Şükürsüz kalabalıklar
Şükürsüz kalabalıklar
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Hz. Mevlana, manevi yolların açılmasında doping etkisi yapan eseri Mesnevi’de, nimetin kıymetinin ancak o nimet kaybedilince anlaşıldığını söyler. “Sahip olduklarına şükretmezsen, sahip olmadığın şey seni esir alır” der. Dünya nimetlerinin insanın gözünü doyurmadığına, asıl olanın gönül gözünün doyması gerektiğine bahse konu kitapta sık sık değinir. Gönül gözü doymazsa az da çok da birdir vecizesini de buraya ekleyelim.
Hazrete göre insanın sorunu eksiklikten öte doyumsuzluğudur.
Benzer bir şekilde ibnü’l Arabi Hazretleri de “nimetin şükrü, onu vereni görmektir” der. “Kul, elindekini kendinden bilirse fakir; Hak’tan bilirse zengindir.” İnsan, sahip olduğuyla değil, farkında olduğuyla zengindir.
Bu iki büyük mutasavvıf sufiden örnek vererek başladım; çünkü internette birtakım kültür ajanları bilgi dönüştürme stratejilerine başladı. Bu ajanların faaliyetleri arasında önemli büyük şahsiyetlerin fikirlerini ünlü bir popüler kültür ikonuna söyletmek var. Kelimeleri biraz değiştirip ecnebilerin malı hâline getirmelerindeki asıl gaye, sahici fikri Allah adı geçirmeden aparmak. Böylece modernizme entegre olamayan arayıştaki gençleri new age akımlarına bulaştırıyorlar.
Popüler kültür, kendi eleştirisini de kendi eliyle yapar.
Bakınız, bu ülkede bankaların en büyük hırsızlar olduğunu söyleyen namuslu anarşist fikir mimarlarının kitaplarının hepsinin en iyi çevirisini bankaların yayınevleri yaptı. Yani “kapitalizm gölgesinden istifade etmeyeceği ağacı keser” sözü doğrudur.
Tekrar konumuza dönersek, sosyal medyada gördüğüm, Hiroyuki Sanada’ya atfedilen bir yazıyı sizinle paylaşacağım. Yaptığım alıntıdan sonra Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sini okuduğunuzda bahsettiğim kültür ajanlarını suçüstü enseleyeceksiniz.
İtalik bölüm Japon oyuncu Hiroyuki Sanada’ya ait olduğu iddia ediliyor. İnsan doğasındaki çelişkileri anlatıyor:
“Bazı insanlar evlerinde bir yüzme havuzu hayali kurar… Ama havuzu olanlar çoğu zaman onu kullanmaz. Sevdiklerini kaybedenler derin bir boşluk hisseder… Ama sahip olanlar çoğu zaman yanındakilerden şikâyet eder. Yalnız olanlar bir ilişki ister… Ama ilişkisi olanlar çoğu zaman kıymet bilmez. Aç olan biri bir lokma için her şeyini verir… Tok olan ise yemeğin tadını beğenmez. Arabası olmayan bir araba hayal eder… Arabası olan ise hep daha iyisini ister.
Mutluluğun sırrı şudur: Şükretmek.
Sahip olduklarını gerçekten görebilmek, değerini anlayabilmek.
Ve şunu unutmamak: Senin sıradan gördüğün bir şey için dünyanın bir yerinde biri her şeyini vermeye hazır.”
Kadim kitaplarımızdaki öğretileri alıp kullanan kültür ajanları hızla çalışıyor. Bu konuda bizim Müslüman aydınlarımıza da görev düşüyor. Biz kendi ilim havuzumuzu tam manasıyla kullanamazken ecnebiler kendi malları gibi kullanıyorlar.
Şükretme üzerine nitelikli ve akılda kalıcı âlimlerin sözlerini Diyanet İşleri Başkanlığı ufak bir kitapçık hâlinde toplayıp cuma namazı sonrasında dağıtabilir. Kitapların üzerinde şöyle bir ibare bulunursa iyi olur: “Okumayacağınız hâlde bu kitapları alırsanız kul hakkına girersiniz.” Kul hakkı da hak sahibi razı olmadıkça Allah tarafından doğrudan affedilmeyen, kulun kula olan borcudur.
Müslüman uyanık olur.
Saftorik işlerle uğraşmaz. Erken kalkar, detaylarda boğulmaz. Şeffaf ve net olduğu için düşmanı bile ondan emindir. Bugün insanlık, Müslümanların merhametine hayranlık duyarak dönüş yapıyor. Bu dönüşümü fırsat bilerek hâl lisanıyla örnek olmanın vakti gelmedi mi?