• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Müslüman yazarınvaaz mes’ûliyeti

02 Şubat 2026
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

Müslüman yazarınvaaz mes’ûliyeti

AHMET TALİB ÇELEN

Ömer Lekesiz Bey, sağlam duruşlu çok güzel yazılara imza atıyor.

Son yazısı “Vaazdan kaçış” (Yeni Şafak, 25. 07. 2012)

Ömer Bey yazısında “vaaz” ve “nasîhat” kelimelerinin sözlüklerdeki mânâları üzerinde duruyor, Müslüman yazarların bile modern roman anlayışı tesîri altında “vaazdan kaçma”yı matah saydıklarını oysa Müslüman yazarların “vaaz mes’ûliyeti”nden kaçmamaları gerektiğini kendine has dik ve net üslûbuyla anlatıyor. (Yazıyı mutlaka okuyunuz)


Lekesiz’in yazısını okuyunca bizim câmiadan bazı yazarların (aslında çoğunun) eserlerinin solcular, hatta bizim câmiadan birçokları tarafından “hidâyet romanı” diye küçümsendiğini, hattâ alaya alındığını hatırladım da içim yandı. Kurgunun, anlatımın kalitesini bir tarafa bırakalım, bir eserin “hidâyete erdirme” gâyesi gütmesi başlı başına bir suç, çirkinlik ve nakîsa mıdır? Böyle bir maksadım olmayacaksa ben yazar olarak ne yapmış olacağım? Eser, yazarın ameli... Hesabını verecek. Ne diyecek Allah’a? Eğer, hidâyet (burada vaaz diyebiliriz) gâyem olmayacaksa, yazmaktansa oturur Kur’an okurum, ibâdet yaparım, câmi cemaatiyle muhabbet ederim... Hattâ kahveye gitmek, aylak aylak dolaşmak, uyumak, balık avına gitmek hesâbı daha kolay verilecek işlerdir.


Bir mâlûmu i’lam cümlesi: Bizim câmia iki büyük “hidayet romancısı” çıkardı: Şule Yüksel Şenler ve Ahmet Günbay Yıldız... İkisi de aynı suçlamayla muhatap. Zâten o suç zikredilince derhal bu ikisi akla gelir. Hiçbir solcu kaynakta romancı diye isimleri geçmez. At üstüne toprağı... Romanlarının edebî bir kıymetinin olmadığını neredeyse herkesin kabul ettiği Ahmet Mithat Efendi’nin bile “okumayı geniş halk kitlelerine yaydı-sevdirdi” diye edebiyat târihlerinde yeri vardır da eserlerinin birçoğu otuzuncu-kırkıncı baskısını yapmış “hidâyet romancıları”nın bir zâviyeden olsun edebiyat tarihinde yeri olmayacak mıdır? Görünüyor ki, olmayacaktır. Solcular İslâm düşmanlıklarından, bizim zıpırlar da ölçü olarak Batı romanını aldıklarından bu yazarları yerin altına gömüyorlar. Oysa Münker Nekir, romanın kalitesini sormayacaktır. “Niyetin neydi, bu amelinle ne yapmış oldun?” diyecektir. Bu kardeşlerimize hatırlatmak lâzım: Münker Nekir bir edebiyat jürisi değildir. Kendimce bunları düşününce tam da Batı ölçülerine uygun olduğundan herkesin parmak ısırdığı romanlar yazmaktansa “hidayet romancısı” olurum daha iyi... Ya da hiçbir şey olmam...



Bir de tersten bakalım: Bir fikri, ideolojiyi, anlayışı, hayat tarzını okuyucusuna şu veyâ bu dozda telkîn etmeye çalışmak “hidâyet romancılığı” ise bunun âlâsını -tersten- solcu/Batıcı romancılar yapmıştır, yapmaktadırlar. Komünizm/sosyalizm, materyalizm, liberalizm, feminizm, ahlâkî olandan kaçan bir özgürlükçülük, serbest cinsî tavırlar, sonuna kadar müstehcenlik, gayr-i ahlâkîlik, eyyamcılık, cıvıklık, ciddiyetsizlik, müptezellik… Velhasıl İslâmî olanı tedâî ettiren her şeye zıtlık… Bütün bunlar kendi zu’mlarınca insanlığın yüksek bir seviyesini belirten bir tür “hidâyet” olduğuna göre, bunların her eserini de -kendi fikriyatları açısından- “hidâyet romanı” sayabiliriz. Hangi Batılı yazara âit romanın, hangi yerli solcunun eserinin doğrudan ve dolaylı, açık veya kapalı bir fikir veya en azından hayat tarzı telkini yoktur? Bir eser olsun da böyle bir şey olmasın… Bu, eşyânın tabiatına uymaz. Üzerinde insan emeği olan her şey, o insanda olanı bir şekilde taşıyacaktır. Eser de taşısın diye yazılır zâten. Demek ki, bir fikri ve hayat tarzını okuyucuya ulaştırma gâyesi, bir eser için nakîsa olamaz. Yoksa şöyle mi? Eserin taşıdığı en geniş ifâdesiyle “gayr-i İslâmî ise” normaldir de “İslâmî ise” anormal midir? Mesaj gayr-i İslâmî ise esere noksanlık gelmez de İslâmî olunca mı gelir? Korkarız, birileri bunu da çekinmeden söyler. Gerekçe de şu olur: “Ya, İslâmî olunca sürpriz olmuyor; ne yazabileceğiniz, sınırlarınız belli; ama öbür tarafta müthiş bir serbestlik alanı var; serbestlik, yani sürprizler, sürprizler… Cinsellik, ahlâksızlık, cıvıklık, büyüler, sihirler… Okuyucuyu avlayacak ve tavlayacak her şeye açık…” Solcu yazarların yaptığı başkaca nedir? Alın elinden kadın vücûdunu, yatağı, ahlâksızlığı, yolunmuş tavuğa döneceklerdir. O kendinden menkul dehâsıyla yazsın bakalım büyük büyük romanlarını.


Şeyhî ne güzel söylemiş: Arkasından alınca palanı/ Sanki it artığıydı kalanı... Kaliteye bunlarla mı ulaşılacak? Yok, bunlar kalite falan aramıyorlar; okuyucuyu avlamak/tavlamak; şöhret olmak; para kazanmak… Bunları yaparken de olabildiğince insanları kendi fikir ve inanç/sızlık/larına yürütmek; yani tersinden hidâyet çabası… Hedef bu. Kalitenin ölçüsü çok satmak olunca da… Tamam… Oysa çok satmak -ekseriyetle- avâmîliğin nişânıdır. Avâmîliğin, yâni sıradanlığın… Solcu/Batıcı yazarlar “hidâyet romancıları”nın yaptığı türden bir fikir ve hayat tarzı telkini yapmıyorlarsa… Keçecizade’nin sözünün tam yeridir: “Oğlum, ağan yiyip içmiyorsa bu kadar kazurat nerden çıktı?” Dünyâda ve memleketimizde feryat ettiğimiz bunca pislik nereden çıktı sâhiden?


Ömer Lekesiz’in şu sözü de kulağımıza küpe olsun:

“Bu farkları gözeterek vaaz ile edebiyatın ilişkisini sahih manada yeniden kurmanın derdine düşmezsek, yakın zamanda Elif Şafak ve türevlerini bile birer edebiyatçı vaiz/vaize olarak benimsemek zorunda kalırız.


Benden söylemesi.”

NOT: 2012’de yazdığım bir yazıyı kısmen elden geçirerek paylaşıyorum.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23