Sudan’da katliam olurken çoğunluğun neresindeydik?
Sudan’da katliam olurken çoğunluğun neresindeydik?
ARZU ERDOĞRAL
Sudan’da olan biten hâlâ “karmaşık” bulunsa da ortada karmaşık bir durum yok aslında!
Ortada son derece basit, son derece yalın bir gerçek bulunuyor.
Sudan’da siviller katlediliyor.
Ve bu katliam, sadece silahı tutanların değil, susmayı tercih edenlerin de eseri diyebiliriz.
Bu yazıyı “olan biteni hatırlatmak” için yazmıyorum..
Çünkü Sudan’da katliam olup bitmiş değil, sürüyor.
Son günlerde Darfur’dan gelen bilgiler yine aynı şeyi söylüyor.
RSF kontrolündeki bölgelerde çocuklar kaçırılıyor.
Ailelerinden koparılıyor.
Bazıları zorla silahaltına alınıyor, bazıları köle gibi kullanılıyor.
Bazılarıysa bir daha hiç görülmüyor.
Bu sırada dünya, “askeri gelişmeler”i konuşuyor.
Ordu bir yerde kuşatmayı kırmış, RSF başka bir yerde ilerlemiş durumda!
Haritalar güncelleniyor.
Brifingler veriliyor.
Ama kimse şunu sormuyor: Bu ilerlemenin altında kaç sivilin cesedi var?
Sudan’da savaş, artık cephelerle değil;
toplu mezarlarla ölçülüyor.
Darfur’da yaşananların faili belli:
Hızlı Destek Kuvvetleri, yani RSF.
Bu yapı, sivil hedefleri bilinçli biçimde seçiyor.
Bu bir “kontrolden çıkma” hali değil.
Bu bir yöntem.
Etnik temizlik, zorla yerinden etme, cinsel şiddet, çocukların kaçırılması…
Bunların hiçbiri “savaşın yan etkisi” değil.
Bunlar, korku üretmenin ve alan temizlemenin araçları haline gelmiş durumda!
Sudan ordusu bu tabloda aklanabilir mi?
Hayır.
Ama Darfur’daki katliamın ağırlık merkezi başka bir yerde duruyor.
Bunu söylemek “taraf olmak” değil.
Bunu söylememek ise yalanı sürdürmek.
Artık isim vermeden konuşmak, suça ortak olmaktır.
Birleşmiş Milletler, Sudan konusunda yıllardır “endişe duyuyor”.
Aynı BM, Darfur’da neler olduğunu biliyor.
Raporları var.
Tanıkları var.
Ama sahada caydırıcı bir iradesi yok.
Amerika Birleşik Devletleri, “insan hakları” konusunda konuşmayı sever.
Ama Sudan söz konusu olduğunda açıklamalar, yaptırımdan hızlı geliyor.
Kınama var, bedel yok.
Avrupa Birliği, değerler anlatır.
Ama Sudan, mülteci üretmediği sürece öncelik listesine girmez.
Bölge ülkeleri, özellikle Körfez’deki bazı aktörler, Sudan’daki güç dengeleriyle ilgilenir.
Altınla, limanlarla, nüfuz alanlarıyla.
Siviller mi? Onlar denklem dışı.
Ve evet, Afrika Birliği.
“Kardeşlik” vurgusu yapar, ama Darfur’da kardeşler ölürken etkisizdir.
Bu bir koordinasyonsuzluk değil.
Bu bir bilinçli suskunluktur.
Sudan için yakın gelecekte iyi bir senaryo ise yok.
Bu savaş uzayacak.
Çünkü durması kimsenin işine gelmiyor.
RSF durursa dağılır.
Ordu kaybederse ülke çöker.
Dünya ise “istikrar bozulmasın” diye izler.
Darfur fiilen kopacak.
Sudan, kâğıt üstünde tek parça kalacak ama sahada parçalanacak.
Silahlı gruplar kalıcılaşacak.
Şiddet, yeni normal olacak.
Ve en korkuncu:
Katliam sıradanlaşacak.
Bugün yüzlerce kişi öldüğünde “olağan” denecek.
Bin kişi öldüğünde “maalesef” denecek.
On binler içinse sessizlik olacak.
Peki, Biz Neredeyiz?
Bu yazının en rahatsız edici sorusu bu.
Biz genelde kendimizi “üzgün ama etkisiz” yerde tanımlarız.
Ama bu da bir tercihtir.
Sudan’daki katliamları izleyip, iki gün konuşup, sonra başka bir gündeme geçmek…
Bu masum bir unutkanlık değil.
Bu, küresel düzenin sunduğu konforlu kayıtsızlıktır.
Gerçek şu:
Sudanlıların hayatı hala daha ucuz.
Bunu inkâr etmek, bu yazıyı anlamsız kılar.
Sudan’da insanlar öldürülmüyor sadece.
Yok sayılıyor.
Ve bu yok sayılma, tek başına silahlarla mümkün olmaz.
Sessizlik ister.
Erteleme ister.
“Şimdi sırası değil” diyenler ister.
Bugün Sudan’da katliam var.
Faili belli.
Mağduru belli.
Tanıkları belli.
Eksik olan tek şey, gerçekten rahatsız olan bir dünya.
Tarih bu dönemi yazdığında şunu not edecek:
Katliam vardı.
Herkes biliyordu.
Ve çoğu kişi, bakıp geçti.
Asıl mesele şu:
Biz, o çoğunluğun neresindeyiz?