• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Mülâkât ancak böyle kaldırılabilir

16 Ekim 2023
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

Mülâkât meselesi ile alâkalı yazılarımızı bağlayalım.

Bundan önceki yazılarımızda öğretmen atamasında mülâkât uygulamasını müdâfaa ettik. Ama o yazılarda mevzû ettiğimiz, mevcût eğitim fakülteleri mezûnları idi. Mâlûm olduğu üzere bu fakülteler talebelerini test usûlüyle yapılan üniversite imtihânları netîcelerine göre alıyor. Hâliyle bunların arasında -eğitim câmiasına aslâ yaklaştırılmaması gerekenler de dâhil- her türlü kişilik yapısı var. İşte bu mezûnlar arasında öğretmenlik yapabilecek ve yapamayacak kişiliktekileri ayırabilmek için mülâkâtı gerekli gördüğümüzü ifâde ettik.

Bu yazımızda mülâkâtın kaldırılma imkân ve şartlarını yoklayacağız.

Millî-mânevî değerlerimize, bayrağımıza, vatanımıza düşman, ateist, deist, materyalist, âhiretsiz, dünyâperest, LGBT’ci sapık, solcu-kemalist…

Mülâkâttan geçemeyince şöyle deseler: “Mâdem bizi öğretmen yapmayacaktınız, niye okutarak yıllarımızı çaldınız?”

Haksız sayılmazlar.

Mevcût düzen şöyle: Öğretmen kadrolarımızı eğitim fakülteleri yetiştiriyor. Eğitim fakülteleri üniversite imtihânları netîcesine göre talebe alıyor. Yâni gerekli puanı tutturabilen hür türlü insan eğitim fakültesine giriyor. Hepsi öğretmen olmak gâyesiyle giriyor elbette. Sonra mezûn oluyorlar, KPSS’ye giriyorlar. Yetmiyor, bir de “mülâkât” ile yüz yüze kalıyorlar. İşte burada bomba patlıyor. Haksızlık, adâletsizlik, torpil şikâyetleri burada patlak veriyor. Bunlar kesinlikle olmuyordur demek de zor maalesef. Bunlar bir tarafa… Benim istediğim ve müdâfaa ettiğim şekliyle de yazının başında bahsettiğim tipler “mülâkât”tan geçememesi gerekiyor, zâten bence mülâkât bunları sisteme sızdırmamak içindir. İşte bu noktada bunlar, “Mâdem bizi öğretmen yapmayacaktınız, niye okutarak yıllarımızı çaldınız?” deseler haksız sayılmazlar diyorum.

Bu durumda ne yapmak lâzım?

Yapılması gereken şey eğitim fakültelerini tepeden tırnağa yenileyerek düğmeyi baştan doğru iliklemektir. Hedeflenen öğretmen tipinden müfredâtına, talebe alımından ders işleme metodlarına hattâ zaman içinde binâlarına kadar…

Eğitim fakültelerinin girişine Mehmed Âkif’in,
“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı,
Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı”

mısrâları yazılmalı. Böylece kem küm etmeden bu fakültelerin nasıl bir muallim/öğretmen yetiştireceği îlân edilmiş olacaktır. Kendini bu vasıflarda görmeyen kişiler bu okula kayıt yaptırmamalı, kazârâ birileri yaptırırsa okulda tutulmamalıdır. Herkes bunu baştan böylece bilmeli ve kabûl etmelidir.

Yeni Eğitim Fakülteleri talebe alımı için imtihânını kendisi yapmalıdır. İmtihânlar hem test şeklinde bilgi ölçmeyi hem de mülâkâtla kişiyi tanımayı ihtivâ etmeli. İstiklâl Marşı Kriterleri’ne uymayan talebeler okula alınmamalı. Bu şekilde alınan talebeler tahsîl müddetince daha iyi ve derinden tanınacaktır. “Îmanlı, edepli, liyâkatli, vicdanlı” vasıflarına aykırı bir hâl ve hareketi görülenler fakülteden uzaklaştırılmalıdır.
Yeni Eğitim Fakültelerinin hoca kadrosu da rastgele teşekkül ettirilmemelidir. Onlar da yetiştirilecek öğretmenlere numûne-i imtisâl (rol model) olabilecek şekilde millî-mânevî-ahlâkî değerleri şahsında yaşayan ve büyük bir kifâyetle temsîl edebilen, beş vakit namazını fakülte câmisinde talebeleriyle bir safta omuz omuza kılabilen hocalar olmalıdır.

Eğitim Fakülteleri bu hâle getirilince yeni öğretmen atamalarında artık mülâkât kaldırılabilir. Çünkü bu fakülteler İstiklâl Marşı Kriterlerine uymayanlara diploma vermeyeceklerdir. Dört yıl boyunca her talebenin “mülâkât”ı da yapılmış olacaktır. Artık bunların atanması için test şeklinde yapılacak bir imtihân yetecektir.

