• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Büyük Türkçe nasıl sarsıldı?

17 Temmuz 2023
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

 

Türkçe, bir nehrin geçtiği topraklardan bünyesine birçok unsûru kata kata aktığı gibi uzun târîhi boyunca çeşitli coğrafyalardan geçmiş, birçok milletle karşılaşmış, hepsinden bünyesine yeni unsûrlar katarak dünyâda kelime hazînesi en zengin dillerden birisi hâline gelmiştir. Öyle ki Türkçe üzerinde dikkatli bir çalışma Türk milletinin târîh içindeki mâcerâsını net olarak aksettirir. Bu yüzden eski bir yazımızda Türkçe için “Türk milletinin hâfıza kartı” demiştik. Evet, her büyük milletin dili gibi Türkçe de binlerce yıllık bir birikimin meyvesidir ve dil bu binlerce yıllık hayâtı kendi aynasında gösterir. Bundan dolayıdır ki hiçbir akıllı millet dilinin hiçbir unsûrunu değersiz görüp çöpe atmaz. Her bir kelimenin hem ifâde gücüne katkısı hem de târîhî mâcerâyı üzerinde taşıma husûsiyeti vardır. Hiçbirinden vazgeçilemez. 

Nihat Sami Banarlı imparatorluk kurmuş milletlerin bu sûretle zenginleşmiş, güçlenmiş dillerine “imparatorluk dilleri” ismini verir. Bir milletin bir zamanlar ulaştığı büyüklük, dilinden de anlaşılır. İmparatorluk dillerinin zenginliği bir zaaf değil bir iftihâr vesîlesi olmalıdır. Hem büyüklük devirlerimizin belgeleri olduğundan hem de dilin ifâde imkânını yükselttiğinden. 

Türkçe, önce daha çok bir şiir dili olarak tekâmül ve temâyüz etti. 20. yüzyılın başlarında nesir dili olarak da tekâmülünü tamamladı ve hem şiir hem nesir dili olarak oturdu. Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Ziyâ Gökalp, Ömer Seyfettin, Hâlid Ziyâ, Yâkup Kadri, Refik Hâlid Karay, Peyâmi Safâ, Ahmet Hamdi Tanpınar… zengin Türkçeyi eserlerinde büyük bir muvaffakiyetle kullandılar. Ama Türkçe bu en sâde ve zengin devresinde dünyâda hiçbir dilin karşılaşmadığı bir felâketle karşılaştı: Özleştirmecilik görünümlü tasfiye hareketi. Binlerce yılın birikimi olan büyük Türkçenin bilhassa İslâmî mâzîmizi hatırlatan kelimeleri dilden sökülüp atılıp yerine ya unutulmuş eski köklerden eğilip bükülerek ya da böyle bir külfete bile katlanmadan düpedüz uydurulmuş kelimeler getirilmek istendi. Maksat özleştirme gibi gösterilse de asıl hedef Türk milletinin kendisi gibi dilinin de İslâmsızlaştırılmasıydı. Aslında dilin İslâmsızlaştırılması milletin İslâmsızlaştırılmasının bir cephesi, belki en mühim cephesiydi. Çünkü insan dil ile düşünürdü ve İslâmsızlaştırılmış bir dille düşündürülen millet de kısa zaman içinde İslâmsızlaşırdı. 

Büyük ve acımasız bir tasfiye hareketi başladı. Bu hareket zaman zaman gevşese de bu hedefi benimsemiş kadrolar elinde serpintileri bugüne kadar ulaştı. Bugünkü nesillerin kelime fukarâlığının temelinde bu hareket vardır. Günümüz üniversite gençliğinin bile merâmını 300-400 kelime ile ifâde etmeye çalışmasının sebebi bu tasfiye hareketidir. Gençliğin mâzîden kopmasının ve kimlik kaybına uğramasının da en büyük sebeplerinden birisi bu kelimelerin kaybıdır. Dil hâfıza kartıdır ve tasfiye hareketi bu hâfıza kartını sıfırlamıştır. Yeni nesiller âdetâ gökten düşmüş gibi târîhsiz, mâzîsiz, hâtırasız, iftihârsız, mefkûresiz, ifâdesiz, irâdesiz, tefekkürsüz, tekellümsüz… öylece ortada kalıvermiştir. Hedef de buydu zâten, büyük ölçüde başardılar diyebiliriz. 

