Ramazan’la kendimize gelmek
Ramazan’la kendimize gelmek
AHMET TALİB ÇELEN
Çok sevdiğimiz birisinin beldesine doğru yolculuk yaparken, oraya ne kadar yaklaştığımızı gösteren levhaları gördükçe heyecanımız artar ya… İşte gelmek üzereyim, sevdiğim insana kavuşmaya az kaldı… Recep ve Şâban ayları işte bu levhalardır. Bizi büyük sevgiliye kavuşturacak yolculukta hedefe yaklaştığımızı, çok yaklaştığımızı hatırlatan levhalar. “Yâ Rabbi, bize Recep ve Şaban’ı mübârek eyle ve bizi Ramazan’a ulaştır.”
Ve bir Ramazan’a daha ulaştık. Ramazan, merhum Sezai Karakoç’un “Oruç hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç, tarihin dinamizmini de özünde gaybın üfleyişi gibi taşıyarak geldi.” dediği gibi geldi.
Müslümanlar, “Allah’ım, senenin on bir ayında dünyânın hay huyundan yorulduk, bize bedenen dinlenebileceğimiz, rûhen huzur bulabileceğimiz, kardeşlik ve yardımlaşmamızı artıracak, kirlerimizden arındıracak, kulluğumuzu daha derinden hissettirecek ve yaşatacak bir ay ver” deselerdi o ay ancak Ramazan olabilirdi. Ramazan, bütün güzelliklerin toplandığı ve bütün kötülük ve çirkinliklerin dışarı atıldığı bir ay. Ramazan’daki temizliğin ve yenilenmenin temeli oruç… Allah, tam da ihtiyâcımıza uygun olarak böyle bir ayı ve ona mânâsını veren “oruç”u ikrâm ediyor: “(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin.” (Bakara, 185). Şükürler olsun.
Orucun Arapçası olan “savm” bana nedense “sahv” kelimesini hatırlatır. Sahv, “sarhoşluk, baygınlık, koma, cinnet vb. bir durumdan kurtulma, ayılıp kendine gelme, ayık veya uyanık olma, ayıklık, uyanıklık” demek. Tasavvufta ise “Allah sevgisinden doğan vecd ve istiğrakla kendinden geçtikten sonra his ve şuur hâline dönüş, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayıracak ve hepsini Allah’tan bilip hoşnut olacak seviyede bir şuûra kavuşma.” (Kubbealtı Lugati) mânâsında kullanılsa da ben onu “dünyâ sevgisi ve meşgalesi ile tutulduğumuz sarhoşluk ve cinnetten uyanmak, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırabilecek ve başımıza gelen her şeyin Allah’tan geldiği şuurunu yeniden kazanmak” mânâsında da kullanabileceğimizi düşünüyorum. “Dünyâ sevgisi hatâların başıdır.” buyurulmuş. Bu sevginin bize yaptıracağı yanlışlardan korunmak için bu sevgiye bir neşter vurmaktan başka çâre yoktur. İşte bunu Ramazan ve oruçtan daha güzel yapacak bir zaman dilimi ve amel yoktur. Oruç her zaman tutulabilir ve her zaman bizi disiplin altına alır. Ama Ramazan’da tutulan orucun gücü başkadır. Ramazan ve oruç el ele vererek kalbimizdeki dünyâ sevgisini balyozun taşı kırması gibi önce büyük parçalar haline getirir, Ramazan sonuna doğru un ufak ederek ezer, yok eder. Biz o taşın ağırlığından kurtulduğumuzu apaçık hissederiz. Hafifleriz, bıraksalar uçacak gibi oluruz. Bu hafiflik dünyâ sevgisi ve takıntılarından arınmanın hafifliğidir. Ramazan ve oruç, günahları yakan, sevap ağaçları diken ve bu ağaçları sulayan bir iklimdir. Nitekim Hz. Peygamber, “Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.», “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” buyurmuştur. İşte içimizdeki hafiflik ve ferahlık bu günah kirlerinden kurtulmanın eseridir.
“Oruç kalkandır.” Hem bedenen hem de rûhen kalkan. Oruç sâyesinde birçok maddî hastalıklardan kurtuluruz. “Oruç tutunuz ki, (madden ve mânen) sıhhat bulasınız!” Onun asıl fonksiyonu ise ruhlara verdiği şifâdır. Bedenin birçok isteğine direnerek hürleşiriz. Bedenî isteklere karşı direniş, nefse karşı direniştir. Ramazan ve oruç bu yapışkan düşmana karşı en keskin silahtır. Sırf Allah’ın yasaklaması sebebiyle nefsin istediklerini vermemek onu sindirir ve bedendeki en zayıf hâline getirir. Bu direnci Ramazan sonrasında da devâm ettirebilenler âdetâ mânevîleşir, rûhânîleşir. Direnme şuurunu ve azmini Ramazan’dan üretiriz. Elimizdeki en büyük imkân ve fırsat Ramazan ve oruçtur. Allah Teâlâ, “İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim” buyurmuştur. Cenab-ı Hakk’ın oruca verdiği bu kıymet boşuna değildir elbette.
Ramazan yeniden geldi ve üzerimize bir mutluluk aydınlığı olarak doğdu. Kıymetini bilmeli, ondan âzamî istifâdeyi temîn etmeli.
Beni çok etkileyen o hadis:
“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.”
Allah bütün Müslüman kardeşlerimizle Reyyan kapısında buluştursun. Tabiî, bu kendi elimizde. Oruç tutmak kendi elimizde olduğuna göre…