• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Dünden bugüne eğitimde reformların eksiği

02 Kasım 2020
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi Açılış Merâsimi’ndeki konuşmasında çok mühim teşhislerde bulundu: 

“Genç bir nüfusa sahibiz ama medeniyet tasavvurumuzu layıkıyla hayata geçiremiyoruz.”

“Sonuçta, ülke ve millet olarak kendimizi kontrolsüz bir Batılılaşma fırtınasının içinde bulduk. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için çıkılan yolun en sığından, en bayağısından, en çarpığından bir Batı taklitçiliğine dönüşmüş olması, Cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır. Her dönemde elbette bu fikri sancıyı yaşayan, tartışmayı ve arayışı sürdürmeye çalışan dava insanları çıkmıştır. Ama bunların sesi ve üretimi devlet gücünü de arkasına alan kayıtsız şartsız Batıcılığı savunan zihniyetin faşist dayatmaları karşısında yetersiz kalmıştır.”

… gerçek iktidarın, fikri iktidar olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Tek tek bireylerden başlayarak toplumun tamamına ve oradan da insanlığa uzanan fikri iktidar yolu gerçekten zor ve zahmetli bir süreçtir. Şahsen bu konuda kendimi biraz mahzun hissediyorum. Samimi bir muhasebe ile geçtiğimiz 18 yılda her alanda tarihi eserlere ve hizmetlere imza attığımızı ama eğitim ve öğretimde, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum.

… inancımızın mutlak hakikatlerinden aldığımız güçle çok daha büyük hedefler peşinde koşacağız. Önümüzdeki dönemde önceliğimizi aileden başlayarak eğitim öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır. Bu değişim topyekûn bir eğitim öğretim reformunu gerektirir.” 

Başkanımızın teşhîslerine aynen katılıyorum. Tek çârenin de kendi köklerimizden inşâ ettiğimiz, kendi rengimizi verdiğimiz “topyekûn bir eğitim-öğretim reformu” olduğuna inanıyorum. Eğitim (ben büyük reforma bu kelime yerine “maârif” kelimesini kullanarak başlamak istiyorum) geleceğimizdir ve bu iş ertelenemez. Maârifteki en küçük gecikme ve ihmâl gelecekte büyük problemler ve bunalımlar olarak karşımıza çıkar. Bu büyük ve köklü reformun lâfını edip durmaktansa âcilen ve derhâl başlamak elzemdir. 

Lâfını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta… 

Ama bu iş, lâfını söylemek kadar kolay değil anlaşılan. Ben otuz beş yıllık muallimlik hayâtımda sayısını hatırlayamayacağım kadar çok reform gördüm. Bugün hâlâ “topyekûn bir eğitim reformu” ihtiyâcından söz ediyoruz. Demek ki bunca reform aslında reform değilmiş. Her seferinde dağ fâre doğurmuş. Dağ gibi gösterilen bütün reform gösterilerini sonunda bir fâre annesi hâline getiren nedir? Bunu teşhîs edersek bundan sonra gerçek bir reform yapma imkân ve fırsatını bulabiliriz. 

Osmanlı tasfiye edilip yeni bir devlet kurulurken yelken açtığımız Batı medeniyetinin temsilcilerinin ülkenin ve milletin geleceğini şekillendirecek olan maârifimizi kontrol dışı bırakacak değillerdi elbette. Bırakmadılar. Uzmanlar gönderdiler, komisyonlar kurdurdular, bu komisyonlara adamlarını yerleştirdiler ve eğitim sistemini tamâmen kendi zihniyetleri istikâmetinde teşekkül ettirdiler. Bu sistem bin yıllık mânevî birikimimize ters, materyalist-pozitivist bir zihniyete dayanıyordu. Maârifin eğitime döndürülmesi trajedisidir yaşadığımız. Artık mekteplerimiz insanı eşref-i mahlûkât gören ve buna muvâfık olarak kâmil insan yetiştiren “irfân” ocakları değil bilgiyi çakıl taşı gibi beyinlere çakan, insanı birbirinin kurdu gören, ahlâklı insan yetiştirme sancısına yabancı, yarışa dayalı olduğu için ötekini geçmeye ve ezmeye ayarlı “eğitim” atölyelerine çevrildi. 

