyecilik”tir. Maksat bin yıllık İslâmî mâzîmizi hatırlatan kelimeleri unutturmak ve buna yapışık olarak İslâm’la bağımızı sıfırlamaktır. Tasfiyecilik, dilimizin kimyâsını bozmuş, binlerce yılın birikimi olan Türkçenin devâmlılığına darbe vurmuştur. Hep söylerim, dînimize yapılanla dilimize yapılanlar gâye/hedef bakımından bitişiktir. Karşı direnç sebebiyle istedikleri tam gerçekleşmemiştir ama büyük ölçüde mesâfe de almışlardır. Bugünkü nesillerin elli yıl önce yazılmış bir kitabı anlayamamasının sebebi bu fecâattir. 

Türkiye Yazarlar Birliği yine elini taşın altına koymuş ve bu yılın bomboş geçmemesi için Yunus Emre ve Türkçe Yılı Türkçe Şûrâsı topluyor. Allah râzı olsun. Şûrânın mevzû başlıklarına baktım da bu tasfiyecilik meselesi yok. Oysa Türkçenin yaşadığı buhrânın kökü tam olarak bu hâdisededir. Zannediyorum gereği düşünülür. Belki de bu husûsu bütün başlıklara yayacaklardır, o da mümkündür ve iyi olur. 

Aslında bütün Türkçe dâvâmızın halli şu çağrıda saklıdır: 

“Geliniz, Yunus Emre ve Türkçe yılında Türkçeyi Yunus’un Türkçesi yapalım.” 

İnanın, kültür, sanat ve hattâ siyâsî bağımsızlığımızın temeli budur. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet YAHYA

Allah Allah.Gerçek mi? Üstadım "MIŞ GİBİ" yaparken ,başımıza bela gelmez inşallah
  • Yanıtla

Vatandaş

Niçin Okul yerine artık kullanılmayan mektep diyorsunuz.Kuran 'ın ilk ayeti oku değilmi? Oku dan okul türetilmiş ne güzel değil mi?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23