Bunların İslâm düşmanlığı köktendir, değişmez!
Seyyid Ahmet Arvasî, meşhûr ismiyle “Arvasî Hoca” 31 Aralık 1988’de, yani bir mîlâdî yıl başı gecesi daktilosunun başında rahmet-i Rahman’a kavuşmuştu. Merhûm yıl başı için yazdığı yazıda “Bugün, 31 Aralık 1988… Yarın 1 Ocak 1989… Bu gece, duvara yeni bir takvim asacağım. Bugün ve gecelerin benim için başka bir anlamı yok. Yani alelâde bir gün…” diyerek hem mü’mince duruşunu göstermiş hem de son dersini vermişti. Hocayı hasretle ve rahmetle anıyoruz. Bu vefât yıl dönümünde sanki bugün yazılmış gibi tâze bir yazısını paylaşmak isterim.
CHP sözcüsü Faik Öztrak’ın, “Bu ülkede sâdece Müslümanlar yaşamıyor. Ayasofya’yı açarak Cumhûriyeti yok saydınız. Bu kararlar yıkılmış Osmanlı’nın hukûkuna dayanarak Cumhûriyet’in hukûkunu yok saydı” sözleri henüz zihinlerde tazeyken, bir taraftan CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dindâr ve muhâfazakârlarla helâlleşme çağrıları yaparken öbür taraftan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4-6 yaş Kur’an kursları için “orta çağ zihniyetine yönelme” dediği, CHP’li belediye başkanlarının PKK’lıları kadrolara yerleştirdiği haberlerinin konuşulduğu bu günlerde bu yazının tam zamanı. Görülüyor ki bu zihniyetin dünden bugüne en belirleyici vasfı İslâm düşmanlığıdır ve bu fıtrat ve misyonları aslâ bitmeyecektir. Helâlleşme çağrıları ve bir kısım cemaatlerin bile oyunu alabilecek komplimanları bir aldatmacadan ibârettir. Arvasî Hoca, bunlara toplu olarak “Sözde Aydınlar” diyor.
SÖZDE AYDINLAR
“Sözde aydınların” en belirgin özellikleri, kendilerini “halktan üstün” görmeleri ve “halka tahakküm arzusu” taşımalarıdır.
Bunların “halkçılık” ve “demokratlık” maskelerini sıyırınız, altından çıkacak “mutlu azınlık” ve “diktatörlük” hırslarını görürsünüz.
Bizzat yaşayarak öğrendik ki, bu “sözde aydınlar”, kendilerini zayıf ve sizi güçlü hissettikleri zaman, derhal bir kedi gibi uysallaşırlar, tatlı ve okşayıcı sözler ve iltifatla etrafınızda dolaşırlar; sempatik, hoş sohbet, barışçı, uzlaşmacı ve “özgürlükçü” kesilirler. Aksine kendilerini güçlü ve sizi zayıf durumda gördükleri zaman, derhal saldırgan birer kaplan gibi azgınlaşırlar; acı, kırıcı ve sert sözlerle sizi yıldırmaya ve boyun eğmeye zorlarlar; kaba birer savaşçı ve uzlaşmaz birer devrimci kesilerek sizi susturmaya çalışırlar; okuduğunuz gazete, dergi ve kitaplara bile müdahele etmeye kalkışırlar; ortam müsaitse, yandaşlarına güvenerek çeşitli şikâyet ve ihbarlarla sizi sıkıntıdan sıkıntıya sokarlar. Evet, bunları, vakti ile yaşadık. Hem de kaç kere!...
Bir de bunların “örgütlendiğini” ve “iktidar” olduklarını düşünün. Düşünmeye gerek yok. Vaktiyle birkaç defa bunu da yaşamadık mı? O günleri, unutmaya imkân var mı? Bir daha o günlerin tekrarlanmasını istemek mümkün mü?
Şimdi, “hafıza-yı beşer nisyan ile mâlûldür” lafına güvenerek, karşınıza dikilip aldatıcı sözlerle sizden “destek” isteyen bu “sözde aydınlara” şöyle söyleyiniz: Biz millet olarak, sizlerin Anayasa’ya ne derece bağlı olduğunuzu, demokrasiden ne anladığınızı, fikir ve düşünce hürriyeti konusundaki tutumunuzu, dîn ve vicdan hürriyeti sahasındaki tavrınızı, laiklik anlayışınızı, tarih, kültür ve medeniyet görüşünüzü, adalet ve medeniyet görüşünüzü, adalet ve kardeşlik duygularınızı bilfiil yaşayarak öğrendik ve unutmadık, unutmaya da niyetli değiliz.
Ayrıca şunu da ilave ediniz: Biz, sizin makam ve mevkileri, kurum ve kuruluşları nasıl ele geçirdiğinizi, yandaşlarınıza nemenem arpalıklar hazırladığınızı ve hasım tanıdığınız kişi ve grupları, fırsat buldukça, nasıl ezip sindirdiğinizi de asla unutmak niyetinde değiliz.
Sakın, bize ıslâh olduğunuzu ve artık “eski hatâları” tekrarlamayacağınızı söylemeyiniz. Çünkü, daha önce de bizleri böylece uyuttunuz. Artık tecrübelerimizle ve bizzat yaşayarak öğrendik ki, “huylu huyundan” vazgeçmiyor. Herkes tabiatının gereğini yapıyor. Şunu kesin olarak biliniz ki, sizin yapınız ve kuruluşunuz bize ters…
Artık açıkça müşahede ediyoruz ki, sizler, aile yapınızla, giyim ve kuşamınızla, dil ve inançlarınızla, zevk ve eğlencelerinizle, düşünce ve davranışlarınızla, gündüz ve gecenizle, oturup kalkışınızla, bugüne, düne ve yarına bakışınızla bize ters düşüyorsunuz. Bizim sevdiklerimizi sevmiyor, sevmediklerimizi seviyorsunuz. Aynı duyguları ve heyecanları paylaşmıyoruz. Bu halinizle size nasıl destek olabiliriz?
Bizi çaresiz mi sanıyorsunuz? Hiç merak etmeyiniz, biz millet olarak, bizim gibi inanan, bizim gibi düşünen, bizim gibi duyan ve tamamı ile “bizden olan” gerçek aydınlarımızı yetiştirmek için seferber olmuş durumdayız. Yepyeni ve aydın bir gençlik kadrosu, bütün ihtişamı ile geliyor. Hiç şüphe etmiyoruz ki, bunlar, bütün sahteliklere son vererek muhtaç olduğumuz rönesansı gerçekleştireceklerdir. Zaten, siz de fark ediyorsunuz, sizin fonksiyonunuz bitmek üzere, onun için çığlık çığlığa tepiniyorsunuz. (S. Ahmet Arvasi, Devletin Dini Olur mu?, Burak Yayınevi, 1999, s. 35)
NOT: 1-Vurgular bize âittir.
2-Yazının imlâsı kitaptaki şekilde muhâfaza edilmiştir.