• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Büyük Türkçe, Safahât Türkçesi-2

10 Temmuz 2023
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

 

Okullara bir ders teklîf etmiştik: Kelime Hazinemiz Dersi. İlkokuldan başlayarak lise sona kadar kolaydan zora, henüz canlı olanlardan “unutturulan” kelimelere doğru iyi bir plânlamayla İstiklâl Marşı şâirimiz Mehmet Âkif Ersoy’un bütün şiirlerini topladığı Safahât adlı kitabın kelimeleri eksiksiz olarak gençliğimize kazandırılsın; projemiz buydu. Öyle ki liseyi bitirmiş her gencimiz Safahât’ta hangi kelimenin üzerine parmak koysanız mânâsını bilsin ve cümle içinde de kullanabilsin. Mehmet Âkif ve Safahât’tan bahsedince asırlar öncesi bir şahıs ve eserden söz ettiğimizi sanıp bunun imkânsız olduğunu iddia edecekler elbette var. Bir de temsîl ettiği değerler sebebiyle Mehmet Âkif’e, Safahât’a, hattâ İstiklâl Marşı’na düşman olanların hop oturup hop kalkacaklarını biliyoruz. Bunların gürültüsüne pabuç bırakılmamalıdır. Çünkü bunlardan korkarsanız eğitimde müspet hiçbir şey yapmamanız gerekir. 

Safahât’ın ilkokuldan lise sona kadar okutulabilecek parçalar ihtivâ ettiğini söylemiş ve bir örnek vermiştik. Küfe şiiri yarım kalmıştı; devâm edelim: 

KÜFE

(Devam)

Adın nedir senin oğlum?

- Hasan

- Hasan, dinle.

Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.

Benim de yandı içim anlayınca derdinizi...

Fakat baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.

O bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni

Nasıl büyüttü? Bugün, sen de kardeşini,

Yetim bırakmayarak besleyip büyütmelisin.

- Küfeyle öyle mi?

- Hay hay! Neden bu söz lâkin?

Kuzum ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?

Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.

- Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın elini...

- Unuttun öyle mi? Bayramda komşunun gelini:

“Hasan, dayım yatı mekteplerinde zabittir;

Senin de zihnin açık... Söylemiş olaydık bir...

Koyardı mektebe... Dur söyleyim” demişti hani?

Okutma sen de hamal yap bu yaşta şimdi beni!

Söz anladım ki uzun, hem de pek uzun sürecek;

Benimse vardı o gün pek çok işlerim görecek;

Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan.

Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?

Bizim çocuk yaramaz, evde dinlenip durmaz;

Geçende Fâtih’e çıktık ikindi üstü biraz.

Kömürcüler Kapısı’ndan girince biz, develer

Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:

O yamrı yumru beden, upuzun boyun, o bacak,

O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!

Hakîkaten görecek şey değil mi ya?

Derken, 

Dönünce arkama, baktım: Beş on adım geriden,

Belinde enlice bir şal, başında âbânî,

Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;

Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,

Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:

Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetim...

Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:

Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...

Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!

Ayakta kundura yok, başta var mı fes? Ne gezer!

Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.

Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryâd;

Nazar değil o bakışlar, dümû’-i istimdâd.

Bu bir ayaklı sefâlet ki yalnayak, baş açık;

On üç yaşında buruşmuş cebîn-i sâfı, yazık!

O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan

Bir elliden mütecâviz çocuk ki, muntazaman

(…)

Birazdan oynayacak hepsi bunların, ne iyi!

Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,

-Ki ezmek istedi görmekle reh-güzârında-

İlel’ebed çekecek dûş-i ıztırârında!

O, yük değil, kaderin bir cezâsı ma’sûma...

Yazık, günâhı nedir, bilmeyen şu mahkûma!

Birkaç kelime:

Zâbit: Subay. Celbetmek: Çekmek. Âbânî: Üzeri turuncu iplikle işlenmiş, daha çok sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapılan sarımtırak bir kumaş. Pîr-i nûrânî: Nur yüzlü ihtiyar. Elîm: Acıklı. Çember: (Burada) Başa bağlanan tülbent. Dümû-i istimdâd: İmdat gözyaşları. Cebîn-i sâf: Saf, temiz alın. Mütecâviz: (Burada) Fazla. Muntazaman: Düzenli olarak. Reh-güzâr: Geçilen yol. İlel’ebed: Sonsuza kadar. Dûş: Omuz. Iztırâr: Çâresizlik, mecbûriyet. 

On dört (14) kelime öğrettiğimiz zaman bir ilkokul-ortaokul talebesi için bile çok sâde bir metinle karşı karşıyayız. Bu kadar anlaşılmayan kelime Türkçe kitaplarındaki birçok parçada da oluyor zâten. Henüz tam unutturulamamış kelimelere bu metinden birkaç misâl: Hiddet, ısmarlamak, mektep, hamal, tesâdüf, kundura, sefâlet, tabur, mâsûm, mahkûm… Küçük büyük yeni nesillerin kulağı bu kelimelere tamâmen yabancı değil zâten; sâdece hatırlatmak yetecektir. Safahât’ın birçok kelimesi böyledir. Şimdi yeni nesiller atalarının kullandığı bu kelimeleri öğrense, böylece onlardan kalan birçok eseri güzelce anlasa ve bu zengin kelime hazînesi ile duygu ve düşüncelerini ifâde etse iyi değil mi? Sâdece “iyi” değil, bu bir bekâ meselesidir. “Büyük Türkçe”yi diriltemezsek millet olarak varlığımız tehlikede demektir. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Muallim

Kıymetli hocam, yazınız için müteşekkirim. Hakikaten yazdığınız gibi bu mes'ele bir bekâ mes'elesidir. Lâkin herkes kör, ebkem ve sağır olmuşlar. 15 sene önceki kitapları anlamayan bir nesil vücûda getirdikleri için artık iftihar etsinler . Anne ve babasını inkâr eden “Batı tekkesi” (tabir şair Ece Ayhan’ındır) Prof. Şerif Mardin’in deyişiyle Cumhuriyet devrinde Türkiye’ye “şiiri unutturmuştur”. Bize önce şiiri unutturdular çünki muhakeme edemeyen ve her şeye itâat eden bir nesildi arzuları. İşe Safahatla başlamak fevkalâde ehemmiyetli olacaktır. Sizin gibi kalemlerin bu mes'eleyi Maarife intikal ettirmesi icab ediyor. Bu meselenin ızdırabını yaşayan bizler de fecâati gereken merci'lere anlatmak istiyoruz.

Oğuz Han

Sayın yazar gerçek dünyadan kopmuşsunuz. Doğru olsa Akp yapardı bunu.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23