--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kitapsız!

Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
1

Kızdığımız insanlara “Kitapsız!” diye çıkışırız. Bu sözle kastımız bir ölçüye, kâideye, prensibe bağlı olmayan, bu yüzden her türlü pisliğe bulaşmış veya bulaşmaya müsâit bir insandır. 

Gerçekten cemiyet içinde ârızalı tiplerin çoğu kitaptan, dolayısıyla bilgi ve ruh inceliğinden uzak kişilerdir. “Kitaplı” insanların bir derinliği, ölçüsü-kâidesi vardır. Bu sâyede akıl sağlamlığı ve duygu inceliğine sâhip olmuşlardır. Dolayısıyla böyle insanlardan ekseriyetle zarar gelmez. 

Elbette “Kitapsız!” çıkışmasındaki “Kitap” roman, hikâye, şiir…vs. kitaplar değildir. Burada düpedüz Kur’ân-ı Kerîm kastedilmektedir. Îmânın altı şartından biri de Allah’ın peygamberleri vâsıtası ile emir ve yasaklarını bildirdiği kitaplarına inanmaktır. Bu kitaplar Allah’ın yeryüzünde hâkim olmasını istediği düzeni bildiren kitaplardır. İnsanlar için en güzel ve sağlam ölçüler bu kitaplardadır. Kitaplar olmasaydı insanlar yollarını şaşırırlardı. Hatta ölülerini toprağa gömmeyi dahi bilemeyecek kadar câhil kalırlardı. Îmânın altı şartının tamâmına inanmamakla birine inanmamak aynı netîceyi verir. Şu hâlde bir kişi sâdece Allah’ın gönderdiği kitaplara inanmasa bile İslâm dâiresi dışına çıkar. Yani “Kitapsız!” sözünün bir mânâsı da “kâfir”dir. Bu yüzden bu şekilde bir öfke fışkırmasında dikkatli olmalıdır. Muhâtabımız “Kitaplı” ise attığımız ok kendimize dönebilir. 

Allah’ın insanlara gönderdiği son Kitap Kur’ân-ı Kerîm olduğuna göre bugün “Kitapsız!” denilince “Kur’ân-ı Kerîm’i kabûl etmeyen veya onun emir ve yasaklarına uymayan.” kastedilmiş olur. Kur’ân-ı Kerîm’e inanmayan kâfirdir, tamam ama bir de Müslüman olduğu hâlde Kur’ân-ı Kerîm’i bilmeyen, merâk etmeyen; bu yüzden de birçok söz ve davranışı ile inandığı Kitab’a ters düşenler yok mu? Maalesef var. “Kitapsızlıktan” dolayı ortalık namaz kılan şerîat düşmanları ile dolu. “Kitapsız!” derken mücerret kâfir mânâsında kullanmayıp bunları kasteden de vardır elbette. “Kitab’ını bilmeyen, araştırmayan, emir ve yasaklarını kaale almayan…” 

Elinde kitap tutan herkes “kitaplı” sayılamaz. Elindeki kitap, Allah’ın gönderdiği kitapları inkâr eden bir kitapsa onu okuduğu için “kitaplı” sayacak değiliz adamı. Elbette okuyan ile okumayan arasında bir kalite farkı olacaktır. Ama insanın ne okuduğu da mühimdir. İnsan çevresinin ürünüdür. Dostlarımız, okuduğumuz kitaplar, seyrettiğimiz filmler, dinlediğimiz müzik… ile şekilleniyoruz. “Kişi dostunun dîni üzredir; şu hâlde kiminle dost olduğunuza dikkat edin” buyuruyor Hz. Peygamber. Kitaplar da bir insan elinden çıkmaktadır ve biz kitap okurken aslında onun yazarı ile arkadaşlık yaparız. Eğer tesîrli yazabilen birisi ise mutlakâ üzerimizde bir izi kalacaktır. Yazar îmânlı birisi ise îmândan, îmânsız ise îmânsızlıktan bir iz… Öyleyse nasıl kiminle dost olduğumuza dikkat etmeliysek hangi kitapları okuduğumuza da dikkat etmemiz şart. Aksi takdirde… 

Bilgi sâhibi olalım, kültür sâhibi olalım, incelip derinleşelim, tamam. Ama okuduklarımız bizi o temel Kitap’tan uzaklaştırıyorsa yaptığımız iş “kitaplanmak” değil, “Kitapsızlaşmak” olacaktır. “Bütün kitaplar bir tek Kitab’ı anlamak için okunur” diye bir söz okumuştum. O tek Kitap, Kur’ân-ı Kerîm’dir. Edebiyat, târîh, sanat… okuyalım ama bunların hepsi o tek Kitab’ı daha iyi anlamaya yönelik olsun. O zaman elimizdeki her kitap bizi “kitaplı” yapacaktır. Böyle bir okuma “seçici” bir okuma olacaktır. Günümüz teknolojik imkânları ile kitap yayınlamak çok kolaylaşmıştır. Hattâ kâğıda bile gerek kalmadan dijital olarak yüz binlerce kitap yayınlanmaktadır. Bunların isimlerini tâkîbe bile ömür yetmez. Bu kısa dünyâ hayâtında okuyabileceğimiz kitap sayısı mahdûttur. Öyleyse seçerek okumaktan başka çâre yok. Tek Kitab’ı anlamamıza en çok yarayacak en kaliteli eserleri seçmeliyiz. Ömür sermâyesi bitti bitiyor. 

Yıllarca Türk milletinin kitap okumadığından yakındık durduk. Son zamanlarda eğitim sistemi, dershaneler, medya… kitap okumayı o kadar yücelttiler ki artık çocuklarımız da kitap okumaya başladı. Ama yine duvara tosladık. Çünkü bu türlü kitap okumanın tek hedefi vardı: Sınavlarda başarılı olmak. Maalesef çocuklarımız yine bir yanlışa sürüklendi. Bu gâye ile okumak netîce olarak ciddî okuyucular çıkarmayacaktır. Sınav bitince kitap okuma da bitecektir ve öyle de oluyor. Okumak, ciddî bir gâye ve dâvâ için olmalıdır. İnsana başta kendini, insanı, sonra kademe kademe kâinâtı ve yaratıcısını bildirmeyen, hedefi bu olmayan bir okuma “Ha bir kuru emek”tir. Çocuklarımızı böyle bir okuma yolculuğuna çıkaramayan bir eğitim faaliyeti “Kitapsız!” bir eğitim faaliyetidir. 

“Kitaplı” bir eğitim sisteminin tepe noktasında o “Temel Kitap” olmalıdır. O zaman ölçü, kâide, temel değerler yerli yerine oturacaktır. 

 

Ahmet Tâlib Çelen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle