İstiklâl Marşı’mızdaki öğretmen profili-2
Bu topraklar üstünde bağımsız yaşamanın şartının “Hakk’a tapmak” olduğunu, hürriyet ve istiklâli hak etmenin yolunun Hakk’a tapmaktan geçtiğini derinden idrâk etmiş bir kişi olmalıdır muallim/öğretmen. İstiklâl niçin hakkımızdır? Hakk’a taptığımız için. Hakk’a tapan bir insan başka hiçbir güç ve otorite önünde eğilmez. Ama bu “Evet ben de Hakk’a tapıyorum” gibi lâfta kalacak bir keyfiyet olmamalıdır. Hakk’a tapmak büyük ve şümûllü bir iştir. Sâdece ibâdet etmek de değildir. Hakk’ın bütün emir ve yasaklarına uymaktır. En azından inanmak, îtirâz etmemek, hafîfe almamaktır. Hakk’ın sevdiğini sevmek, sevmediğini sevmemek; dostuna dost, düşmanına düşman olmak demektir. Bu milletin mekteplerinde bu hasletleri taşıyan kişiler muallim olmalı, taşımayan olmamalıdır.
“Ezelden beridir hür yaşamış” bir milletin çocuğu olduğunu içinde duymalıdır muallim. Hürriyet ve istiklâle âşık olmalıdır. Kendini zincîre vurmaya kalkanları ancak çılgın görmeli ve bunlar karşısında bendleri yıkan, dağları yırtan, enginlere sığmayan kükremiş bir sel olmalıdır. Bu duygulardan nasîpsiz, bu duygulara lâkayt, daha fenâsı muhâlif birisi bizim mekteplerimize hoca olarak seçilmemelidir.
Bizim mekteplerimizin muallimi Batı’nın çeliği karşısında göğsünde îman taşıyan bir kişi olmalıdır. Çelik ve îman karşılaşmasında îmânın üstün geleceği şuûruna sâhip bir dimâğ… Batı medeniyetinin sâdece maddeye dayalı, mâneviyâttan mahrûm, bu yüzden de tek dişli bir canavar olduğunun farkında ve bu canavarın en büyük düşmanının Müslüman Türk olduğunu bilen, bu bilgi gereği her an mücâdele ve mücâhedeye hazır bir kişi olmalıdır bizim muallimimiz. Batı medeniyetini böyle görmeyip tam tersine ondan süt emen, ona hayrân ve meftûn olduğu için kendi “medeniyet tasavvuru”na düşman tipler mekteplerimizden, yeni nesillerden uzak durmalıdır. Gençliğimizin bir türlü kendi medeniyet çizgimizin heyecân ve şuûruna sâhip olamamasının sebepleri üzerinde iyi düşünülmelidir.
Bu mübârek topraklara alçakları uğratmama kararlığında bir muallim lâzım bize. “Alçak”ların kim olduğu husûsunda da net bir görüşe ulaşmış olmalıdır. “Alçak”, elbette bu Müslüman yurdunu işgâle kalkışan Batılı düşmanlardır. Hayâsızca akın, millî mücâdele sıralarındaki zâlim saldırıdır. Ama bizim muallimimiz bu hayâsızca akının belli bir zaman dilimiyle mahdût olmadığını, ayağımızın her tökezlemesinde yeniden başlayacağını bilmelidir ve ona göre hazırlanmalıdır. Ümitsizlik haram! Hakk’ın vaadi istiklâldir ve belki yarın, belki daha da yakın bir zamanda gerçekleşecektir. “Alçak”ların kimler olduğu husûsunda kafası karışık olan, onlara karşı gerektiğinde göğsünü siper edecek heyecândan mahrûm, Hakk’a inanmadığı için vaadini de kabûl etmeyen, ümitsiz, salaş, eyyâmcı kişiler maâriften uzak tutulmalıdır.
Bizim hocamız bastığı toprağa, sâdece bir madde gözüyle bakmamalıdır. Onun maddeden öte bir değeri vardır ve bunu ancak o toprak uğruna canlarını vermiş, toprağın altında yatan şehitlerle birlikte düşündüğümüzde anlarız. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Dönüp dolaşıp “Hakk’a tapma”ya geliyoruz; “İstiklâl Marşı’nın bütün fikir ve duygularını bu ‘Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl’ mısrâına bağlayabiliriz” demiştik. “Hakk’a tapma”da problemi olan kişinin şehit mefhûmu ile de problemi olacaktır. Hakk’a inanmayan şehâdete de inanmaz. Böyle birisi “bastığımız toprak”ı gerçek kıymeti ile idrâk edemeyecek demektir. Çünkü bu toprağa hakîkî kıymetini veren altında yatan şehitlerdir. Şehâdet mefhûmuna inanmayan, kaçınılmaz olarak “Bastığı yerlere toprak diyerek geçecek” ve onu “tanımayacak” yani anlamayacaktır. Bu tipler muallim yapılmamalıdır.
Muallim olacak kişi kendisinin de bir şehit torunu olduğunu unutmamalı, unutursa şehit atalarının incineceğini bilmeli ve bundan ürpermelidir. Şehit atalar, bastığımız yerlere “Toprak!” diyerek geçersek incinir; toprağı şehitlerle birlikte düşünmek gerekir. Bu milletin muallimi öyle olmalıdır ki bu cennet vatan karşılığında dünyâları verseler vatanını vermemelidir. Bastığı yerin değerini şehitlerle birlikte belirlemeyenler vatan mefhûmunu anlayamazlar ve küçük menfaatler karşılığında zaaf gösterebilirler. Üç kuruş menfaat karşılığında vatanını satacak tiplerin maârifimize, yeni nesillerimize verecekleri müspet bir değer yoktur.
İstiklâl Marşı’mız büyük bir mutâbakat metnidir. Orada milleti millet yapan temel değerleri buluruz. Kendisini İstiklâl Marşı’nın çizdiği çerçeve içinde görmeyenleri bu milletten saymak mümkün müdür? Bu milletin her ferdini alâkadâr eden değerleri muallim/öğretmende daha kristalize görmek isteriz. Görüldüğü gibi İstiklâl Marşı’mızdan bir muallim/hoca/öğretmende bulunması gereken hasletler net şekilde çıkarılabilmektedir. Geleceğin muallimleri mutlakâ bu ölçülere göre seçilmelidir. Tekrar edelim:
Maârif dâvâmız muallim dâvâmızdır.
Devam edelim.