İşte sayısını unuttuğumuz dağ gibi gösterilen reformları küçük bir fâre doğuracak hâle getiren sistemin temeline yerleştirilmiş bu zihniyettir. Bu zihniyet bin yıllık birikimimizden sâdece kopuk değil ona düşmandır. Çünkü bu toprakları “bizim” yapan ruh ve şuûr bu bin yıllık birikimin eseridir. Osmanlı’yı bin bir hîleyle tasfiye eden, kendi çocuklarına tasfiye ettiren güç, bu toprakları Haçlılara çiğnetmeyen bu ruh ve şuûra düşmandır. Bu ruh ve şuûr, üzerinde oturduğumuz toprakları ve sâkinlerini Batılılar için Şark Meselesi yapan ruh ve şuûrdur. Bu yüzden onların kurdukları veya onların zihniyetine göre kurulmuş bir eğitim sisteminin bin yıllık birikimimize düşman olması anlaşılabilir bir vaziyettir. 

Anlamakta zorlandığımız husûs ise bu çarpıklığı görebilecek birikim ve tecrübeye sâhip onlarca siyâsetçinin iktidara da geldikleri hâlde eğitim sisteminin temel zihniyetini değiştirememeleridir. Görüyorlar, söylüyorlar, harekete geçiyorlar ama günün sonunda bir de bakıyoruz, eğitim sistemi “medeniyet tasavvurumuz”dan kopuk, hatta ona düşman temel zihniyetiyle yerinde duruyor. Demek ki bütün “reform” projelerine bu köklerimize düşman zihniyet bir şekilde sızıyor ve iktidardaki müspet fikirli idârecileri birkaç makyaj tatbîkâtla “idâre ettirip” temel zihniyete dokundurtmuyorlar. Son büyük müfredât reformu sırasında “medeniyet tasavvurumuz”a düşman zihniyetin temsilcileri isyân edip bir millî eğitim bürokratını köşeye sıkıştırınca gariban “Aslında bir şey değişmedi” deyivermiş. Bu söz bütün eğitim-öğretim reformları için geçerlidir aslında. Bir türlü “Aslında bir şey değişmiyor.”

Bu ülke bütün vesâyet bariyerlerini aşmayı başardı. Başörtüsü bile tamâmen serbest yapılabildi. Ama eğitimin temeline konulmuş Batıcı, materyalist, pozitivist, seküler zihniyet bir türlü aşılamıyor. Demek ki birileri için en çekirdek vesâyet noktası eğitim; eğitimin temeline konulmuş zihniyettir. Bu zihniyete dokunamayan bir reform, “topyekûn bir reform” olamayacaktır. Gerçek istiklâl bu zihniyete dokunabilmektir. 

Devam etmek zorundayız.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Fazilet

İstikbal eğitimin köklerindedir. Kaleminize sağlık.

Yusuf Karadal

Çok isabetli bir yazı. Eğitim uzun bir süreç. Şimdi atılan temeller ancak yüz yıla kadar amacına ulaşabiliyor. Toplum üzerinde televizyonun rolü çok büyük ve etkin. Gayesi çarpık, bozuk, kokuşmuş aile yapılarını deşifre etmek olan sözde aile programlarına, milletin ahlakını bozmaktan başka hedefi ve mesajı olmayan tv dizikerie neşter vurulmadan bir mesafe alınması mümkün değil kanaatimce. Zira 50 yıl geriden baktığımızda ilk izlediğimizde haya ettiğimiz nahoş senaryolar, zamanla taklit ediliyor, hatta hayatımız oluveriyor.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23