Elbette bunların içinde de “îman, edep, liyâkat, vicdan” bakımından zaaf gösterenler olacaktır. Onlar da zaman içinde tespît edildikçe eğitim câmiasından uzaklaştırılmalıdır. Öyle iki ay uzaklaştırılıp sonra geri getirilip yeni bir vukûâtı sebebiyle tekrâr geçici olarak gidip gelmeler şeklinde değil. Yeni nesillere rol model olma bakımından zaaf gösterdiği anda eğitimle ilişkisi kesilmelidir. Vaziyetine bakılarak sokağa atılmak yerine başka alana kaydırma da düşünülebilir.

Son olarak ifâde edelim: Aslında şu anda öğretmenlik yapanlar da İstiklâl Marşı Kriterleri’ne uygunluk bakımından mülâkâttan geçirilmelidir. Çünkü hâlihâzırdaki öğretmenler içinde millî-mânevî değerlere düşman tipler vardır ve bunlar yeni nesilleri kendi ideolojileri istikâmetinde ifsât etmeye devâm etmektedirler. Eğitim sisteminin durmadan ateist, deist, âhiretsiz, sâdece dünyevî menfaatini düşünen, millî-mânevî-vatanî âidiyet duygusu sıfırlanmış, solcu, kemalist üretip durmasının sebebi budur. Bu yaraya neşter atmalı ve mevcût öğretmenlerin hepsi İstiklâl Marşı Kriterleri’ne uygunluk mülâkâtından geçirilmeli ve bu kriterlere ters tipler eğitim işinden geri çekilmelidir. Emekliliği gelenler emekli edilerek, diğerleri başka alanlara nakledilerek yapılabilir bu. Hattâ maaşlarını vermeye devâm etme pahasına dahi bunların elleri çocukların üzerinden çekilmelidir. Bu işin şakası yoktur, bekâ meselemizdir.

“Maaşlarını vermeye devâm ederek de olsa çocukların üzerinden elleri çekilmelidir.” sözüme “Yok artık!” diyerek ayağa kalkacaklar olacaktır. Örneğini 28 Şubatçılar bizzât üzerimde vermiştir. O günlerde üniversitede öğretim görevlisiydim. Demek ki beni ideolojilerine uygun bulmamışlar ki bütün derslerimi elimden aldılar, bir tek ders bile vermediler. Dersleri, benimle aynı statüde elemanlara yığdılar. Başkaları haftada 40 saat derse girerken benim bir tek dersim yoktu. Aylarca bu şekilde gittim geldim. Hiç derse girmeden maaşlarımı ödediler. Mühim olan ideolojilerine uymayan birisini talebe karşısına çıkarmamaktı. Demek ki oluyor. Sonra da üniversiteden attılar zâten.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdullah toprak

Allah tan Endonezya ve Malezya lılar dinde ve terazide hassas kişileri tanıyarak iman etmişler. Devletin dini adaletten geçer... Kaînatın güneşi Hz Muhammed (SAS) Mekke'yi fethettiğinde Hz. Peygamber, Mekke’nin fethinden sonra İslam aleminin en kıymetli mekanı olan Kabe-i Şerif’in anahtarını fetihten önceki görevli Osman bin Talha’ya vermeye devam etti. O bir Müslüman değildi fakat Hz. Peygamber işi ehline verirdi. İşte dinimizdeki liyakat esası böyledir. Dinimizin liyakat esası, Kabe gibi mühim bir yere dahi gayrimüslimin görevli olmasına imkan tanır. Osman bin Talha fetihten önce görevini layıkıyla yapmıştı. Bu nedenle anahtar onda bırakıldı. Hz. Peygamber’in amcası Abbas, Kabe’nin anahtarını Osman bin Talha’dan alınca konu Hz. Peygamber’e gitti ve “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder” (Nisa 58) ayet-i kerimesi nazil oldu. Bunun üzerine Kabe anahtarı yeniden Osman bin Talha’ya verildi.”Bunun üzerine sahabei güzinden ders alan Osman bin Talha iman edip sahabe Güzin arasına katılır.

Abdullah toprak

Bugün Müslümanlar dünyanın her yerinde kan kaybederken Filistin'linin gözyaşları kana dönüşmüşken mülakat diye tutturmuşsun. Gel beraber Filistin e gidelim. Beraber bedel ödüyelim.Bedel ödeyebileceğimiz kadar inanıyoruz.Yada sus bir daha da bu fecaat günlerinde herkes kan ağlarken şu mülakattan da bahsetme. Biraz Alemi İslam'ın saflarına kardeş saftan kopanları kazandıralım kaleden ayrı gediklerde birde sen açma. Bir olalım bin olalım cepheyi de içten çökertme, parçalama....
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23