Beştepe’nin klozetlerinde boğulanlar
Beştepe’nin klozetlerinde boğulanlar
MURAT ALAN
Şunu da vurgulayalım önce..
Biz NATO hayranı falan değiliz. NATO’nun da batılı ülkelerin kurduğu diğer oluşumların da canı cehenneme. Türkiye’yi NATO’ya Erdoğan iradesi dahil etmedi ama o platformda ülkemizin hukukunu en iyi koruyan lider Erdoğan oldu.
Ben meseleye böyle bakıyorum.
Ve Erdoğan iradesinin İslam NATO’sunu arzuladığını da, yurtdışı ve yurtiçi ziyaretlerde defalarca onun yanında bulunmuş bir gazeteci olarak çok iyi biliyorum. İslam ülkeleri arasında, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi 3-4 lider daha olsaydı, bugün Çin’den Moritanya’ya uzanan geniş bir coğrafyada çok farklı şeyleri konuşuyor olurduk..
Şerh düştükten sonra gündeme geçeyim..
Dünya bu tarihe kilitlenmişti.. 7-8 Temmuz 2026..
Ankara Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. 32 üye ülkenin liderleri, protokoller, güvenlik önlemleri, mehter eşliğinde karşılamalar ve küresel meselelerin masaya yatırıldığı görüşmeler…
Türkiye, organizasyonun hakkını verdi; dünya da bunu takdirle izledi.
Yıllarca, “Beştepe şöyle, Külliye böyle” diye yıpratma kampanyası yürütenler, şimdi ne diyecek?
O meşhur “tuvalet” mevzusu, “sarayın günlük elektrik masrafı şu kadar” algıları, “altın klozet” yalanları…
Hepsi havada kaldı.
Çünkü Külliye, bugün dünyanın göz bebeği bir mekan olarak tarihe geçti.
Muhalefet yıllarca ne demişti?
“Sarayın tuvaletleri altın kaplama”, “her köşede lüks”, “israfın dibine vuruldu” daha neler neler..
Asıl sorulması gereken bir türlü sorulmadı..
O mekânın hangi vizyonla inşa edildi?
Külliye, tesadüfen yapılmadı. O taşlar, o sütunlar, o geniş salonlar, o teknolojik altyapı; hepsi “Bir gün dünya buradan yönetilecek”, “Türkiye buradan coğrafyasına yön verecek” öngörüsüyle dizayn edildi.
Modern, fonksiyonel, devlet protokolüne yakışır bir altyapı.
Binlerce misafirin ağırlandığı ve ağırlanacağı devasa bir kompleks..
“Sarayın günlük elektrik gideri 14 bin konuta bedel”, “ayda binlerce evin tüketimi kadar” diye manşetler atıldı, “millet karanlıkta, saray ışıl ışıl” diye ağızlar sulandı.
O “israf” dedikleri elektrik, Türkiye’nin itibarını yükseltmek, diplomasiyi güçlendirmek için harcanıyor.
Libya’dan Somali’ye, Sudan’dan Etiyopya’ya.. Ankara, Şam, Halep, Kerkük, Kudüs’ün meseleleri o elektrik hattından çekilen güçle aydınlanıyor.
Külliye’nin inşasından önceki süreci hatırlayın..
Çok değil 12 yıl öncesini bakalım..
Cumhurbaşkanı, sağlık ocağına benzer binalarda liderleri ağırlıyordu.
Protokol dar, imaj yetersiz, kapasite sınırlıydı.
Bugün Külliye var.. Mimari ihtişamı, güvenlik altyapısı, lojistik kapasitesiyle Türkiye’nin gücünü temsil ediyor.
“Külliyeyi yıkacağız” diyenler, “muhtar bile olamaz” kehanetlerinde bulunanlar, şimdi o Külliye’de Trump’ın da aralarında olduğu dünya liderlerini ağırlayan Başkan Erdoğan’ın fotoğrafına baksın. “Saraya gidilir mi?” tartışması yapanlar ise hâlâ tartışadursun; dünya Külliye’ye geldi.
Siz pavyonda bekleyin..
Ne zaman Külliye’nin klozetlerinden çıkacak kafanız merak ediyorum?
Hoş çok da takılmamak lazım, insan hangi kokuyu severse ona odaklanıyor demek ki..
Bu zirve, vizyonun zaferidir. Cumhurbaşkanımızın öngörüsüyle inşa edilen Külliye, sadece bir bina değil; Yeni Türkiye’nin sembolü.
Yıllarca “israf” diye linç edilen bu mekan, bugün küresel barış ve diplomasi için bir platform oldu. Savunma sanayi atılımları, proaktif dış politika ve güçlü altyapı bir araya gelince Türkiye “ev sahibi” olmaktan öte, “oyun kurucu” konuma yükseldi.
50 milyar dolarlık askeri bir anlaşma havuzu oluşturuldu. Türkiye tarihinde ilk defa ihracatının yarısından fazlasını NATO ülkelerine yapar hale geldi. Eskiden NATO ülkelerinden silah alan, hibe için olmadık tavizler veren ülkeydik. O zaman sağlık ocağından bozma Çankaya’ya bayılırdı bizim azılı muhalifler.
Şimdi NATO’ya milyar dolarlık ihracat yapıp, kimseden eski püskü savaş gemisi dilenmediğimiz için kafaları Külliye’nin klozetlerinden çıkmıyor.
“Kaçak Saray” iftirasıyla küçümsedikleri Külliye bugün dimdik ayakta, mehter marşları çalıyor, Türk bayrağı dalgalanıyor ve dünya liderleri burada ağırlanıyor. Özetle Külliye’ye dünya geldi; Türkiye göz doldurdu. Gerisi laf-ı güzaf.