Amerika-İsrail suç örgütünün ‘ölüm’ saçtığı bir süreçte hangi spor!.
Amerika-İsrail suç örgütünün ‘ölüm’ saçtığı bir süreçte hangi spor!.
AHMET GÜLÜMSEYEN
Amerika-İsrail’in öncülük ettiği, ittifakları/suç ortakları Almanya-Fransa-İngiltere ve İtalya gibi ülkelerinin desteklediği siyonist anlayış, İslam coğrafyası Filistin-Lübnan-İran bölgelerinde kan dökmeye devam ediyor. Bu saldırılarda on binlerce masum insan hayatını kaybederken, ölenlerin daha fazlası yaralandı. Yaralananların birçoğu ya bir uzvunu kaybetti ya da sağlığından oldu. Tüm bu yaşananlar sporla o kadar bağlantılı ki. Bugün bu satırlarda zaman zaman hareket eğitimi ve sporun engelli bireyler için önemine dikkat çekip, diğer yanda Amerika-İsrail isimli suç örgütü, masum insanların savaşın etkisiyle engelli bırakmaya devam ederken, imkânsızlıklar içinde sağlık hizmetlerinden mahrum kalanlar İslam coğrafyası insanı yaşadığı dram vicdanları sızlatmaya devam ediyor…
SORGULANAN BABANIN ÇOCUĞUNA İŞKENCE
Amerika-İsrail bomba ve mermilerin düştüğü yerde kan ve gözyaşı var. İslam topraklarında Müslümanlara yaşatılan ve tarihin hiçbir döneminde bu denli acımasız, insanlık dışı bir durum yaşanmadı. İsrail katil sürüleri Gazze’de 1 yaşındaki bebeğe, babasını sorgusu sırasında itirafa zorlamak amacıyla işkence yaptığı haberini okuyoruz. Anadolu Ajansında yer alan haberi, görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail askerleri, babayı ve oğlunu askeri kontrol noktasına götürdü ve ikisini de soyarak sorguya aldı. Askerler, babanın gözü önünde bebeğin bacağında sigara söndürdü, vücuduna sivri cisimlerle zarar verdi ve bacağına çivi batırdı. Adına savaş denilmeyecek, Amerika destekli İsrail’in Müslüman topraklarında yaşattığı böylesine barbarca, böylesine vahşice bir durum…
İNSANLIK DIŞI, HUKUK TANIMAZ İSRAİL
Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Temmuz 2024 tarihli kararında, İsrail'in Filistin topraklarını işgalini yasa dışı ilan etmiş ve Batı Yaka ile Doğu Kudüs'teki tüm yerleşimlerin boşaltılmasını talep etmişti. Filistin verilerine göre, sadece şubat ayında Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, Batı Yaka genelinde 511 saldırı düzenledi ve 7 Filistinliyi öldürdü. Kadın-erkek, çocuk-yaşlı ayırt etmeksizin düzenlenen saldırılardan en fazla etkilenenler arasında çocuklar yer alıyor. Oxford Üniversitesinden Emeritus Profesör Avi Shlaim geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmasında, ‘siyonizmin tüm olumsuz yönlerini barındırdığı’ belirterek, insanlıktan nasiplenmeyen İsrail’in ne denli hukuk tanımaz bir tavır takındığını ortaya koyuyor; “İsrail'in Gazze Şeridi'ne yaklaşık iki yıl boyunca düzenlediği ağır saldırlar, daha nicesinin tespit edilemediği çok sayıda can kaybının yanı sıra, geride kalanların tüm hayatlarını da etkileyecek yaralar açtı. Gazzeli çocuklar, henüz küçük yaşlarında anne ya da babalarının kayıplarına tanık oldu, güvenli olduğunu düşündükleri evleri bombalandı, saldırılardan kaçmak için defalarca yerlerinden edildi…” İsrail'in Gazze'de işlediği savaş suçlarını araştırmak üzere kurulan küresel ve bağımsız girişim Gazze Mahkemesinin 2025 yılı Ekim ayında İstanbul'da düzenlenen nihai oturumu kapsamında, "Suçlar ve Tanık İfadeleri" panelinde, El-Aksa Üniversitesinde edebiyat ve kültürel çalışmalar alanında görev yapan Haider Eid, yaşadığı zorunlu yerinden edilmeleri ve Filistin halkının İsrail nedeniyle maruz bırakıldığı yıkım ve bölgede yaşanan olayları anlatıp, sürecin canlı tanıkları olarak tarihe geçtiğini belirtti. Yaşananların tarihsel arka planına işaret eden Eid, Gazze'deki soykırımın köklerinin 1948 Nekbesi'ne uzandığını söyleyerek, ailesinden 54 kişiyle birlikte, El-Aksa Üniversitesinden 39 meslektaşını ve 280’i aşkın öğrencisini kaybettiğini, ayrıca mahallesinin, evinin, çocuklarının okulunun ve üniversitesinin yok olduğunu anlattı…
DRAM, GÖZYAŞI VE ÖZLEMİN KOL GEZDİĞİ COĞRAFYA
