İç dünyamızı inşa ve ihya edelim!
İç dünyamızı inşa ve ihya edelim!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Berat Gecesi; içinde taşıdığı faziletlerin çokluğundan “mübarek”, insanların günahlarının çokça affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle “beraat”; müminlerin bol bol ihsana kavuşmalarından “rahmet”, geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına katılması yönüyle de anılır. Müslümanlar olarak Ramazan’a hoş geldin diyen bugünleri ve geceleri çok iyi değerlendirmek durumundayız. Ramazan ayına yaklaşırken içinde bulundurduğu Kadir Gecesi’ne kavuşma hasret ve kavuşma dualarını yaparken Rabbimizi hiç unutmayalım. Peygamberimizin hep yapmamızı istediği şu duayı da şuurlu bir şekilde yapalım. Sadece sözle değil, yaşadığımız/yaşattığımız salih amellerle…
“Allah’ım! Seni zikretmek, nimetlerine şükretmek ve sana en güzel biçimde ibadet etmek konusunda bana/bize yardım et.”
Kur’an-ı Kerim’den öğreniyoruz ki Allah’ın rızasını kazanıp cennetine kavuşmak, dünyadayken ahiret için hazırlık yapmakla; iman, ibadet, hasenat ve istikamet üzere hayat sürmekle mümkündür. Cenâb-ı Hakkın bize lütfettiği bu özel fırsat ve bereket ayları, geçmişin muhasebesini ve geleceğin planlamasını yapacağımız tefekkür ve tezekkür vakitleridir.
Nefsimizin bitmek bilmeyen isteklerine göre değil, Rabbimizin rızası doğrultusunda yaşamaya azmedeceğimiz karar vakitleridir.
Hata ve günahlarımızdan tövbe edip, Rabbimizin af ve mağfiretine sığınacağımız dua ve niyaz vakitleridir. Nitekim Allah Resulü aleyhisselam bize şu tavsiyede bulunmaktadır: “Şâban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Gündüzünde oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ dünyaya rahmet nazarı ile bakar ve fecir oluncaya kadar şöyle buyurur: ‘Benden af/mağfiret dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu onu rızıklandırayım! Sıkıntıya/belaya uğrayan yok mu, ona kurtuluş/afiyet vereyim!..” Aslında bu sesleniş bütün geceler için geçerlidir. Müminin hayatı için böyle zamanlar, ayrıca yenilenme fırsatı olarak kabul edilmeli, ümidini kesmemeli. Şu âyete dikkat ederek: “De ki: ‘Ey kendi aleyhlerine günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah dilerse bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (39 Zümer, 53) “Bazı geceler ve günlerde değil, daima Müslüman olmak ve daima Müslümanca düşünmek ve yaşamak’’ düsturumuz olmalı. Belirli gün ve gecelerin Mü’mini değil, “her hal ve şartta Mü’min olmak, mü’mince yaşamak!” hedefimiz. Öyleyse şimdiye kadar kılamadığımız namazları kılmaya, bir daha da namazı bırakmama kararımız olsun. Verilmemiş zekâtlarımızı, sadakalarımızı verelim, öncelikle farzı/farzı aynları, hadislerle/sünnetlerle amelleri nafilelerden öne alalım. Haramlardan, küçük ve büyük günahlardan uzak durmakla hayatımızı ve sağlığımızı koruyalım.
Küsmüşsek barışalım, incitmişsek helallik alalım, incinmişsek affedelim, incittiklerimizden özür dileyelim, af isteyelim, ana-babamızın ellerini öpelim, ihtiyaçlarını karşılayalım, dualarını alalım. Vefat etmişlerse af ve mağfiretleri için dua edelim. Kibirden, gururdan, şımarıklıktan uzak duralım. Kula yakışır şekilde, herkese şefkatle, merhametle muhabbetle kucak açalım. Çaresizlere çare olalım. Aranan örnek mümin olalım. Ancak bu şekilde günlerimiz, gecelerimiz mübarek olur, evimiz, gönlümüz, yurdumuz huzur ve bereketle dolar. Rabbimize yönelip mağfiret iklimine girmenin adıdır. Kırılan kalpleri onarma, dargınlık duvarlarını yıkma, kin, nefret ve intikam duygularını aşma günüdür. Nefis ve şeytanın hile ve tuzaklarına karşı teyakkuzda olma bilincini diri tutma vaktidir. Bugün ve geceler bize sadece Allah’ın affına mazhar olmayı değil, affedici olmayı da hatırlatır. Zira Allah’tan af bekleyen affedici olur. Kendisine, ailesine, din kardeşlerine, çevresine ve bütün kâinata karşı affedici ve hoşgörülü olur.
Allah’ın hoşnutluğunu isteyen, hiç kimseyi hor ve hakir görmez. Allah’ın sevgisine ulaşmak isteyen, daima yüreğinde sevgi, şefkat ve merhamet taşır. Haşir suresi 10. Âyetteki duayı unutmayalım. Tabii gereğini yaparak.
“Sahibimiz (Rabbimiz)! Bizi ve bizden önce inanıp güvenmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı bir kin oluşturma, Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatlisin ve ikramın boldur.” Âli İmran 110. Âyeti de unutmayalım. “İnsanlık için gönderilmiş hayırlı bir ümmet” olma yolunda hepimize ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Zira etrafımızda olup bitenlere karşı duyarsız kalamayız. Mümin kimliğiyle hareket ederek kendisine verilen “emanet ve kulluk şuuru” ile hareket etmelidir. Ayrıca “Ulu Önderimiz, Hayat Rehberimiz” Peygamber Efendimiz; Allah’a şirk koşanlar, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenler, akrabaları ile münasebeti kesenler, kibir sahipleri, anne ve babasına asi olanlar, kötü davrananlar ve içki içmeye devam edenler, tövbe etmeyenler, kâhinler, sihirbazlar, haksız yere kan dökenler, zinaya devam edenler affedilmeyecekler, bu bağış içinde olmayacaklardır. Ancak onlar da tövbe ederlerse bu kurtuluş dairesine alınacaklardır. Allah bunlara da pişmanlık nasip etsin. Ramazan ayına yaklaştığımız bereketli bu zaman diliminde unuttuğumuz ve terk ettiğimiz sorumlulukları yeniden hatırlayalım. Dünyayı ahirete tercih eder hale gelmişsek, dünyevileşme hastalığına bulaşmışsak, en yakınlarımızdan dahi esirgediğimiz sevgi, şefkat ve merhamet için tövbe edelim. İhmal ettiğimiz kulluğumuzu gözden geçirelim. Hırpalanmış şu gönül dünyamızı dua, ibadet, zikir ve tefekkür ile taçlandıralım. Günaha ve kötülüğe giden yollara set çekelim. İyiliğin güzelliklerin, hayır ve hasenatların hâkim olduğu bir dünya inşa edelim. O inşayı gerçekleştiren erlerden olalım. Kur’an-ı Kerim’de Müslüman vasıflarını (iyiliği emretme, kötülükten nehy etme) kırmadan, dökmeden incinmeden ve incitmeden yerine getirelim. Bütün bunları belirli gün ve gecelerde değil, her hal ve şartta her zaman yapalım. Tek farklı gece Kadir Gecesi’nde bile “nasıl dua edelim” sorusuna Peygamberimizin “Allahümme inneke afüvvün, kerimun tühıbbü’l-afve fa’fu annî/anna” (“Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni/bizi affeyle.”) duasıyla dua etmeyi de unutmayalım.