• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can
Ahmet Can
TÜM YAZILARI

Koronavirüsün Gizlenen Faydaları

22 Mart 2020
A


Ahmet Can İletişim: [email protected]

Koronavirüs son on beş gündür yoğun bir şekilde gündeme oturdu. Bir musibet bin nasihatten iyidir bazen. Bu musibetin ilk aklıma getirdiği kendinden emin, her işi tıkırında, rutin insan refleksine bir uyarı olması… Rutin insan ölümü hatırlamamak için türlü eğlencelerle bir tür afyonlanma yaşar. Modernizm öyle sıkıcı bir hayat sunmuştur ki, bunu sadece kendi izin verdiği afyonlarla dayanılabilir hale getirebilirsiniz. Alışveriş merkezleri artık sadece kapitalistlere değil, faşistlere, ne oldum delisi İslamcılara bile fazlasıyla seçenek sunuyor. Televizyon, bu afyonu layıkıyla tüketemeyen, uzaktan ağzının suyu akarak izleyen yurdum insanına alternatif dönüşümün nasıl olması gerektiğine dair bilgi veren bir araca dönüştü. Kitle, bazı büyük yazarlar tarafından da zaten akıl sağlığı olmayan, yönlendirilmeye müsait, çocuksu kalabalık olarak tasvir edilir.

Şimdi bu kitle bir evrim geçiriyor ve artık ellerini dezenfekte ediyor, enfekte olmaktan korkuyor. Muhatabına beş metre uzaktan konuşuyor, öyle vıcık vıcık öpüşmeler falan bitti. Kemalist cepheden tanıdığım bir arkadaş cebinden dezenfektan çıkarıyor. ‘Peki ruhunu nasıl dezenfekte edeceksin’ diyorum. Neden diye soruyor, ‘hiiiç, sadece içimden geçti’ diyerek geçiştiriyorum. 

BU BÖLÜMÜ PAZAR KAHVALTISI YAPARKEN OKUMAYIN

Hayat, bir tehlike yoksa anlamını yitiriyor ve uyarıların ağır olması da bu virüsün tersinden bir iyileştirme olarak da okunabileceğini doğruluyor. Çin’de hava kirliliği yüzünden ölen binlerce prematüre çocuğun hayatını kurtarmış koronavirüs. Türkiye’de de havanın temizlendiği söyleniyor. Nasıl ki necaset bize göre pislik, ama başka bir canlı türü için nimetse ve onunla karnını doyuruyorsa bu virüsü de öyle görelim. 

PARANOYA ÜLKEYİ ELE GEÇİRDİ

Ben bu yazıyı yazarken virüsten dokuz kişi hayatını kaybetmiş, altı yüz yetmiş kişi ise enfekte olmuştu. Ama bu bile paranoyayı kamçılamaya yetti. Marketlere koşan ve birkaç aylık erzak depolayanlar. Hepsini saymayacağım, ama insan ne kadar egoist değil mi? Marketlere dolup tüm rafları boşaltınca, bir başkasının gerçek bir ihtiyacı olduğunda ne yapacağını kimse düşünmüyor. Otobüste, tramvayda, metrobüste İstanbul’un her yerinde veba gibi bu koronavirüs konuşuluyor. Suriye’deki savaş başladığından beri kaç yüz bin insan öldü, kimse bilmiyor. Ama dünyada koronavirüsten ölen kişi sayısını on yaşından doksan yaşına kadar herkes biliyor, takip ediyor. Çünkü Suriye’de ölen insanlar bir virüs kadar bile önemli değil toplum için… Orada savunmasızca ölüp gidiyor Müslümanlar. Ama virüs kıtalararası geziyor ve muhatabı toplumun tüm katmanları. Başkanlar, vekiller, sanatçılar kimseyi ayırt etmiyor. Oğlunu askere göndermeyebilirsin, paran var. Ama virüsten kaçamıyorlar. İşte böyle tuhaf bir durum…

KAYBEDECEK BİR ŞEYİ OLMAYANLAR VİRÜSE NASIL BAKIYOR

Kaybedecek bir şeyleri olmayanların şimdilerde daha dingin olduğunu gözlemliyorum. Onlar içlerinde biriktirmiş oldukları mutlu, işi tıkırında insanlardan, kapitalist toplumdan bu virüs vesilesiyle bir tür gizli intikam alıyorlar. ‘Modern insan kendi pisliğinde boğulacak’ sözü artık tezahür etmeye başladı. 

CANAVARCA BİR YORUM: YAŞLILARIN ÖLMESİ BÜTÇEYİ RAHATLATACAK  

İnsan bazen canavardır ve onu dizginlemek imkânsızdır. İnternette karşıma çıkan ve kan donduran bir yorum. ‘Yaşlılar bu virüsle ölecek, emekli maaşları ve sağlık harcamaları azalacak. Böylece ülkelerin bütçe açısından ellerini rahatlatacak’.