Bu tasfiye hareketine katılmayan, karşı çıkan, mücâdele eden yazar ve şâirlerimiz de olmuştur. Necip Fâzıl, Ârif Nihat Asya, Sâmiha Ayverdi, Nurettin Topçu, Târık Buğra, Emine Işınsu, Yavuz Bülent Bakiler, Mustafa Kutlu… gibi yazarlar zengin, hâtıralı ve mûsikîli Türkçemizle yazmaya devâm etmişlerdir. Yavuz Bülent Bakiler, bu tasfiyeci uydurma Türkçeyle mücâdele için “Sözün Doğrusu” adıyla eser de yazmıştır. D. Mehmet Doğan’ın bu husûstaki mücâdelesi destanlıktır ve hâlâ devâm etmektedir. Bir Lügat Bulamadım, Yüzyılın Soykırımı bu tasfiyecilik fecâatini anlatır. D. Mehmet Doğan, birçok eserinde bu felâkete temâs eder. Kadir Mısıroğlu da “Bin Uydurma Kelimeyi Boykot” kitabını yazmıştır.

Bu tasfiyecilik hareketine sâdece “sağcı” yazarların karşı olduğu sanılır. Oysa bunun dil için nasıl bir felâket olduğunu “solcu” yazarlardan da anlayan ve ifâde edenler çıkmıştır. Kemal Tahir, Attila İlhan bunlardandır. Attila İlhan liselerde Osmanlıca okutulmasını bile istemiştir. Şu sözler Attila İlhan’a aittir: “Ulusal Kültür Savaşı” adlı kitabında da yer alan 22 Mart 1983 tarihli yazısında “1960’lardan beri bu fikri savunuyorum” diyor, Türkiye’nin orta dereceli okullarında Arapçanın lisan dersi olarak düşünülmesinin, Batılı-bilimsel-çağdaş tutumun sonucu olduğunu vurguluyor ve şöyle devam ediyordu:

“Doğrudur fakat eksiktir: Bana sorarsanız, aynı şey Farsça için de düşünülmeli, üstelik Türkçe derslerine ‘Osmanlıca’ dersleri eklenmelidir. Osmanlıca, Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dil, Arapçadan da Farsçadan da yararlanmış ama ikisi de olmamış, yeni Türk kuşakları Osmanlıcayı anlayabilmelidirler ki gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilsinler.” (Tunca Arslan - Attila İlhan ve Osmanlıca, Aydınlık, 12. 12. 2014) Ne kadar şaşırtıcı, değil mi?

Akıl, iz’an, idrâk, insâf, vicdân sâhibi ve kendini büyük bir mâzîye bağlamaktan çekinmeyen beyinler için yol budur. 

İsmet Özel, herkesin bildiği bir şâir-yazarımız. Onun bir sözü: Türklerin bünyesinde Kur’an’dan çıkma bir dil, lisân ve lügat var.

Cemil Meriç de bu tasfiyecilik hareketine karşı çıkmıştır ve onun tenkîdi her zamanki gibi bir ifâde ve uslûp hârikasıdır: 

“Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların… Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil, ülkesizlerin.” (Bu Ülke)

Cemil Meriç’in şu sözü de meseleyi kökünden kavrayıcıdır:

“Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: kamusa.” (Bu Ülke)

Kâmûs, sözlüktür; yani kelime… Bizde maalesef önce kâmûsa; yâni hâfızamıza, kendimize, kelimemize, nâmûsumuza, yâni varlığımıza kastetmişlerdir. 

NOT: 15 Temmuz şehitlerine Allah’tan rahmet, gâzîlerine sıhhat-âfiyet dilerim. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

tefsirci

faruk kadri timurtaşın uydurma olan&olmayan yeni kelimeler sözlüğünü okuyalım.hiç1şeyci(uydurmacı)lerin muadil sözlükleri vardır,itimat etmeyin

Korkut

Allah razi olsun dizden duydurukcaden,kurtulalim kanit,yanit,somut ozut,onur selli salli ve bir cok var.aklima getiremedim.birde.yabanvi diller var.ingilizce fransizca kelimeler.bir dukkanda baktim komagene yaziyor.merak ettim hangi dilden diye meger on binyil once gecmis bir kavim dili.ne kadar meraklilar.market kuafor.resturant bilmem neler Turkce konusmaya utaniyorlar.gibi.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23