Gazze’de çocuk olmak, İsrail soykırımından dolayı çocukluğunu yaşayamamak anlamına geliyor. Siyonistlerin alçakça saldırıları sonrasında günahsız yaşta anne ve babasız, yetim kaldılar. Güvenli olduğu evlerinin bombalanması yetmedi, bomba ve kurşunlarına hedef olmamak, saldırılardan kaçmak ve hayatlarını sürdürebilmek için defalarca yerlerinden edildiler. Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr Belah'taki Bureyc Mülteci Kampı'nda yaşayan 7 yaşındaki Yusuf Avad da bu çocuklardan sadece biri. İsrail'in haziran ayında Gazze'de düzenlediği saldırıda annesiyle eve dönüş yolundayken, Yusuf hem annesini kaybetti hem de tekerlekli sandalyeye bağımlı hale geldi. Annesiyle eve dönüş yolunda oldukları sırada saldırıya uğradıklarını söyleyen 7 yaşındaki Yusuf yaşadıklarını "Yolda gidiyorduk, bir anda saldırı oldu. Sırtımdan yaralandım, annem ise hayatını kaybetti. Başka bir şey bilmiyorum" şeklinde özetliyordu. Yusuf şimdi, Gazze dışında tedavi olmak için kendisine uzanacak yardım elini bekliyor. Katil sürüsü İsrail’in uzun yıllar açık cezaevine dönüşen, sonrasında soykırım, işgal, gasp ve insanın aklına/hayaline gelmeyecek derecede acımasızca bir yaşamın hüküm sürdüğü coğrafyada gözyaşı ve kanın akmadığı, ölümsüz bir gün geçirilmediği bir süreç yaşanıyor. Dünyanın gözü önünde bitmek bilmeyen bu acı tabloya, ne yazık ki her gün yeni acılar/dramlar/kayıplara her geçen gün yenileri ekleniyor…
SPOR CAMİASI AMERİKA-İSRAİL’E SESSİZ KALMAMALI
Amerika-İsrail ortak yapımında gerçekleyen Filistin, İran ve Lübnan saldırılarının ardı arkası kesilmediği bir süreçte, toplumsal duyarlılık adına kime, ne görev düşüyor. “Bir insanı haksız bir şekilde öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibi olur” şiarına sahip bir dinin mensubu olarak sürecin kafirlere/küffarlara karşı nasıl bir tavır /yaklaşım içerisindeyiz! Dünyada milyarlarca Müslüman olarak, imanımızın gerekliliğini zamanında yerine getirseydik, durumun böyle olmayacağını herkes biliyor. Soykırımı durdurmak için ciddi bir hamle/yaptırım içerisine girememenin eziklik ve mahcubiyetini yaşıyoruz. Nasıl yaşanmasın ki! İnsanlığın ‘öldüğü’ bir atmosferde, siz spordan bahsetmeniz mümkün değil. Böyle bir buhranlı havayı dağıtmak için bırakın spor camiasının tepkisini, katil sürüsü İsrail’i temsil eden kulüp ve sporcular, uluslararası müsabakalarda boy göstermeye devam ediyorlar. Sporda kural koyucu, yöneten ve yönlendiren FIFA, UEFA, FIBA ve IOC gibi kuruluşlar, çoğunluğu çocuk ve kadın, on binlerce Filistinliyi katleden katil sürüsü İsrail’i temsil eden isimlere müsabakalarda yer almasına müsaade devam ediyor. Kuruluşların ülkemizdeki ‘temsil’ makamları içerisinde yer alan TMOK, TBF ve TFF gibi kuruluşlar da, Filistin’deki gibi soykırıma karşı net bir tavır sergilemediğine şahit olmaktayız. UEFA’nın Galatasaray’ın Juventus deplasmanında seyircisiz oynama cezası vermesi, Fenerbahçe basketbol takımı İsrail’in Maccabi Rapyd deplasman maçını güvenlik sebebiyle Sırbistan’da oynaması, aynı şekilde Türk Telekom’un İsrail’in Hapoel Midtown takımı ile yine Sırbistan’da karşılaşması, uluslararası spor kuruluşlarının İsrail’e yaptırımlarındaki çifte standart, ikiyüzlülüğünden başka bir manaya gelmiyor. Gazze’de 1000 kişi hayatını kaybedip, yüzlerce spor tesisi yıkıldığı, spor camiası için böylesine ağır suç olarak nitelendirilecek durumun kabullenir bir tarafın olmaması gerekiyor. Uluslararası spor kuruluşlarının İsrail’e karşı her hangi bir yaptırım uygulamamasına gösterilecek onlarca örnekten birisi de, İsrail temsilcisi Maccabi Rapyd-Panathinaikos maçında İsrailli taraftarlarının Milli Takımız ve Panathinaikos başantrenörü Ergin Ataman’a yaptıkları hakaret içeren ‘küstahça’ tezahürata, FIBA’nın sadece ve sadece 12 bin euro ceza verilmesi. Bu ve benzeri onlarca örnek var. Hal böyle olunca da diyoruz ki “Sizin, ikiyüzlülüğünüzü yansıttınız sporunuz batsın!” Böyle bir süreçte, İsraillilerin masum ve savunmasız insanlara karşı yaptığı saldırılara karşı her defasında sesini yükselterek, adeta insanlığın sesi olan Manchester City teknik direktörü Pep Guardiola’nın "Dünyada neler olup bittiğine bakın, inanılmaz bir kaos içindeyiz ve kimse parmağını bile kıpırdatmıyor. Her şey perde arkasında gerçekleşiyor. Dünya çökecek ve biz hâlâ bir tarafın ya da diğer tarafın karanlık sanatlarından bahsediyoruz. Bundan daha önemli şeyler var" şeklindeki konuşması geliyor akıllara. İnsani, cesur yürekli Guardiola’nın bu görüşünü yazıya dökülüp, büyütüp spor alanlarına asın ki, çocuk ve gençlerimiz, insanlık için ders olsun. Dünya ve ülkemizde sporu/futbolu insanlığı ‘uyutma’ aracı, toplumda milli ve manevi değerleri yok etme, huzuru bozmasına daha fazla müsaade edilmemeli…