ABD’nin Hedefinde Nükleer Silah Değil, İran’ın Kendisi Var
ABD’nin Hedefinde Nükleer Silah Değil, İran’ın Kendisi Var
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
ABD’nin İran’a yönelik politikalarının “nükleer silah” iddiasıyla izah edilmesi artık kimseyi ikna etmiyor. Ortada ne masum bir güvenlik kaygısı var ne de uluslararası hukuka dayalı bir tutarlılık. Mesele çok daha çıplak ve çok daha sert: İran’da rejim değişikliği.
ABD’nin İran’a yönelttiği “nükleer silah” suçlaması artık inandırıcılığını yitirmiş bir bahaneden ibaret. Eğer mesele
gerçekten nükleer tehdit olsaydı, İran’ın 2015’te imzaladığı ve nükleer tesislerini uluslararası denetime açtığı anlaşma korunurdu. Ama ABD, Trump döneminde bu anlaşmayı tek taraflı olarak çöpe attı. Çünkü sorun nükleer program değil, İran’ın boyun eğmemesiydi.
Ortadoğu’nun en büyük nükleer gücü İsrail, hiçbir denetime tabi değil. Buna rağmen tek bir yaptırım yok. İran ise denetimli, kayıtlı ve anlaşmalı bir programa sahip olmasına rağmen “küresel tehdit” ilan ediliyor. Bu çifte standart, meselenin güvenlik değil Washington ve Tel Aviv’in yıllardır tekrarladığı nükleer söylem, gerçeği örtmeye yarayan kullanışlı bir propagandadan ibaret.
Trump ne yaptı?
ABD’yi tek taraflı olarak anlaşmadan çekti. Çünkü sorun anlaşma değildi; sorun İran’dı.
İran ise denetime açık, anlaşmalı, kayıtlı bir nükleer programa sahip olmasına rağmen “küresel tehdit” ilan ediliyor.
Üstelik İsrail, İran’a karşı sadece söylem üretmiyor; fiilen savaş yürütüyor.
İran’ın nükleer alanda çalışan yaklaşık 15 bilim insanı suikastlarla katledildi. Yedi büyük uranyum zenginleştirme tesisine saldırılar düzenlendi. Bunların hiçbiri “terör” olarak adlandırılmadı. Çünkü fail İsrail’di.
Hedefte Hamaney, Amaç Rejim Değişikliği Bugün İran dosyasında konuşulan her başlık, bizi aynı yere çıkarıyor: Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ve İran’daki
siyasi yapı. ABD’nin derdi İran’ın ne yaptığı değil; nasıl yönetildiği.
Yaptırımlar, suikastlar, siber saldırılar, sokak hareketlerini kaşıyan kampanyalar… Hepsi tanıdık. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, hatta Ukrayna’da gördüğümüz senaryonun farklı bir versiyonu.
Türkiye’nin önünde net bir gerçek var: İran’da çıkacak büyük bir kaos, doğrudan Türkiye’ye yansır. Milyonlarca yeni göç dalgası, enerji krizleri, mezhep çatışmaları ve sınır güvenliği sorunları.
Bu yüzden Ankara’nın izlediği denge siyaseti, takdire şayandır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem ABD hem İran ile temas kurması da, hem denge politikası ve hem de sorunun uluslararası arabuluculukla çözümünün bir gereğidir.
Türkiye, ABD’nin taşeronluğunu da İsrail’in güvenlik takıntılarını da taşımak orunda değildir.
Türkiye’nin misyonu açıktır:
Bölgeyi ateşe atacak rejim değişikliği projelerine “dur” demek.
Son Söz
Bugün İran üzerinden yürütülen tartışma nükleer silah tartışması değildir. Bu, itaat etmeyen bir ülkenin hizaya sokulma operasyonudur. Dün Irak’tı, Libya’ydı.
Bugün İran. İran’a diz çöktürürse, sırada hangi ülkenin olacağını tahmin etmek zor değil.
İran’da çıkacak bir kaos, sınırlarımıza dayanır. Ankara’nın itidal çağrıları çok önemli.