Bu insanın yaşlı annesi, babası, dedesi veya empati yapabileceği kimsesinin olmaması aslında ne kadar iç acıtıcı… 

Yaşlılarla ilgili bu acımasız yorumu yapan kişi moda sektörünün de çökeceğini söylüyor. Bu kehaneti inşallah gerçekleşir ve şımarık, zayıf karakterli küçük burjuva, sanal özgüven duygusundan mahrum kalır. 

Son seksen yıldır Kemalizm, milliyetçilik, benmerkezcilik, statü endişesi gibi hastalıklı birçok kafa üretti bu topraklar. Şimdi tohum olarak devlet müfredatta ne ekerse eksin, gençler İslamcı ama biraz Kemalist, ülkücü ama biraz kapitalist, solcu ama biraz takiyyeci, anlamsız bir şey çıkıyor ortaya… Son bahsettiğim yorumcu da öyle… Hem çok acımasız bir şekilde ‘yaşlılar ölsün’ derken, öbür yanda antikapitalist tavırla modayı da reddedebiliyor. 

GÖRKEMLİ KAYBEDENLER

Gençliğinde ilgi ve alakadan başı dönmüş, bir süre sonra gözden düşmüş yaşlı bir kadın karakter canlandırın kafanızda. Bu kadın mahallenizin bir sakini olsun. İkindiye doğru evden çıkıyor ve her gün akşam saat dokuzda evine geliyor. Kimse artık onun sanatıyla, büyülü sesiyle ve güzelliğiyle ilgilenmiyor. Çünkü bunların hepsini kaybetmiş. İnsanlardan kopuk, antisosyal bir yaşantısı var. Akli melekeleri de sıkıntılı. Gözlerinde iliklere işleyen bir yalnızlık ve yüzündeki çizgilerde adeta görkemli kaybedişin resmigeçidi var. Gündeme dair hiçbir şeyden haberdar olmayan bu kadın mahalleye akşam saat dokuzda giriyor ve o anda sağlık çalışanlarına destek için insanlar pencerelerden alkış tutmaya başlıyorlar. Yaşlı kadın o anda ellerini kaldırıyor ve insanları selamlıyor. Gözünden bir anda mutluluk yaşları boşalıyor. O kadın neler kaybettiyse, güzellik, kariyer, muhakeme yeteneği, bizler çok daha fazlasını kaybettik. Ve bu gidişle kaybetmeye de devam edeceğiz.

15 SENE ÖNCE YAZILAN KORONAVİRÜS KEHANETİ

 Kehanetler (Gelecekte sizi neler bekliyor) isimli 2005 basımlı kitabın 210. sayfasında yer alan adeta koronavirüsü haber veren şu satırlar bir anda gündeme oturdu;

2020'lerde, akciğerleri ve bronşları ciddi oranda etkileyen, tedaviye ise zalimce direnen zatürre benzeri bir hastalığın patlaması nedeniyle ortalıkta ameliyat maskeleri ve plastik eldivenlerle dolaşan çok daha fazla insan göreceğiz. Hastalık hakkında kafa karıştırıcı olan şey ise, bir kış boyunca müthiş bir paniğe yol açtıktan sonra, on yıl içerisinde hem sebeplerini hem de tedavisini gizemli bırakarak tamamen ortadan kaybolması olacak.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sirtaki

"Kaybedecek bir şeyleri olmayanların şimdilerde daha dingin olduğunu gözlemliyorum." ifadesiyle konuyu ciğerinden yakalamışsınız. Ömrünü köle gibi karın tokluğuna çalışarak geçirenlerin haram kazançlarla zenginleşmiş efendilere karşı bir tür intikam tatminine yorulabilir bu dinginlik. Lakin 1 yıllık erzağını milyonluk jipine doldurup fakir bir köylüden satın aldığı dağ evine yerleşen zengin için tehlike arz etmiyor bu virüs. Endüstri 4.0 sonrası artık köleliğine de ihtiyaç duyulmayan gereksiz fakirlerin ve boğaz ağrığı ihtiyarların ayak altından çekilmesi operasyonu gibi gözüküyor. Belki şunu da eklemek gerek; fakir tayfa evdeki çocuğuna süt götüremez hale gelirse kapitalist düzen için tehlike çanları o zaman çalmaya başlayacak. İşte o vakit virüsün bile yenemediği zengin efendilerin dünyasını gariban köleler yakacak. Yansın mı bu dünya? Sanki ben de bunu istiyor gibiyim. Ait olduğum sınıfı tahmin etmişsinizdir.

Birsu

Ahmet bey. Bugün 22 Mart Kuzu bayramı. Bu gece çok sayıda sabatayist piç doğacak. Belki virüs nedeniyle bu sene asgariye indirirler piç sayısını. Allah CC köklerini kurutsun.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23