• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yücel Kaya
Yücel Kaya
TÜM YAZILARI

Batı medeniyetinin karanlık mirası: Cadılar ve Hekimler! Şifacı kadınların kanı üzerine kurulan tıp saltanatı

23 Nisan 2026
A


Yücel Kaya İletişim:

Batı medeniyetinin karanlık mirası: Cadılar ve Hekimler! Şifacı kadınların kanı üzerine kurulan tıp saltanatı

YÜCEL KAYA 

İstatistikleri bir kenara bırakın, size asıl gerçeği anlatayım. 

Bugün Türkiye’de büyük bir çoğunluk "Batı medeniyeti" hayranlığı içerisinde, dostu düşman, düşmanı ise dost tanıyarak büyüyor. 

Bu acı tabloyu ispatlayacak yüzlerce örnek verebilirim ancak bugün sadece biriyle yetinelim. 


***

Tarih kitapları bize "Cadı avlarını" Ortaçağ’da karanlık bir batıl inanç dönemi olarak anlatsa da, gerçeklerin ardında yatan ekonomik ve bilimsel yağma çok daha derindi. 


"Cadı" denilerek canavarlaştırılan kadınlar, aslında Anadolu'dan Avrupa'nın içlerine kadar uzanan kadim bir şifa geleneğinin son temsilcileriydi. 

Annelerinden, anneannelerinden tevarüs ettikleri bitki ilmini kullanan bu kadınlar, bugün "kocakarı ilacı" denilerek küçümsenen ancak özünde doğanın saf reçetelerini barındıran yöntemlerle insanlara hizmet ediyor, şifa dağıtıyorlardı.

Orta Çağ ve sonrasında kilise, bu şifacı kadınlara sadece inanç gerekçesiyle savaş açmadı. 


O kadınlar kilise rahiplerinin, papazlarının yapamadıklarını yapıyordu.


Bu kadınlar, halkın gözünde kilisenin dogmalarından daha etkili bir güce; yani "şifa verme" yeteneğine sahipti. 

Onları "Witch" (Cadı) olarak damgalayıp meydanlarda yakmadan önce, Batı dünyası çok daha sinsi bir yöntem izledi. 


***

Cadı avı başladı ve kadınlar işkence hanelere alındı. Her bir şifacıdan hangi otun hangi hastalığa iyi geldiği, ilaçların formülleri ve hazırlama teknikleri işkenceyle tek tek sökülüp alındı.

Şifacı kadınların atalarından aldığı bilgi tamamen sağıldığında ve kadınların aktaracağı bir sır kalmadığında ise "cadı" denilerek ya darağacına gönderildiler ya da meydanlarda yakıldılar. 


Roma İmparatorluğu topraklarında ve batı Avrupa’da milyonlarca kadının bu şekilde katledilmesi, aslında tarihin en büyük "bilgi gasplarından" biriydi.


Milyonlarca kadın Batı medeniyeti! İçerisinde cayır cayır yanmıştı!

O dönemde kiliseyi harekete geçirip şifacı kadınları av yerine koyarak yakalanmalarını sağlayan bir aile vardı. 

Aslında o ailenin ismini çok iyi biliyorsunuz. Bir caddede yürürken o ismi bir tabelada mutlaka görmüşsünüzdür.


***

İşte bu kanlı sürecin tam ortasında meşhur Medici ailesi bulunuyordu.

İtalyanca ismi doğrudan "Hekimler" anlamına gelen bu aile, bugün sanatın ve bilimin koruyucusu olarak pazarlansa da, yükseliş hikayeleri şifacıların meydanlarda yakılan cesetlerinin küllerinden doğmuştu.


Bugün hekim olarak adlandırılan meslek çalışanları isimlerini bu aileden Medici’den almıştı.

Medical (Medikal) kelimesi Latince "medicalis" (iyileştirme ile ilgili) kelimesinden gelir, İngilizce üzerinden dilimize geçmiştir.

Ailenin armasındaki o meşhur "kırmızı topların" yani ilaç haplarının renginin kırmızı oluşunu şifacı kadınların kanlarından aldığı bize hiçbir zaman öğretilmedi.


Mediciler, Avrupa’nın ilk botanik bahçelerini Pisa ve Floransa’da kurarken, buralarda yetiştirilecek bitkilerin "reçeteleri" o işkence hanelerde şifacı kadınlardan zorla alınan bilgilerden ibaretti. 

Şifacı kadınlar meydanlarda yakılırken, onların kadim bilgileri Medici ailesinin elinde "bilimsel tıp" ve "eczacılık" adı altında tekelleştirildi. 


Yani bugün modern tıbbın temeli olarak sunulan pek çok bilgi, aslında yakılan o masum kadınların elinden çalınmış mirastı.

Bugün başınız ağrıdığında eczaneden aldığınız bir ilacın formülünün o şifacı kadınların elinden işkence zoruyla alındığını ve o bilgi alındıktan sonra şifacının diri diri yakıldığını biliyor musunuz?

Onların “Cadı” adı altında romanlarını yazdılar; filmlerini, dizilerini çektiler meydanlarda yakıldıklarını izlettiler ama…


Hiçbir zaman şifacı olduklarını, geleneksel tıp ile uğraştıklarını, hastalara şifa dağıttıklarını ve bilgilerinin işkence altında alındığından hiç bahsetmediler.

*** 

Bugün Batı'nın bize sunduğu tarih algısında; 

Doğayla barışık yaşayan, şifa dağıtan kadınlar "kötü cadı" olarak resmedilirken; bu bilgileri gasp ederek üzerinden servet ve siyasi güç devşiren Mediciler "Rönesans’ın mimarları" olarak alkışlanıyor.

Maalesef biz de buna inanıyoruz.. 


Bu nedenle;

Fransa saraylarına kraliçeler, Vatikan’a papalar gönderen bu hanedanın parıltılı sarayları, aslında hakkı yenen ve canı alınan milyonlarca şifacı kadının çığlıkları üzerine yükseldiğini bilemiyoruz.

"Cadı" diye yakılanlar, aslında insanlığın ortak hafızası olan tıbbın ilk muallimleri olduğunu, 


Batı medeniyetinin, kendi tıp endüstrisini bu kadınların külleri üzerine inşa ettiğini,

Gerçek tarihin, süslü sarayların içinde değil, o meydanlarda yakılan kadınların sessiz hakikatinde gizli olduğunu göremiyoruz.

Bizi öyle bir uyuşturdular ki, şifacıyı cadı, katili şifa veren olarak öğrettiler.

Bizi öyle bir uyuşturdular ki, düşmanı dost, dostu düşman bellettiler. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23